Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler

Seyyid Kutub'un Kız Kardeşi Emine Kutub ve 'Yolda' Kitabı

Emine Kutub ağabeyi Seyyid Kutub’un yolundan gitmiş, onun fikirlerini savunmuş ve bu uğurda yıllarca hapislerde yatmış korkusuz bir insan. “Şehitliğin ve zindanların kadın şairi” olarak ünlenen Emine Hanım mücadeleyle geçen bir ömrün ardından tek eser bırakmış bizlere: 'Yolda'. Munise Şimşek yazdı.

Seyyid Kutub'un Kız Kardeşi Emine Kutub ve 'Yolda' Kitabı
  • 21 Mayıs 2018, Pazartesi 23:56

Emine Kutub, ağabeyi Seyyid Kutub gibi Mısır’ın Asyut vilayetine bağlı bir köyde dünyaya gelir. SeyyidHamideEmine ve Muhammed olmak üzere dört çocuğu bulunan aile, yaşadıkları köyde saygı ve itibar görmektedir. Ancak bu güzel günler çocuklar için babalarının vefatı ile son bulur. Dayılarının talebi üzerine aile 1921’de Kahire’ye taşınır ve eğitimlerini burada alırlar.

Şehitliğin ve zindanların kadın şairi

Seyyid Kutub’un hayatını en ince ayrıntısına kadar takip etmek mümkün. Ancak kardeşi Emine Kutub hakkında ulaşabildiğimiz bilgiler oldukça sınırlı. Eğitimli ve münevver bir hanım olarak tanınan Emine Kutub, ağabeyinin izinden gider. Onun fikirlerini benimser ve bu uğurda her türlü tehlikeyi göze alır. Düşüncelerini anlatmak için toplantılar düzenler, konferanslar verir. Korkusuzca hakikati haykırır. Bu yüzden ağabeyi tutuklandığında ablasıyla birlikte o da hapse atılır. Hamide Kutub kısa bir süre sonra çıkmasına rağmen o, 10 yıl hapis cezasına çarptırılır. Bunun bir kısmında askeri hapishanede tutulur.

O günleri yaşayanlardan çok ağır işkencelere maruz kaldığını öğrendiğimiz Emine Kutub, ağabeyinin hücre arkadaşı Kemaleddin Senaniri ile evlenir. Bu pek normal bir evlilik değildir. Nikâhları kıyılsa da eşine ancak cezası bitince kavuşabilecektir. 20 yıl müebbet hapis cezası alan eşini büyük bir sabırla bekler Emine Hanım. Uzun yılların ardından kavuşurlar ama beraberlikleri sadece beş yıl sürer. Kemaleddin Senaniri, inandığı davayı anlatmaya devam ettiği için tekrar hapse atılır. Fakat bu defa dönüşü olmaz. İntihar süsü verilmiş bir cinayete kurban gider. ‘Şehitliğin ve zindanların kadın şairi’ diye bilinen Emine Kutub, 2007’de öte dünyada kendisini bekleyen sevdiklerine kavuşur.

Dini ilimlere, edebiyata ve felsefeye merakı olan Emine Hanım, ağabeyiyle tam bir dayanışma içindedir. En zor şartlarda bile bu bağın zayıflamadığını görüyoruz. Kardeşler zorluklara karşı birbirlerine tutunur, birbirlerinden güç alır. Yüz yüze görüşmelerinin mümkün olmadığı zamanlarda mektuplar devreye girer. Seyyid Kutub’un ona yazdığı mektuplar sonradan Ruhun Sevinci adıyla kitaplaştırılmıştır.

Ardında bıraktığı tek eser: Yolda

Münevver kinliğine ve birikimine rağmen Emine Kutub ardında tek kitap bırakmış: Yolda. Türkiye’de ilk baskısı 1969 yılında Dava Yayınları tarafından yapılan kitabın tercümanı Akif Nuri Karcıoğlu. Roman tadında 11 kısa hikâyeden oluşan kitapta Seyyid Kutub’un kendisine yazdığı bir mektuba da yer verilmiş.

Hikâyelerden bazıları Emine Kutub’un düşünce dünyasını yansıtan hidayet veya onun tabiriyle “imana dönüş” konusunu işliyor. Diğerleri ise bizi, hayatın kendilerine pek cömert davranmadığı büyük kederlerle sınanan karakterlerin dünyasına götürüyor. Konuları bakımından iki bölümde incelemek mümkün olsa da kitaptaki hikâyelerin birçok ortak yönü mevcut. Hepsi de Mısır’da geçiyor ve yaklaşık olarak 1940’lardan 1970’lere kadar uzanan bir zaman dilimini kapsıyor. Bazı hikâyelerde mekân belli fakat olayların geçtiği zaman dilimi hakkında kesin bilgi yok. Bu sebeple kitabın 1952 Hür Subaylar darbesinden önce mi sonra mı yazıldığını kestirmek zor.

Yine hikâyelerin hepsi karakterlerin iç dünyaları üzerine inşa edilmiş. Mekânı, zamanı veya olayları karakterlerin iç dünyalarına yansıdığı kadar öğrenebiliyoruz. Her şeye onların nazarından bakıyoruz. Dolayısıyla da Mısır toplumunun içinde bulunduğu sosyal, siyasi veya ekonomik durumdan, bunların kahramanları etkilediği kadar haberdar olabiliyoruz. Yazarın hayatını düşünürsek kitapta siyasi olaylara hiç yer vermemesi oldukça ilginç. Hatta kitapta geçen tek tarihi olay İsrail ile yapılan savaş. Ancak tarihi verilmediğinden bunun 1948 Arap-İsrail Savaşı mı; yoksa 1967 Yom Kippur Savaşı mı olduğu anlayamıyoruz.

Birbiriyle çatışan iki dünya

Hidayet konusunu işleyen hikâyelerde kahramanlar birbiriyle çatışan iki dünyanın ortasında bulurlar kendilerini: Batı taklitçiliğinden öteye geçmeyen modern yaşam ile İslami hayat biçimi. Batı’nın değerlerine göre şekillenmiş, lüksü ve eğlence hayatıyla göz boyayan modern hayata karşı İslam gerçek huzurun kaynağıdır ve varlığı anlamlandıran tek şeydir. Çatışma halindeki bu iki dünyanın birbirine bakışları reddiyecidir. Modern yaşamı benimseyenlere göre İslam; artık modası geçmiş düşüncelerden, anlamını yitirmiş hurafelerden ibarettir. 14 asır önce ortaya çıkmış bir dinin bugünün dünyasına cevap vermesi artık imkânsızdır. İslami hayat penceresinden baktığımızda ise modern yaşam; Müslümanları sömüren, dünyada fesat çıkaran Batı’nın kaleyi içten yıkmak için oynadığı bir oyundur. Sömürünün başka bir versiyonudur. Bu hayat tarzı arkası boş Batı taklitçiliğinden başka bir şey değildir.

Bu iki dünya arasında gelgitler yaşayan karakterler, farklı vesilelerle bir sorgulama sürecine girerler. Bazen bir yakının ölümü yol açar buna, bazen de uzun geceler boyu gökyüzünü ve yıldızların büyülü güzelliğini temaşa etmek… Bütün kahramanların yaşadığı bu sorgulama süreci kitapta kahramanların iç dünyalarına mercek tutan yoğun tasvirlerle anlatılır. Hikâyelerdeki karakterlerin hepsi eğitimlidir, okuyan ve araştıran insanlardır. İlginç bir şekilde hepsi de varoluş felsefesinin tesiri altındadır. Varoluşçuluğun filozoflarını okurlar, bunları arkadaşlarıyla tartışırlar. Nedense yazara göre varoluşçuluk, İslam’ın karşısında yer alan modern hayatın ta kendisi gibidir kitapta. Dolayısıyla asıl çatışma bu iki dünya arasında yaşanır.

Seyyid Kutub’un kız kardeşi üzerindeki etkisi

Bu hikâyelerde kuşaklar arasındaki çatışmalara ve farklılıklara da dikkat çekiliyor. Anneler, babalar veya amcalar kendi kültürüne ve değerlerine bağlı insanlar. Buna mukabil okuyan ve sonrasında bir meslek sahibi olan çocuklar kendi değerlerinden uzaklaşmış ve modern hayatı benimsemiş. Resmini çekmekle birlikte yazar bu durumun sebeplerini izah etmez bize. Genç nesli kendi değerlerine yabancılaştıran faktörler hakkında bilgi vermez.

Kitapta, Seyyid Kutub’un kız kardeşi üzerindeki etkisi çok açık bir şekilde görülüyor. Emine Kutub hidayet öykülerinde onun kavramlarıyla konuşur adeta. Hakikati bulmadan önceki hayat cahiliyeolarak tanımlanır. Karakterlerin kendi içlerinde yaşadığı mücadele aslında imanla küfrünsavaşıdır, yani bir tür cihaddır. Hepsi de hakikati bulma süreçlerinde Kur’an’a dönerler ve cevapları orada ararlar. Tebliğ en büyük vazifedir ve bu yüzden -işin ucunda akraba veya dostlarını kaybetmek bile olsa- hakikati anlatmak gerekir. Emine Kutub’a göre Müslümanların başına gelen her şey İslam’dan uzaklaşmaları ve onun özünü kaybetmelerinden kaynaklanır. Bu sebeple Kur’an’a ve İslam’ın kaynaklarına dönmek tek çaredir.

“Ruhumuzun hezimetinden savaşı kaybettik”

Bir Kalbin Doğuşu” başlığını taşıyan hikâyede Münha’nın, mektubunda Filistin sorunundan dert yanan Sena’ya yazdığı satırlar bu bakışı güzel yansıtmakta: “Biz Filistin’de söylendiği gibi askerimizin azlığından değil, ruhumuzun hezimetinden savaşı kaybettik. Biz Filistin’i ancak İslam’ın sihirli eli kalbimize dokunup onu canlandırdığı zaman kurtarabilir ve üzerimizdeki lekeyi temizleyebiliriz.”

Diğer öykülerde Emine Kutub, sıradan insanların dünyasına götürür bizleri. Seçkin ailelerin hayatından mevsimlik işçilere veya aşk acısı çekenlere kadar farklı karakterler karşımıza çıkar bu hikâyelerde. Bu hikâyelerin hepsi kahramanların yaşadığı büyük bir dram üzerine kurgulanmış: Üvey annesi tarafından ezildiği için evi terk eden bir genç, çocuklarının rızkını temin için hasta olduğu halde gece gündüz çalışan fedakâr bir baba, okumak için Amerika’ya giden nişanlısı tarafından terkedilen genç kız veya ailesine sırtını dönen nankör bir evlat…

Mısır toplumunun sosyo-ekonomik durumuna ayna tutan bu hikâyeler özellikle elit kesimle alt tabaka arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor: Lüks içinde yaşayan küçük bir gruba karşı, karnını doyurmak için ölesiye çalışmak zorunda olan insanlar. Fakat bunlarda da herhangi bir siyasi eleştiri veya değerlendirme yapılmamış. Bu noktada şunu sorabiliriz: Yazar yaşadığı sıkıntılardan dolayı bundan özellikle kaçınmış olabilir mi?

Yazımızı kitapta yer verilen Seyyid Kutub’un mektubundan küçük bir alıntıyla noktalayalım. “Biz başkaları için yaşamaya başladığımızda bu hayatı kendimiz için dolu dolu yaşamış olacağız. Başkalarına karşı hislerimizi arttırdığımız ölçüde, hayatımıza yönelik iyilikleri arttıracak ve nihayetinde bu hayatı arttırarak yaşamış olacağız.”

 

Munise Şimşek

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Kaynak: Dünya Bizim

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık