Advert
Advert

Ötelerden inen yağmur

İlahî adaleti bu dünyada arayanlar korkaktır. Korkaktırlar çünkü dünyayı böyle kutsamakla gerçeklik sezgisi bir dogma gibi dehşete...

Ötelerden inen yağmur

Bir dogma dünya beklentisindeler hep. Tanımadıkları insanların duası ulaşmıyor onlara. Zevkine eremedikleri bir bilgiye sabretmeleri için sen mi ikna edeceksin onları? Güldürme.

Ayaklarını uzattığın sehpanın üzerinde kimi açık, kiminin sayfaları kıvrılmış bir yığın kalın kitap. Bazıları iri puntolu, bazıları değil. Felsefeden söz edenlerin tartıştığı kavramlar, gerekçelerle ve analizlerle kendini meşgul edenlerin tasarladığı çokanlamlı dünyalar… Kim salata yıkarken şarkı mırıldandıysa, biri onu düşünüyordur. Diyorsun. Yine dehşete düşmüşler işte.

Kızarmakta olan mücverlerine baktın, ocağın altını kapadın. Kulaklarında 'Salve Regina'! Eskimiş bir erdem sizce neye benzer? Sorumluluk almadan inananlar, birine güvenmek sözkonusu olduğunda neden rahatsızlık duyarlar? Böyle bir yığın şey ilerliyor içinde. Soru formatları…

Halka halka doğradığın soğanlara tuz ve zeytinyağıyla birlikte biraz da şeker ekleyeceksin. Aklî düşünürler yemek tariflerini de küçümser. Gölgeleri terk etmiştir onları. Tanımadıkları bir eve gündelikçi olarak gitsinler. Bir haftalığına sadece. Yalnız kalamayan kadınlar ise kendilerine karamelize soğan yapmalılar.

Bâtın bir uğraştır eviçleri, maydanozun ruhuna benzer.

Gülüyorlar.

Avluda, kefeni içinde artık sızlamayan bir yürek. Etrafında toplananlar giderek artıyor. Kara gözlüklü, ütülü ceketli, seçkin bir kalabalık. Aralarında çocuklarına söz geçiremeyen anneler var ve niçin öldürdüğünü bilmeyen kardeşler… Kestane ağaçlarının sağlığını, kuyrukluyıldızların geçişini konuşuyorlar. Her şey konuşuluyor avluda bu ikindi vakti. Gitgide ağırlaşan, yoğunlaşan bir hayalî tabaka. Paslı gözlerin, buğulu bir camın ardından bakmak gibi, görmekte zorlanacağı…

Avluda konuşulmayan tek şey: Kendi ölümleriniz, ölüleriniz.

İnciler ansızın dizildikleri ipten koparak düşüyor, yeni cilalanmış bir koridorda hızla kendi kabuklarına doğru çekiliyorlar. Poyrazın yerinden oynatıp havalandırdığı kuşluk vakitleri, geç ikindiler, erken akşamüstleri bir toz fırtınasındaki gibi dönmeye, birbirlerine karışmaya başlıyor. Kolay kolay dinmeyen, aynı anda avludaki iç dünyalarda da esebilen bir fırtına olacaktır bu. Estikçe geride kalanların talihini defalarca dölleyecek, belirmelerle yok oluşları bir hortum gibi içine çekerek insanı kendi diplerinden uzaklara sürükleyecek bir fırtına.

Ve sonra yağmur. İlk damlalar avludan çıkarılmakta olan tabuta rahmet gibi dökülecek. Bir arındırma biçimi belki. Ötelerden inen.

Seçkin kalabalıktakiler, caddeye çıkan kapının önünde, daha iyi bir ev almaktan bahsediyorlar, yakındaki bir kafede kiş yiyecekler birazdan. Dünya kim bilir kimlerin elinde çal-kanmakta. Umut da korku da asfalt kenarlarında açmış gelinciklerle menekşeler gibi, seni dışarıda bekleyen yolun doğal güzellikleriymişçesine dizilmekte bir bir…

Yağmurda avlu. Biraz tedirgin edici. Islanan taşta mürekkep gibi leke bırakıyor hatıralar. Çınar ağaçlarından melankoli yükseliyor, göklere bakmayı özlemiş olmalılar, bir zamanlar yıldızların göründüğü gecelere.

Caminin iki yüzyıllık kapısı, ikindi namazından çıkan son ihtiyarın ardından ağır ağır kapandı. İhtiyarlar avludaki banka doğru minik Çinli adımlarıyla ilerliyorlar, her birinde kuzey yıldızının sabrı.

"Korkmayın! Ruhunuz ya ölüm anında alınır ya uykuda!" En büyük hayalinin bozkır rüzgârlarına, buğday tarlalarına karışmak olduğunu söyleyen biri geride kalanlara böyle bağırdı. Ruh avcılarına. Avlunun çıkışında. İhtiyarlardan daha iyi bildiğiniz şeyler ancak kendi icatlarınızdır. Ruhu siz icat etmediniz. Ne de ahireti. Siz sadece unuttunuz.

Dünya görüşünü haykıranlar ilgilendirmesin seni. Yufka gibi yürekleriyle en sert makalelerini yazsınlar isterlerse. Dünya yaltakçıları! Bildiklerini anlatma kibrine kapılmayan bir adamın kendine bakışındasın sen. Görmüyor musun, şu avludan çıktığında, başkalarının ölümü havada kapışılıyor. Sen dal rüzgârların uykusuna ve kırbaç şaklatmalarıyla rüyalarını terbiye etmeye kalkan gafil uyruklulardan uzak dur!

Bunları mı geçirdi dersin ihtiyar aklından… Sükût etmenin tecrübesi, işitiyorsun.

Dere yataklarından, harman yerlerinden kokular toplayarak karanlık çöktüğünde hayalî ateşini yaktığın, birbirini sevenlerin niçin birbirlerine tükürdüklerini anlamaya çalıştığın, pişirdiğin yemeklerden yayılan kokuların tepesinde toplaştığı bu büyük şehir avlusuna hep pencereden bakmadın tabii. Ölülerini de uğurladın sık sık. Anneni, babanı, anneanneni, halanı, dedelerini…

En çok korkuyu gördün. Başkalarının ölüsünü havada kapışanların tabut önündeki korkularını. Sen korkmadın. Pencerelerinden bakan bazı beyaz saçlı nineler de korkmuyor. Ağızbirliği etmişçesine susuyorsunuz. Ebedî çayırlarda yankılanan bir şarkıyı susuyorsunuz… Birlikte.

Alnını cama değdirerek yüzünü yerine takmaya çalışıyorsun. Yüzün solgun. Gözlerinin altında mor halkalar, dudakların çatlamış. Karşı pencerelerin gerisindeki mutfak dolaplarını görüyorsun; kulpları kopuk, kimi duvardan sıva dökülüyor; yağmur suyu sızdırıyor pervazlar. Çoktan kopmuş sanki kıyamet. Gökadalar dağılmış, gezegenler çökmüş kendi içlerine, yeniden doğmuşlar. Fizik ve kimya formülleri çürütüldükten sonra, yenileri bulunmuş.

Sonsuz uzay boşluğunda kendini yitiren insan zerresi.

Başkası Olduğun Yer, Leyla İpekçi, Timaş, İstanbul 2012

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
2017 MBSTS Sınav Duyurusu
2017 MBSTS Sınav Duyurusu
Nakil İsteyenler için 81 İl'in Şubat Ayı Münhal Kadroları Açıklandı
Nakil İsteyenler için 81 İl'in Şubat Ayı Münhal Kadroları Açıklandı