Advert
Advert

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Diyanet Radyo’nun konuğu oldu

​DİYANET HABER- Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Diyanet Radyo'nun canlı yayın konuğu oldu. Başkan Görmez, Çağatay Yetik’in sunduğu “Hayırlı Akşamlar” programında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Diyanet Radyo’nun konuğu oldu

Dini Haberler Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

DiniHaberler.com.tr:  

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Diyanet Radyo'nun canlı yayın konuğu oldu. Başkan Görmez, Çağatay Yetik’in sunduğu “Hayırlı Akşamlar” programında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Sakarya’da bir Kur’an Kursunda yaşanan olayla ilgili üzüntüsünü dile getiren Başkan Görmez, “Biz çocuklarla arkadaş olmuş bir Peygamberin ümmetiyiz. Biz, secdeye eğildiğinde sırtına çocuk bindi diye secdesini uzatan bir Peygamberin ümmetiyiz. Onun için ben gerçekten çok üzgünüm. O çocuğumuzu davet ettim ve “Hayatım boyunca artık sen benim dostumsun, arkadaşımsın” dedim. Senin şahsında bu muameleye tabi tutulmuş bütün çocuklarımızdan özür diliyorum dedim” şeklinde konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in konuşmasından bazı başlıklar şöyle:

“Yılbaşı öncesinde irad edilen hutbede kullandığımız dil ve üslup, eleştirileri hiçbir zaman hak etmiyor…”

Ülkemizde, gönül coğrafyamızda ve bölgemizde son yıllarda yaşadığımız acılar, mümin, Müslüman ve insan olarak hepimizi olumsuz yönde etkiliyor. Yılbaşı gecesi, insanların büyük bir umutla, geçmişte yaşadıkları acıların üzerine çizgiler çizmek istediği bir zaman diliminde, yeni bir yıla girerken böyle bir vahşetle, böyle bir katliamla karşılaşmış olmamız milletçe hepimizi derinden üzmüştür. Bizi derinden üzen hususlardan birisi de bu meşum katliamın bir önceki günü irad edilen hutbe ile ilişkilendirilmesidir. Diyanet İşleri Başkanlığımız, insanlara yılbaşı geldiğinde, bu geceyi daha iyi değerlendirmeleri, İslam'ın izzeti ve onuruna yakışır şekilde yeni yıla bir başlangıç yapmak gerektiğine dair uyarı ve nasihatlerini yapmıştır. Tarihimize baktığımız zaman, bu yönde ilk yazılan hutbe, Ahmet Hamdi Akseki tarafından 1927'de yazılmış ve bütün camilerimizde okutulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı, ihtilal dönemlerinde dahi bu uyarılarını yapmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu uyarılarını yaparken de dikkatli bir dil kullanmıştır. Bu meşum hadiseden önce irad edilen hutbede kullandığımız dil ve üslup, yapılan bu eleştirileri hiçbir zaman hak etmiyor.

“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın haramı helal, helali haram kılmak gibi bir hakkı ve haddi yoktur…”

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın haramı helal, helali haram kılmak gibi bir hakkı ve haddi yoktur. Cenab-ı Hakk'ın haram ilan ettiği her şey, insan fıtratına, insan hayatına zararlı olan şeylerdir. Rabbimizin helal kabul ettiği şeyler de insanoğlu için faydalı olan şeylerdir. Dolayısıyla neye haram demişse ona haram der, neye helal demişse ona helal der. Bunu yaparken de Kur’an-ı Kerim'in, Peygamberler için kullandığı “Güvenilir, nasihatçi konumunda” kendisini kabul eder. Zorlama yapmaz, başkasının yaşam tarzına müdahale edecek bir ifade kullanmaz. Yüce Rabbimiz, dinde zorlamanın olmadığını yüce kitabında açıkça ifade etmiştir.

“Bizim verdiğimiz hutbeler bir nasihattir…”

Diyanet İşleri Başkanlığı, iyi ile kötüyü, hayır ile şerri, haram ile helali birbirinden ayırt ederek, topluma, camiye gelen kardeşlerimize nasihat eder. Bu nasihat gelmeyen kardeşlerimiz için de geçerlidir. Bu tartışmalarla şöyle bir algı oluşturuldu: “Sanki Diyanet İşleri Başkanlığı, Cuma namazlarına gelen 15-20 milyon insan ile Cuma günü bir araya geliyor, Cuma namazına gelmeyen kardeşleri hakkında, onların yaşam tarzları aleyhinde, çok şiddetli bir dil kullanıyor, bir propaganda yapıyor” şeklinde bir algı oluşturuldu. Bu kesinlikle doğru değildir. Biz namaza gelmeyen kardeşlerimize de dua ederiz. Kimsenin yaşam tarzlarına müdahale söz konusu olamaz. Çünkü bizim verdiğimiz hutbeler bir nasihattir.

“Camiye girip secdedeki bir insanı katleden de katildir. Bir eğlence yerine girip insanları katleden de katildir…” 

Yılbaşı gecesi yaşanan saldırı bir katliamdır. Bu katliam ister bir pazar yerinde, ister bir mabette, ister bir eğlence yerinde olsun, katliam olması bakımından arasında herhangi bir fark yoktur. Çünkü hedef mekânlar değil, insandır, ülkedir, millettir ve topyekün bütün insanlıktır. Çünkü camiye girip secdedeki bir insanı katleden de katildir. Bir eğlence yerine girip insanları katleden de katildir. Çünkü günah işleyenin cezasının Cenab-ı Hak kendisi verecektir. Kullarına bu yetkiyi vermemiştir. Yüce Rabbimiz, her iki cinayeti işleyene de yüce kitabında aynı cezaları öngörmüştür. Ahirette her ikisine de katil cezası verilecektir.

“Sakarya'daki evladımızla buluştuk. Onun şahsında bu muameleye tabi tutulmuş bütün çocuklarımızdan özür diledim…”

Bu milletin çocuklarına, dinini öğretmeyi kendisine vazife edinen her insan, öncelikle o dinin bize telkin ettiği şefkat ve merhamete sahip olacak. Biz, çocuklarla arkadaş olmuş bir Peygamberin ümmetiyiz. Biz, her çocuğa büyük muamelesi göstermeyi öğreten bir Peygamberin ümmetiyiz. Biz, secdeye eğildiğinde sırtına çocuk bindi diye secdesini uzatan bir Peygamberin ümmetiyiz. Biz, Cuma hutbesini irad ederken minbere doğru çıkan çocuğu görüp, hutbesini kesip, minberden aşağıya inen, çocuğu kucağına alarak kucağında çocukla hutbe irad eden Muhammed Mustafa'nın (s.a.s) ümmetiyiz. Biz, çocuk ağladı diye namazı çok hızlı kılan, kıldıktan sonra da ‘anne yüreği bu çocuğun ağlamasına dayanmaz’ diye ‘namazı hızlı kıldım’ diyen bir Peygamberin ümmetiyiz. Biz, 10 yaşında Hz. Enes ile arkadaş olmuş, 10 sene beraber yaşadığı halde bir defa azarlamayan bir Peygamberin ümmetiyiz. Onun için ben gerçekten çok üzgünüm. O çocuğumuzu davet ettim “Hayatım boyunca artık sen benim dostumsun, arkadaşımsın” dedim. Senin şahsında bu muameleye tabi tutulmuş Türkiye'de bütün çocuklarımızdan özür diliyorum” dedim.

“Her çocuğumuzu gül kabul edip, hiçbir dikenin o güle bulaşmaması için çalışacağız…”

Bütün kardeşlerimiz şunu bilsinler. “Hocanın dövdüğü yerden gül biter” demişiz. Hayır, gül bitmez! Her çocuğumuzu gül kabul edip, hiçbir dikenin o güle bulaşmaması için çalışacağız. Biz, çocuklarımızı sevgiyle eğiteceğiz. Bütün kurslarımızın müfredatı, programı gözden geçirilmiştir. Bütün eğiticilerimizin, pedagojik formasyona sahip olmaları için çok büyük bir özen gösterdik. Bir açık üniversite gibi sürekli hizmet içi eğitim programlarımıza arkadaşlarımız tabii tutulmaktadır.

“Kalplere ferahlık veren İslam, nasıl olur da fobi kelimesiyle yan yana getirilebilir?”

‘İslam’ ve ‘fobi’ kelimesinin yan yana gelmiş olmasından ve bunun bugün çağdaş dünyada, Batı dünyasında artık bir endüstriye dönüşmüş olmasından büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim. Sadece kalplere ferahlık veren, insanlara mutluluk getiren engin bir rahmetin adı olan İslam, nasıl olur da fobi, korku ve nefret kelimesiyle yan yana getirilebilir? Terörün İslam ile özdeşleştirildikten sonra başka dünyalarda bunun bir nefrete, bir korkuya dönüşmüş olması bu çağın en büyük problemlerinden bir tanesidir. Müslümanlar olarak tarihte acılar yaşamışız ama bu acıların en kötü neticesi Müslümanlardaki rahmet ufkunun daralmasına sebep olmasıdır. Acıların, travmaların, inancımızı ve akidemizi etkilemesi, insana, eşyaya ve kâinata rahmetle bakışımızı olumsuz yönde etkilemesi en büyük tehlikedir. İslamofobia’nın sebep olabileceği en büyük kötülük; Müslümanların merhamet ufkunun daralmasına sebep olmasıdır. Onun için Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, Türkiye'deki ilahiyat birikimini de harekete geçirerek, bu coğrafyada meydana gelen bu travmaların daha az hasar bırakmasını sağlamak için çaba içerisindeyiz.

“Hem İslamofobik nefretin ortadan kalkması, hem de o nefretin Müslümanların gönüllerinde nefrete dönüşmemesi için çaba sarf ediyoruz…”

Bizim bütün çabamız, bu kötülükler içerisinde dahi İslam'ın merhametinden taviz vermemektir. Bir taraftan terörü doğuran sebepler ile mücadele ediyoruz. Bir taraftan FETÖ, DEAŞ, Boko Haram gibi bir takım terör örgütlerinin ‘cihat’ gibi mübarek bir kavramı kullanarak, ahlak ve hukuk tanımayan mücadelelerini önlemek için çalışıyoruz. Bir taraftan da başka dünyalarda o İslamofobik nefretin hem ortadan kalkması, hem de o nefretin Müslümanların gönüllerinde de nefrete dönüşmemesi için çalışıyoruz.

“Kalplerimizi birbirimize açarak, birliğimizi daha da güçlendirelim…”

Çok zor zamanlardan geçiyoruz ama en büyük zorluk; kolaylıkları kaybetmektir. En büyük kolaylık; Yüce dinimizdir. Rabbimizin kalbimize yerleştirdiği merhamettir. Dirliğimizdir, beraberliğimizdir, kardeşliğimizdir. Bizi kuşatan bütün kötülüklerin farkında olarak, bütün ayrılıkları donduralım. Kalplerimizi birbirimize açarak, birliğimizi daha da güçlendirelim. Birbirimizin evi ve yurdu olalım. Birbirimize sahip çıkalım. Çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkalım. Yüce dinimizin bizim için ne kadar büyük bir nimet olduğunun daima farkında olalım. Dinimizi doğru yerlerden öğrenelim. Bütün bu zorlukları birlikte geride bırakarak tarih boyunca büyük medeniyetler kurduğumuzu ve bütün dünyadaki mazlumların umudu olduğumuzu asla unutmadan herkese rahmet ve şefkat dolu güzel bir hayat niyaz ediyorum.

 

Diyanetliler Platformu

Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Hac Görevli Mülakat Sonuçları Açıklandı
Hac Görevli Mülakat Sonuçları Açıklandı
Başkan Görmez’den Regaib Kandili Mesajı
Başkan Görmez’den Regaib Kandili Mesajı