ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler

Gençlere Deizm’in yolunu biz açıyoruz

Son birkaç aydır özellikle muhafazakâr kesim arasında “deizm tartışmaları” epey moda oldu. Akademisyeninden gazetecisine, eğitimcisinden din adamına, siyasetçisine her kesimden insan bu konuda fikir beyan etti. Hatta Cumhurbaşkanın bile canlı yayında Milli Eğitim Bakanına “İsmet, bu deizm konusu nedir?” diye sorduğu iddia edildi.

Gençlere Deizm’in yolunu biz açıyoruz
  • 15 Nisan 2018, Pazar 22:29

Son birkaç aydır özellikle muhafazakâr kesim arasında “deizm tartışmaları” epey moda oldu. Akademisyeninden gazetecisine, eğitimcisinden din adamına, siyasetçisine her kesimden insan bu konuda fikir beyan etti. Hatta Cumhurbaşkanın bile canlı yayında Milli Eğitim Bakanına “İsmet, bu deizm konusu nedir?” diye sorduğu iddia edildi. Dindar ailelerin çocuklarının, İmam Hatip öğrencilerinin “deizme”, “ateizme” kaydığı söylendi. Herkes kendi penceresinden bakıyor, olayı yorumluyor ama hepsi bir “tehlikeli” durumdan söz ediyordu. Birileri, “bu muhafazakâr din algısı gençleri deizme kaydırıyor” diyerek geleneksel din algısını sorgulamaya çalışıyor, bir başkası, “haz kültürü ve dünyevileşme gençleri deizme yöneltiyor” diyor, daha bir başkası “değerlerimizi kaybettik, gençlere örnek olamıyoruz, gençler örneksiz kalınca da deizme kayıyor” diyorlardı.

Kaygılarını özeleştiri şeklinde ortaya koyanlar olsa da genellikle herkes bir başkasını günah keçisi olarak görme eğiliminde. Aslında kendisi “iyi”, kendisinin bağlı bulunduğu sosyal gruplarda, cemaatlerde “sorun yok”. Hatta bazıları biraz daha ileri giderek, “bir cemaate intisap etmeyenlerin çocuklarında bu tür sıkıntılar oluyor” diyebiliyorlar. Aslında herkes topu taca atmakla kalmıyor, klasik suçlamalar devreye giriyor; her taşın altında Yahudi, Batılı, “öteki” arama hastalığının nüksettiği görülüyor. Gerçekten çerçevesi çizilmiş bir konunun tartışıldığına şahit olmuyoruz,  herkes bulunduğu yerden ağzına geleni söylüyor. Gençler gerçekten deizme kayıyorlar mı? Elimizde bir alan araştırması bulunuyor mu? Yoksa kişilerin kendi gözlemlerine dayanarak vardıkları kanaatleri mi konuşuyoruz? Acaba “ben deist oldum” diyen öğrenciler deizmin ne olduğunu biliyorlar mı veya öğrencilerinin hal ve tavırlarına bakarak onların deist olduklarını iddia eden öğretmenler, deizmin bir din olduğunu mu sanıyorlar? Yani öğrenciler “İslam” dininden çıkıp “Deizm” dinine girmişler de öğretmenler veya başkaları buna dayanarak mı bu tür kanaatler serdediyorlar? Aslında konu varsayımlar, niyet okumalar ve sübjektif değerlendirmeler üzerinden yapılıyor.

Deizm dediğimiz şey sonuçta felsefi bir akım, tıpkı materyalizm gibi. Pek çok çeşidi var. Belki de ne kadar deist varsa o kadar deizm var. Peki, bu felsefenin ortak bir düşüncesi yok mu? Elbette var. Yaratıcı olarak bir tanrı inançları var. Evrenin ve evrende olanın bir Tanrı tarafından yaratıldığına inanıyorlar. Yaratılan da Tanrının yaratılış yasasına koyduğu kanunlar gereği varlığını devam ettiriyor. Bu tanrının dini ritüellere/ ibadetlere ihtiyacı olmadığını/ olmayacağını düşündükleri için herhangi bir dini kuralla kendilerini bağlı saymıyorlar. Dolayısıyla bu Tanrının hayata müdahalesi ve hesap sorma iradesi yok. Tabi bu felsefeyi kabul eden birisinin ahirette hesap verilmesi diye bir kaygısı da bulunmuyor. Ama ölümden sonra hayat olabileceğine, ruhun ölümsüzlüğüne inanan pek çok deist de var. Aslında bu tartışmalar, sataşmalar bize konunun farklı boyutları olduğunu/olabileceğini gösterdi. Öncelikle şunu ifade etmem gerekir. İslam’ın Güncellenmesi tartışmalarında da görüldüğü gibi günümüz gerçekliğinin gereği gibi okunamamasından kaynaklanan temel bir sorunla karşı karşıyayız. Sesi fazla çıkan kesimler günümüz gerçekliğini ıskalayanlar ve değişim ihtiyacını kavrayamayanlar, hemen basit bir suçlama ile “gençler elden gidiyor, deist oluyorlar” diye yaygarayı basıyorlar. Sorun gençlerin kafalardaki şablonlara göre davranmamaları. Ancak bu tespitlerimiz gençlerin bir kriz yaşamadığı veya düşünce ve davranışlarında bir sorun yaşamadıkları anlamına gelmiyor. Nasıl ki, yetişkinimiz, erkeğimiz kadınımız pek çok sorun ve zaaf ile karşı karşıya ise gençlerimiz de pek çok zaaf ve sorun var.

Bu tartışmalardan bağımsız olarak baktığımızda, bir gencin “ben deist oldum” demesi veya muhafazakâr bir ebeveynin veya öğretmenin evladının dini ritüelleri/ibadetleri veya dini konuları önemsemediklerini görerek kaygı duymaları her durumda sıkıntılı bir durumun varlığına işaret ediyor. Önce bir tespitte bulunalım. Deizme kaydığı ifade edilen gençler kim? Tekstil atölyelerinde, inşaatlarda, fındık bahçelerinde, tarlalarda asgari ücretle çalışan gençler mi? Yoksa her türlü konforu karşılanan orta ve yüksek gelirli muhafazakâr ailelerin çocukları mı? Ayrıca acaba bu tür tartışmalar sadece bugüne mi özgü?

Günümüz gerçekliğini ıskalayanlar, hemen basit bir suçlamayla ‘gençler deist oluyor’ diye yaygarayı basıyor. Sorun gençlerin kafalardaki şablonlara göre davranmamaları.

Konu insan olunca, temel belirleyici ihtiyaçlar oluyor. İnsan ile ilgili her şey bir ihtiyacın gereği olarak ortaya çıkıyor: Bilim, teknoloji, alet, edevat, gelenekler vs. her şey. Hatta insan ihtiyacı oranında kendisinde olanı keşfediyor. İhtiyaçları ona kendisinde kapalı duran kapıları gösteriyor. Tartışmanın merkezine mecburen “ihtiyaçlar” oturuyor. Herkes kendisini “ihtiyaçlarına” göre konumlandırıyor. İhtiyaçlar, arayışları tetikliyor. Bulunan her şey yeni ihtiyaçları ortaya çıkarıyor. Sonuçta insan sahip oldukça daha fazlasına sahip olmak istiyor. Kendisinin ve ailesinin karnını doyurmak, geçimini sağlamak zorunda olan gencin ihtiyacı ve gelecek beklentisi ile varlıklı bir ailenin “her şeyi olan” gencin ihtiyacı ve gelecek beklentisi doğal olarak çok farklı olacaktır. Bir de unutmamak gerekir ki “ihtiyaç” bir çevre içerisinde ortaya çıkar, o çevrenin dinamiklerine göre kendisine bir yol bulur, bir yön çizer. Bu nedenle gençleri tenkit edenlerin veya gidişatta bir tehlike olduğunu var sayanların öncelikle kendilerinin durdukları yere, içinde oldukları çevreye, o çevrenin trendlerine bakmaları gerekir. Aileler hem o çevreden, o konfordan vazgeçmeyecekler hem de dedelerinin veya nenelerinin hissettiklerini hissedecekler, davrandıkları gibi davranacaklar. Bu eşyanın tabiatına ters, olamayacak bir durumdur. Çünkü çevre aynı zamanda bir tasavvur da inşa eder ve insanlar da sonuçta çevrenin oluşturduğu bu tasavvura göre yaşarlar. Dede ve nenelerin tasavvurları farklı olduğu için çevreleri farklıydı veya çevreleri farklı olduğu için tasavvurları farklıydı. Onlar kendi çevre- tasavvur ölçeğinde yaşadılar, bugünün insanları kendi çevre- tasavvur ölçeğinde yaşıyorlar. Dolayısı ile büyükler önce kendilerine bakmalılar, kendi tasavvurları ile yüzleşmeliler, kendileri ne kadar öncekilerin aynısıdır veya bir benzeridir ki evlatları/ öğrencileri kendileri veya dedeleri gibi olabilsin.

Aslında sorun tasavvur sorunu. Peki, bu tasavvur sorunlu mu? Evet sorunlu…Niye? Çünkü herkes bir diğerinin tasavvurundan şikâyet ediyor? Konu sadece bir kuşak çatışması değil, aynı zamanda bir zihniyet ve fikir çatışmasıdır da. Konuya ilgili tartışmanın sınırları içinde kalarak devam ettiğimizde gençlerde gördüğümüz şeyi nasıl tanımlayabiliriz? Bu durum bir kaçış bir yabancılaşma mıdır, bir değişim veya dönüşüm müdür?

Her ikisi de mevcut. Genç öncelikle doğası gereği tepkisel ve aceleci olur. Mantığından çok duygusuyla hareket eder. Hele aldığı eğitim akletme, sorgulama merkezli değil, ezberci ve taklit merkezli ve içinde yaşadığı çevre tasavvuru da daha çok duyguların yönlendirmesi sonucu oluşmuşsa bu durumdaki bir gencin önünde “itaat” veya “isyan”dan başka bir seçenek yok gibidir. Zaten olan da budur? Şikâyetler de gençlerin “isyanı” nedeniyledir. Peki, bu “isyan” neyedir, nereye doğrudur? Temel sorun eşyanın doğasındaki dinamiklik ve değişimdir. Eflatun’un iddia ettiği gibi eşya ve hayat sabit değildir. Bizim geleneksel din, dil ve hayat algımızın bu Eflatuncu ve Aristocu mantıkla şekillenmiş olması bu değişimi bir şekilde yaşadığımız halde görmemizi engelliyor ve bizi değişim karşısında aciz bir durumda bırakıyor. Oysa değişimin mantığı ve yasaları farkedilse, bu değişimlerin bizi nereye götüreceği belli olmayan bir maceraya savurması yerine içinde kendimizi her an yeniden keşfedeceğimiz ve var kılacağımız bereketli bir coğrafyaya taşıması sağlanabilir.

Genelde tüm dünya Müslümanları özelde Türkiyeli Müslümanlar olarak bu tartıştığımız konularla ilgili iki temel sorun ile karşı karşıyayız: Birincisi; Batılı bir paradigma ile düşünerek yeryüzüne ve yeryüzündeki her şeyin bizim için yaratıldığını, onların sahibinin insan olduğunu, onu elde etmek için her yolu kullanabileceğimizi elde edince de onu sınırsızca tüketebileceğimizi söyleyen ve insanı sorumsuzlaştıran ve alabildiğine yücelten, yani merkezinde insanın bulunduğu seküler bir zihne sahip olmamız. İkincisi; zamanın, eşyanın, düşünce ve fikirlerin durağan, hakikatin geçmişte bir yerde sabit olduğu değişmediği, değişmeyeceği, kişinin her dönemde bu sabiteye göre kodlanması gerektiğini söyleyen bir hafızaya ve din tasavvuruna sahip olmamız.

İşte gençlerimiz bu ikircikli dilden, bu ikircikli yaşamdan sıkılmış görünüyorlar.Gençlik doğası gereği maske takmadığı, takamadığı için bu iki halden birini yaşıyor. Ya itaat ediyor ya isyan ediyor. Biz itaat edeni alkışlıyor, mevki ve makamları onlara sunuyor, isyan edenlere dinden çıkmış muamelesi yapıyoruz. Oysa bu gençler bizim maskeli hayatımızdan, ikircikli tutumumuzdan kaçıyorlar. Ya bizim yapmaya çalıştığımız ancak sahip olduğumuz din dili ile maskelemeye çalıştığımız hayatı apaçık ve sonuna kadar yaşamak istiyorlar ya da bizim bu ikircikli hayatımıza isyan ederek kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar. Büyük ihtimalle, “biz deist olduk” diyen öğrenciler bir arayış içerisine giren, kendileri olmaya çalışan ama yol bulmakta, kendilerini tanımlamakta zorlanan, bizim ikircikli dünyamızı anlayamayan, bayağı bulan gençlerdir.

Nasıl olmasın ki; orta ve yüksek gelir seviyesine sahip muhafazakâr işadamlarının asgari ev kiralarının asgari ücretten fazla olduğu bir dönemde çalışanlarını asgari ücretle çalıştırdıklarını, bunların kendi çocuklarının sıradan bir ihtiyacı için asgari ücretliye verdiğinin onlarca katını harcamasını, çevresinde pek çok fakir, yetim ve mağdur var iken her sene VİP umre ziyaretleri yaptığını, çocuklarının düğünlerine milyonları harcadığını, evinin şatafattan geçilmediğini, ihaleler için liderlerin önünde şekilden şekle girdiğini, her tarafından kibir fışkırdığını, buna rağmen takvadan, bir lokma bir hırkadan, sadakatten, ihlastan, cennetten, cehennemden söz ettiğini gören ister zengin ister fakir bir genç bu muhafazakâr ile nasıl aynı yolu yürüyebilecektir? Bizim bu zihin yapısına sahip bireyler olarak (ister bu zihni yapıların ikisine birden, isterse bunlardan herhangi birine sahip olalım), içinde bulunduğu yapının dışına çıkarak “ötekileşen” gençleri anlama imkânımız yoktur. Öncelikle kendimiz üçüncü bir yola sahip olabilseydik ve gençlere onu önerebilseydik, gençler zamanın dilini kullanarak, kendisini bilen, sorumluk sahibi, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü olan kimlik sahibi bir birey olabilirlerdi. O gençler işte o zaman yeryüzünün ve yeryüzünde olanın kendilerine emanet olduğunu bilirlerdi.

Yoksa biz bu tartışmalarla bir şeyleri mi örtmeye çalışıyoruz. Günün gerçekliği ile örtüşmeyen fikirlerimizi, İslam’ın temel ilke ve kurallarına ters düşen, bugüne ait bir şey söylemeyen İslam algımızı, geleneksel İslami zihne sahip bir Batılı olduğumuzu veya Batılı bir zihne sahip bir Müslüman Muhafazakâr olduğumuzu mu örtmek istiyoruz. Gençlere “kral çıplak” dedikleri için mi kızıyoruz. Gençler “deizm”e yöneliyorsa, devlet kurumlarıyla, cematleriyle, akademisyenleriyle, din adamlarıyla, kanaat önderleriyle, sanatçıları, yazarları çizerleri, işadamı, siyasetçisi, yöneticisi ile hepimiz hep birlikte deizm yollarını biz açıyoruz onlara.Gençler, bizim gizliden gizliye yaptıklarımızı, üstü örtük bir şekilde yaşadıklarımızı, alenen konuşuyorlar, göstere göstere yaşıyorlar hepsi bu.

Mehmet Yaşar Soyalan

Diyanetliler Platformu  Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

Dini Haberler Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

Diyanet Duyurular Sayfamız için TIKLAYINIZ

 

 

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, DiniHaberler.com.tr'nin yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. DiniHaberler.com.tr' olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Kaynak: Karar

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık