Reklamı Geç
Advert
EMPERYAL KÜLTÜRLER ....
Şerafettin Özdemir

EMPERYAL KÜLTÜRLER ....

EMPERYAL KÜLTÜRLER VE BUNLARIN  İÇERİSİNDE ÇIRPINAN NESLİMİZ!..

" Biz Resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır." ( Kehf sûresi, âyet 56 )

Konumuz enteresan, bu sebeple, enteresan mevzulara değineceğim. Çünkü, Batı gençliği, sair millet nesilleri, emperyal kültürlerin etkisinde boca olduğu gibi, maalesef, bizim neslimizde bu sebeple, perişan, mağdur, ve sefil bir şekilde yuvarlanıp gitmektedir.

Çünkü, Kur'anî anlayış, düşünce, algı, yaşam biçimi bulunmamaktadır. Kur'an; süs olarak duvarlarda, yükseklerde bulunmakta, neslimiz de, onun niçin yükseklerde süs olduğunu anlamadan, düşünmeden yuvarlanıp gitmektedir. Bir örnek olsun diye, şu gerçeği ifade etmek zorundayım:

" Çok enteresandır, dünya kozmetik imparatorluğunu elinde bulunduran ünlü Yahudi Helena Rubinstein'in, Avustralyalı bir gazeteciyle arasında şöyle bir konuşma geçer:

" Efendim, siz dünya kozmetik imparatorluğunu temsil ediyorsunuz, daha çok hangi ürünlerinizi kullanırsınız?"

Sorusuna H. Rubinstein: " Ben kozmetik ürünü kullanmam, çünkü onun faydasına inanmam. Buna rağmen niye ürettiğimi sorarsanız, İsrail içindir" diye cevap verir.

Esasen bu gün için dünyayı, General Dynamic, General Motors, General Electric gibi beş generalin yönettiğinden söz edilir ve bunların tamamı sömürüye dayalı dev para endüstrileridir.

Savaş finansörlüğünden, petrol baronluğuna , gıda sektöründen, ilaç ve kimya endüstrisine kadar Rodscild hanedanlığını ve siyonizmin medya patronluklarından film endüstrisine kadar bütün kuşatma alanlarını düşünürseniz, yüzyılımızdaki insanlığın nasıl bir enformasyon esareti içinde kıvranmakta olduğu daha kolay anlaşılacaktır.

Dolayısıyla hayatın bütün noktalarını kuşatacak bir vaziyette bir tür îmanî ve kültürel mutasyona uğrayan modern Müslüman kolaylıkla her türlü oyunun içinde acemi bir oyuncu olarak görebilmekteyiz. " ( Nida Dergisi, N. Özcan, sayı 138, sayfa 5 )

Neslimiz; yemek, içmekten tutunda, kılık-kıyafet, kullandıkları aksesuarlara varıncaya kadar, bir çirkinliğin, bir yabancılaşmanın, bir taklitçiliğin içerisinde buhrandan buhrana sürüklenmektedir.

Dinlemiş olduğumuz müzikler alafranga, batı tandanslı, dansımız, düğünlerde oyunlarımız bile bize yabancı, hareketlerimiz, davranışlarımız, gülücüklerimiz, saçımız, sakalımız, pantolonların dizlerinin yırtık yırtık göze çarpması bir keşmekeşin içerisinde yuvarlandığımızı göstermektedir.

Her ne kadar, kız çocuklarımızın, genç hanımlarımızın başları örtülü bile olsa , altları " bağlar gazeli" deyimi gibidir. Kıytırık kıytırık yürümeler, ellerdeki dokunmatik telefonlar, tapletler, diz üstü bilgi sayarlar, çantalardaki her türlü hastalığa davetiye çıkaran kozmetik ürünler neyin nesidir?

" Bunların seküler bir hayatın yada İslamî bir dünyanın mensupları gibi görünüyor olmalarının realitede hiç bir anlamı yoktur.

hayatınızın ideolojik yükselme çabalarını eğer bir kez kaybetmişseniz, dünyaya hükmeden koskoca bir sömürge imparatorluğunun kültürel bir malzemesi oldunuz demektir.

Bu noktada yapılan tek şey; vicdanınızı rahatlatabilmek ve kendi kendinizi mazur gösterebilmek için İslam'a uyacak zihinsel madrabazlıklar ortaya koymaktan ibarettir.

Genel mânâda bu günkü Müslümanların yapıp ortaya koydukları da budur. İran'da ayağında kot, sırtında bluejean, elinde Marlbro sigarasıyla Amerikan aleyhtarlığı yapanların durumunu bir tahlil edin isterseniz.

Bütün dünyada ve bizde de durum aynıdır. Mc Donalds'dan aldığı sandvici iştahla yerken Amerikan sömürgeciliğine öfke duyan kimselerin sayısı bizde az mıdır?" ( a. g. dergi, say. 6)

Batı dünyasında yaşamış olduğum için, bazı Müslüman ülkelerden Batıya iltica etmiş bulunan insanların, pozisyonları, giyim kuşamları, yemeleri, içmeleri dikkatimi çekmektedir.

Örneğin, Afgan ülkesindeki hanımların durumlarını, giyinmelerini yakinen bilen bir insanım. Baskımı, anlayış mı, töre mi, geleneksel haller mi, iyice bilemem. Ama, hanımların, başları sepetvari bir örtü içerisinde, ayaklarında yerlerde sürünen elbiseler, kocalar önde, kendileri arka taraflarda yürüyen insanlardır.

Ama, hasbelkader, Batı'ya iltica etmiş bu tür insanların erkeklerinin  çenelerinde yarım sakal, hanımları, sanki 60 yıllık  bir Batılı gibi, envai çeşit renkli renkli boyalı saçlarla cadde, sokak ve meydanlarda kendilerinden geçmektedirler.

Okulda, ders esnasında, bir Somali bayana; hocanın sorması ile beraber: " İslam'da, kaşıkla, çatalla, bıçakla yemek yemenin nahoş olduğunu  anlatması ve benim müdahalem unutmayacağım bir husustur.

Tabii ki, Somali ülkesinde, çatalla, kaşıkla yemek yemek, sandalyede oturarak masada yemek yemek, hoş olmayabilir. Ama, bunu İslam kültürüne, sünnete mal etmek, ayıp değil midir?

" Vaktiyle Alman Frolayan'larının terbiyesine emanet edilen kültürel temeller, günümüzde de müşfik anne kucağı yerine kreşlerdeki maaşlı memurların alakalarına bırakılınca, o nesiller daha hayatlarının en gür en canlı ve en elverişli yıllarında kimsenin önemsemediği ve insan tabiatının ihtiyaç duyduğu alâkadan uzak, yapay bir dünyanın üyeleri olarak yetişmeye başladılar. Öyle değil midir?

Etrafınıza bir göz attığınızda küçük çocuklarımızın yetiştiği atmosferde göreceğimiz sahneler nelerdir sizce?

Oyun olsun diye önlerine konulan oyuncaklar, yarı eğik Pizza kulesi, Eyfel ya da Walt Disney parkı... Duvarları süsleyen harikalar ülkesinin Alice'i ya da Bremen mızıkacıları...

Robin Hood'un kahramanlıkları... Yahudi bir asilzade iken köleleşen Judah Benthur'un Hristiyan ağırlıklı hayat öyküsü.. Marco Polo'nun seyahatleri. Üstün insan Süpermen'in insanlara yaptığı sınırsız iyilikler..

Bütün Evren'e hükmeden çizgi film kahramanı Heman ve Doğum günlerinde mumlarına üflenerek söndürülen süslü pastalar.

Armağan edilen Candy bebek. " Happy bird day"  şarkısı eşliğinde yanağa kondurulan bir öpücük; iyi ki doğdun yavrum... Evet, bunlar, çoktan tarihe karışmasına çabaladığımız çocuklar. Bizim çocuklarımız..

Modern dünyaya, yani bir mânâda sanayi devrimini yapmış batıyla benzeşme çabalarıyla çok aceleci ve hesapsız hamleler yapılırken, yavaş yavaş hiç bir şekilde tatmin edici olmayan bir dünyayı kurmaya başladık. Neden?

Çünkü kendisine benzemeye çabaladığımız Batı'nın hayata dair dilini kendi esasları içinde anlamadık. Öyle olalım istedik. Batının yaptığının aynısını biz de yapalım dedik ." ( a. g. d. sayfa 10 )

Netice olarak;

Neslimizin mutlu, huzurlu, mutmain olduğundan bahsetmemiz mümkün değildir. Çünkü, yabancı kültürlerin emirleri doğrultusunda oturulup kalkılmakta, ağlaması, gülmesi, neşelenmesi, şarkısı, türküsü bile emperyal kokmaktadır.

" ( Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve ondan başka dostlara uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz." ( Araf sûresi, âyet 3)

Keşke!.. Bir kendi kendimize gelebilseydik, mazimizi, ecdadımızı, 600 küsur yıllık cihangir medeniyetimizi tanımış, akabinde ölçü ve metod olarak bidayetteki Kur'an neslini örnek almış olsaydık!..

Selimiyenin, Süleymaniye'nin şefelerine çıkarak, tüm zenginliklerimizi görebilseydik, Yavuz'un; Ridaniye, Mercidabık, Çaldıran yolculuğunu görebilseydik!..

Hz. Ömer (ra)'ın, Kadisiye zaferini, Sa'd bin Vakkas'ın, Halid bin Velid'in askerlerinin atlarının nal  seslerini işitmiş olsaydık!.. Rabbimiz!.. Bizi, biz eylesin!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Haftanın Hutbesi, 'ÖMRÜMÜZÜ RAMAZAN KILABİLMEK'
Haftanın Hutbesi, 'ÖMRÜMÜZÜ RAMAZAN KILABİLMEK'
Diyanet 23.06.2017 Tarihli Cuma Hutbesi
Diyanet 23.06.2017 Tarihli Cuma Hutbesi