15 temmuz
erdoğan

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler

Tarihin bilinmeyen devrine ışık

Uygur lisanı ilk büyük edebî Türk dili olup, bu dil hemen tamamiyle İç-Asya Türklüğünün daha sonraki, Çağatayca denilen edebî lisanının...

Tarihin bilinmeyen devrine ışık
  • 09 Ekim 2015, Cuma 22:27

Bilginler Tarsia adiyle daha sonraları da meşgul olmuşlar, fakat bu memleketi iç - Asya'nın hangi tarafında aramamız lâzım geldiğini bugüne kadar tam olarak bildirememişlerdir. Yalnız şurasını açıkça görmüşlerdir ki, Moğol çağı kaynakları Tarsia ve Uygur deyimlerini birbiri yerine kullanmışlardır. Bundan ise bu iki kelime ile aynı şeyin anlatılmak istenildiği ve böylece Tarsia'nın Uygurlar yurdundan başka bir yer olamıyacağı neticesini çıkarmışlardır. Eğer bu açıklayış yerinde ise o zaman, kronikalarımızdaki Tarsia'nın Turfan vâhası Uygur imparatorluğu olması lâzım gelir. Halbuki iş hiç de bu kadar basit değildir.

Uygur adı X. yüzyılın sonundan itibaren artık etnik olmaktan ziyade siyasî bir tâbirdir ve Orhon bölgesinden gelen Uygurlara olduğu kadar, Uygur imparatorluğunun öteki, en ziyade eski Batı- Kök Türk devletinin döküntü kabilelerinden olan Türk unsurlara da şamildir. Şu muhakkak ki, Turfan "Uygur" dili denilince müşterek Uygur yazısının ve edebî geleneğinin bir araya topladığı çeşitli Türk lehçelerinin topluluğu anlaşılmalıdır. Uygur dili ilk büyük edebî Türk dili olup bu dil hemen tamamiyle İç-Asya Türklüğünün daha sonraki, Çağatayca denilen edebî dilinin rolünü oynamıştır.

Gerçi Turfan Uygurları arasında hayli sayıda nesturi yaşadığı söz götürmez. Fakat bunların, vâhanın budistleri ve maniheistleri yanında Turfanlılar'a tamamiyle nesturi damgası vuracak kadar önemli rol oynamış olduklarını da kimse iddia edemez.

Uygur sözünün ne kadar siyasî bir kavram olduğunu bildikten sonra hakikatta Kereit, hem de nesturi olan Çinkai'a uzaktaki Acem tarihçilerinin Uygur demelerine, yahut da Rabban Sauma'nın yoldaşı olan Öngüt kavminden Rabban Marcus'un Uygurlar arasında yer alışına şaşmayız. Zira aslında ne Uygur ne de hıristiyan olmıyan kimselere de Uygur deniliverdiğini de biliyoruz. İç - Asya'nın başka bir yerinde, İli vâdisinde Yedisu'da nesturi kilisesinin ne kadar önemli bir merkez olduğunu düşünürsek asıl o zaman, sayıları pek de fazla olmadığı sanılan Turfan hıristiyanlarını tamamen bir tarafa bırakabiliriz. Almalık'ta nesturi metropolitei otururdu, onun batısındaki Tokmak'ta ise piskopos bulunurdu. Buna bir de yukarıda gördüğümüz gibi, hükümdarlarından biri Moğol çağı seyyahlarının kitaplarında papaz Johannes diye geçen Kara Kitay devletinin bu bölgede yayıldığını katarsak, o vakit bu Moğol - çağı seyyahlarının Tarsia'sını Turfan taraflarında değil, Kara Kitaylar arazisinde gelişen Almalık - Tokmak nesturilerinin ülkesinde aramamız daha yerinde olacağını sanırız.

***

Ölü Şehir: Kara Khoto

İç-Asya'da yapılan arkeoloji araştırmalarında bulunan şeylerin çoğu Tarım havzasında ve civarında çıkmıştı. Dış-Moğolya'da, Orhon ve Selenga vadilerinde bulunan kısım ne kadar önemli de olsa, öteki malzemenin sade bolludğu ve çeşitliliği bakımından onunla boy ölçüşemez. Fakat ilmî önemi yine de su götürmez, çünkü bulunan malzeme mütevazi olmakla beraber, ne de olsa bize İç-Asya'nın bir başka, ötekinden oldukça ayrı -herhalde orijinal- kaybolmuş, unutulmuş bir medeniyetini tanıtmıştır.

Gerek Tarım havzasında, gerekse Orhon vadisinde meydana çıkarılan eserlerin en büyük önemi, bunların oralarda gelip geçen kavimlerin tarihini ve medeniyetini bize, bilinen veya bilinmeyen dillerin yazılı eserleriyle doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak açıklayışındadır. Yazılı eserler kültürlerinin taş eserler kültürlerinden ne kadar yüksek olduğu bugün artık herkesçe bilinen birşeydir. Gerçi Çin tarihçileri bahsettikleri pek çok İç-Asya kavminin sadece adlarını kaydetmekle kalmayıp, onların başlarından geçen şeyleri çok defa uzun boylu ve birbiriyle ilgili bir surette anlatmışlardır. Buna rağmen İç-Asya keşifleri sırasında, Çin kaynakları sayesinde, tarihi hakkında bazı şeyler bildiğimiz herhangi bir eski kavmin dili meydana çıkarıldığı zaman duyulan sevinç yine pek büyüktü ve yalnız dilcilere münhasır kalmamıştı.

Bilinmeyen İç Asya - Cilt: 2, Lajos Ligeti, Tercüme: Sadrettin Karatay, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1997

Kitap hakkında:

Türkiyatçı, Macar bilim adamı Lajos Ligeti’nin 1928-1944 yılları arasında Asya’nın merkezine yaptığı ilmî seyahatlerinde derlediği ve kendinden önce batılı seyyahların gezileri sonucu derlenen belgelere dayanarak kaleme aldığı; ülkesinde Macarca yayınlandığı 1946 senesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hungaroloji Enstitüsü tarafından Türkçe'ye de tercüme edilerek, tek cilt ve 362 sayfa olarak basılan; sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nca 1000 temel eser kapsamında 1970 yılında ikinci defa iki cilt halinde yayınlanan; Türk ve akraba topluluklarının dilini, coğrafyasını, tarihini, göç yollarını, inanışlarını inceleyen bir eserdir.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık