Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler

Diyanet\'teki İdareciler Adaletli Olmalı

Yeni Asya Gazetesi köşe yazlarından Faruk ÇAKIR, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez\'in İmam Ebûbekir el-Âcurrî\'den naklettiği “İdareciler adaleti, âlimler ahlâkı terk ettikleri zaman dünya bozulur.” sözünü analiz ederek, herkesin okuması gereken bir yazı kaleme aldı.

Diyanet\'teki İdareciler Adaletli Olmalı
  • 27 Nisan 2016, Çarşamba 22:44
Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

DiniHaberler.com.tr:     Hayat, baştan sona imtihandır. Ancak idarecilerin imtihanının daha zor, daha çetin olduğunu her halde ifade etmeye ihtiyaç yoktur.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Trakya Kur’ân Günleri ve Kur’ân Okuyucuları Semineri’nde” yaptığı konuşmada, idarecilerle ilgili önemli bir tesbit dile getirmiş. İlim hayatında ahlâkın önemine dikkat çeken Görmez, İmam El Acuri’nin (Ebûbekir el-Âcurrî) ‘Âlimlerin Ahlâkı’ kitabından şu mesajı aktarmış: “İdareciler adaleti, âlimler ahlâkı terk ettikleri zaman dünya bozulur. Devlet idaresinde adalet ne kadar önemliyse, ilim hayatında ahlâk o kadar önemlidir. Adalet ve ahlâk birbirini tamamlayan iki büyük değerdir.” (AA, 17 Nisan 2016)

‘İdareciler adaleti, âlimler de ahlâkı terk ettiği zaman dünya bozulur’un başka bir anlamı da ‘kıyamet alâmeti’dir dense her halde yanlış olmaz. Hele günümüzde bu tesbit çok daha fazla önem arz eder. İdareciler ‘adalet imtihanını’ ve aynı şekilde, ilim ehli, âlimler; ‘ahlâk imtihanını’ kazanabilmiş midir?

Sabah akşam ‘adalet’ desek, adaletin tesisi için gayret sarf etsek yeridir. Çünkü adalet, mülkün temelidir. Fakat bunu ‘güzel bir söz’ olarak duvarlara yazmakla temin etmiş olmayız. Adaletin her adımda tesis edilmesi, hayata yansıması gerekir.

Âlimlerin imtihan vesilesi olan ‘ahlâk’ da aynı şekildedir. İlim ehlinin ve bilhassa hem diyanet hem de ilim ehli olanların ‘ahlâk’ı terk etmesi, onu küstürecek işler yapması çok büyük bir hatadır, belki de cinayettir. ‘Âlim’lerin bu hata ve bu ihmali, sadece şahıslarıyla sınırlı kalmaz, Allah muhafaza, başkalarına da sirayet eder. Her ne pahasına olursa olsun ahlâk ve adaleti ayakta tutmak mecburiyetindeyiz.

Prof. Dr. Mehmet Görmez, ‘diyanet ehli’ne başka hatırlatmalarda da bulunmuş: “(Kur’ân-ı Kerîm’i) Sadece güzel okumak yetmez, güzel anlamak (lâzım). Bütün hafızlık okullarımız, bütün hafızlık mekteplerimiz, kurslarımız Kur’ân kurslarımızda biz hep birlikte müfredatlarımızı, programlarımızı gözden geçirelim. Çocuklarımız sadece güzel okumayı öğrenmesinler, güzel anlamayı da öğrensinler. (...) 120 binden fazla hafızımız var, ama üzülerek belirteyim hafızlarımızın büyük bir kısmı okuduklarını anlamıyorlar.”

Evet, derin bir yara ile karşı karşıyayız. Genelde Kur’ân kurslarının ve özelde hafızlık okullarının elden ve gözden geçirilmesi gerektiğine her halde itiraz eden olmaz. 120 binden fazla hafızımızın olması övünülecek bir rakamdır, ama bu hafızların kaç bini ‘hafız’ olarak kalabiliyor? Okuduğunu anlamak da elbette çok önemli; fakat hafız kalabilmek, hafız ölebilmek de çok önemli bir meziyet değil mi? Acaba, hafız olup da hıfzını unutanlarla ilgili sağlam ve itibar edilebilir bir rakam elimizde var mı?

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in, din görevlilerinin Kur’ân’a hakim olmaları gerektiği noktasındaki tesbitleri de önemli: “Mihraba geçen her imamımız (...) Kur’ân okumaya başladığı zaman bize ihsanda bulunacak. Bakara Sûresi dendiği zaman Beni İsrail’in yapıp ettikleri nasıl anlatılır hepsinden haberdar olacak. (...) Örümcek, karınca, arı niçin bir sûreye isim olmuş, Belkıs Hz. Süleyman’a ne yazdı, Yusuf zindanda neler söyledi... Kur’ân’daki bütün bu manalar dünyasından, Fatiha’dan Nas Sûresine kadar her hafızımız haberdar olacak.”

“Din görevlileri” için çizilen ve olması gereken ‘tablo’ hayata geçebilme kalpler daha kolay fethedilmez mi: “(Hocalar) Rab’bini razı etmek için öfkesini yutar. Yüceliği ve yüksekliği sadece Allah’tan ister, mahlûkattan istemez. Kibri yok eder, tanımaz. Nefsin kibre bulaşmasından korkar, kralların çocuklarına Kur’ân öğretmek için koşuşturmaz. Kur’ân’ın ayağına gelinir. Zenginlerle oturmak için can atmaz, geçimini Kur’ân’dan yapmaya kalkışmaz. Az bir kazançla geçinir. Kur’ân en büyük servettir. Yemesi, içmesi, hüzünlenmesi bile ilimledir.”

Diyanet camiası, ilim ehli, âlimler, hocalar böyle bir tablo sergilemek noktasında üzerine düşeni yapmış olsa “Doğru İslâmiyet ve İslâmiyete lâyık doğruluk âleme ilân edilmiş olmaz mı? Bu ahlâka sahip ‘temsilciler’e kim itiraz edebilir?

Yara belli, çare belli, yol belli: Hepimiz İslâmı doğru tanıyacağız, doğru yaşayacağız ve ne adaletten ne de ahlâktan uzak kalmayacağız. İnşallah...

Kaynak: Yeni Asya Gazetesi

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
Editör:

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık