Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 15 Nisan 2019, Pazartesi 0:39
A.RaifÖZTÜRK

A.Raif ÖZTÜRK

Beni, İşte bu Âyet Kocattı…!

İnsanlık âleminin en doğru sözlüsü, pür kusur ümmeti olan bizlerin Cehennemden kurtulup, Cenneti kazanabilmemiz için yanıp tutuşan Yüce Peygamberimiz Muhammed’ül Emîn SAV, bir gün ashâbına;  “..beni Hûd sûresinin 112. Âyeti kocattı” buyurmuştu.

Yani o âyetin tehdidi altında ezildiğini, “acaba Yüce Rabbimin emrettiklerini, O’nun razı olacağı şekilde yaşayabiliyor muyum?... Emredildiği gibi dosdoğru olabiliyor muyum?” “Bu âyetin dehşetini düşünmek, beni yıprattı.” ...gibi ciddi endişeler taşıdığını bizlere bildiriyordu.

Ki O, SAV, kendisinin “âlemlere Rahmet olarak yaratıldığı” şeklinde müjdelendiğini de İSMET sıfatıyla günahlardan korunduğunu da, hatta Yüce Rabbimizin kendisine “HABÎBİM” (ey en sevgili kulum) diye hitap ettiğini de biliyordu.

Bizlerin ise ne böyle bir ismet sıfatımız var. Ne de bizlere “habibim” diye iltifat edilmediği halde, bizler çok rahat hareket ediyoruz ve bu konuda pek endişe bile taşımıyoruz. Oysa bu âyet sadece Hz. Muhammed’i SAV muhatap almıyor, bizleri ve hepimizi muhatap alıyor ki. Bakınız, Hûd S., 112. Âyet:

“O hâlde, emir olunduğun gibi dosdoğru ol!... Beraberindeki tevbe edip iman edenler de dosdoğru olsunlar! Ve(Allah'ın koyduğu) hudûdu aşmayın! Çünkü O, ne yaparsanız hakkıyla görendir.” Çok net görüldüğü gibi, bu âyet hepimizi muhatap alıyor.

Peki, bizler neyimize güveniyoruz da bu âyet karşısında ürpermiyoruz?...

Acaba şu kısacık Dünya hayatının, tüm insanlık âlemi için bir SINAV YERİ olduğunu mu idrak edemiyoruz?...

Acaba sırf dünya için yaratıldığımızı mı zannediyoruz?...

Yoksa; Allah’a, Rasûlüne, tüm hareketlerimizi kaydeden Meleklere, bizim gaflete düşmememiz için gönderilen Kur’âna, hesaba çekileceğimiz Âhiret gününe inanmıyor muyuz?...

Mademki inanıyoruz, nüfus cüzdanlarımıza göre İslâm Dînine mensubuz, Müslümanız ve Mü’miniz. Öyleyse BU GAFLET NİYE?...

Bu âyet bizleri niçin kocatmıyor? Hatta, niçin umurumuzda bile değil?

Yoksa âyetin devamındaki , “..biz ne yaparsak, Allah’ın bizleri hakkıyla gördüğüne” mi inanamıyoruz?...

‘Hangi konularda emir olunduğumuz ’un, belki de en önemlileri, bir sonraki âyette çok net vurgulanıyor. Şöyle ki:

Hûd S., 113. Âyet; “Bir de, sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati (bile) duymayın. Yoksa size ateş (Cehennem) dokunur. Aslında sizin Allah'tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.”

Yani; zulmeden zâlimlere asla meyletmememiz, hatta sempati bile duymamamız bizlere çok açık ifadelerle ikaz ediliyor, değil mi?

Bütün bunlara rağmen bizler; “acaba Yüce Rabbimiz Kur’ânda kimler için zâlim diyor? Nasıl davrananları zulmedenler diye tanımlıyor” gibi endişelerle niçin araştırmıyoruz?...

Sizlere kolaylık olsun diye; yine Kur’ânda geçen, zalimler ile ilgili 89 adetten, sadece birkaç âyeti, hayırlı dualarınıza mazhar olmak adına arz edeyim:

Bakara Sûresi, 114. ayet: Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azap vardır. (Bu âyetin açıklamalı tefsirlerindeki, mescitler aleyhinde konuşanların bile, zalimler şümulünden nasibi olduğu dikkate şâyandır.)

Mâide Suresi, 51. ayet: Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.

En'am Suresi, 21. ayet: Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.

İbrahim Suresi, 34. ayet: Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zâlimdir, pek nankördür. ..Yani âyette görüldüğü gibi; NANKÖRLER de zalimlerle birlikte anılıyor.

Kehf Suresi, 57. ayet: Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? … ..

Hucurat Suresi, 11. ayet: … .. ..Îmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zâlim olanların ta kendileridir.

Mümtehine Suresi, 9. ayet: Allah, ancak DİN konusunda sizinle savaşanları, (mücadele edenleri,) sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden men eder, (yasaklar). Kim onları dost edinirse, artık onlar zâlimlerin ta kendileridir.

İşte saygıdeğer dostlarım, zalimlerle ilgili 89 âyetten sadece birkaçı. Âyetlerde, “sempati duymamızı bile yasaklanan zâlimlerin” tarifleri ve tanımlamalarını böyle yapıyor!...

Bendeniz, sadece sizleri de koruma ve sakındırma adına “hatırlatma” görevimi ifâ etmiş oldum. Saygılarımla takdirlerinize arz eder, hayırlı dualarınızı bekliyorum. Vesselâm…

İnsanlık âleminin en doğru sözlüsü, pür kusur ümmeti olan bizlerin Cehennemden kurtulup, Cenneti kazanabilmemiz için yanıp tutuşan Yüce Peygamberimiz Muhammed’ül Emîn SAV, bir gün ashâbına;  “..beni Hûd sûresinin 112. Âyeti kocattı” buyurmuştu.

Yani o âyetin tehdidi altında ezildiğini, “acaba Yüce Rabbimin emrettiklerini, O’nun razı olacağı şekilde yaşayabiliyor muyum?... Emredildiği gibi dosdoğru olabiliyor muyum?” “Bu âyetin dehşetini düşünmek, beni yıprattı.” ...gibi ciddi endişeler taşıdığını bizlere bildiriyordu.

Ki O, SAV, kendisinin “âlemlere Rahmet olarak yaratıldığı” şeklinde müjdelendiğini de İSMET sıfatıyla günahlardan korunduğunu da, hatta Yüce Rabbimizin kendisine “HABÎBİM” (ey en sevgili kulum) diye hitap ettiğini de biliyordu.

Bizlerin ise ne böyle bir ismet sıfatımız var. Ne de bizlere “habibim” diye iltifat edilmediği halde, bizler çok rahat hareket ediyoruz ve bu konuda pek endişe bile taşımıyoruz. Oysa bu âyet sadece Hz. Muhammed’i SAV muhatap almıyor, bizleri ve hepimizi muhatap alıyor ki. Bakınız, Hûd S., 112. Âyet:

“O hâlde, emir olunduğun gibi dosdoğru ol!... Beraberindeki tevbe edip iman edenler de dosdoğru olsunlar! Ve(Allah'ın koyduğu) hudûdu aşmayın! Çünkü O, ne yaparsanız hakkıyla görendir.” Çok net görüldüğü gibi, bu âyet hepimizi muhatap alıyor.

Peki, bizler neyimize güveniyoruz da bu âyet karşısında ürpermiyoruz?...

Acaba şu kısacık Dünya hayatının, tüm insanlık âlemi için bir SINAV YERİ olduğunu mu idrak edemiyoruz?...

Acaba sırf dünya için yaratıldığımızı mı zannediyoruz?...

Yoksa; Allah’a, Rasûlüne, tüm hareketlerimizi kaydeden Meleklere, bizim gaflete düşmememiz için gönderilen Kur’âna, hesaba çekileceğimiz Âhiret gününe inanmıyor muyuz?...

Mademki inanıyoruz, nüfus cüzdanlarımıza göre İslâm Dînine mensubuz, Müslümanız ve Mü’miniz. Öyleyse BU GAFLET NİYE?...

Bu âyet bizleri niçin kocatmıyor? Hatta, niçin umurumuzda bile değil?

Yoksa âyetin devamındaki , “..biz ne yaparsak, Allah’ın bizleri hakkıyla gördüğüne” mi inanamıyoruz?...

‘Hangi konularda emir olunduğumuz ’un, belki de en önemlileri, bir sonraki âyette çok net vurgulanıyor. Şöyle ki:

Hûd S., 113. Âyet; “Bir de, sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati (bile) duymayın. Yoksa size ateş (Cehennem) dokunur. Aslında sizin Allah'tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.”

Yani; zulmeden zâlimlere asla meyletmememiz, hatta sempati bile duymamamız bizlere çok açık ifadelerle ikaz ediliyor, değil mi?

Bütün bunlara rağmen bizler; “acaba Yüce Rabbimiz Kur’ânda kimler için zâlim diyor? Nasıl davrananları zulmedenler diye tanımlıyor” gibi endişelerle niçin araştırmıyoruz?...

Sizlere kolaylık olsun diye; yine Kur’ânda geçen, zalimler ile ilgili 89 adetten, sadece birkaç âyeti, hayırlı dualarınıza mazhar olmak adına arz edeyim:

Bakara Sûresi, 114. ayet: Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azap vardır. (Bu âyetin açıklamalı tefsirlerindeki, mescitler aleyhinde konuşanların bile, zalimler şümulünden nasibi olduğu dikkate şâyandır.)

Mâide Suresi, 51. ayet: Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.

En'am Suresi, 21. ayet: Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.

İbrahim Suresi, 34. ayet: Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zâlimdir, pek nankördür. ..Yani âyette görüldüğü gibi; NANKÖRLER de zalimlerle birlikte anılıyor.

Kehf Suresi, 57. ayet: Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? … ..

Hucurat Suresi, 11. ayet: … .. ..Îmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zâlim olanların ta kendileridir.

Mümtehine Suresi, 9. ayet: Allah, ancak DİN konusunda sizinle savaşanları, (mücadele edenleri,) sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden men eder, (yasaklar). Kim onları dost edinirse, artık onlar zâlimlerin ta kendileridir.

İşte saygıdeğer dostlarım, zalimlerle ilgili 89 âyetten sadece birkaçı. Âyetlerde, “sempati duymamızı bile yasaklanan zâlimlerin” tarifleri ve tanımlamalarını böyle yapıyor!...

Bendeniz, sadece sizleri de koruma ve sakındırma adına “hatırlatma” görevimi ifâ etmiş oldum. Saygılarımla takdirlerinize arz eder, hayırlı dualarınızı bekliyorum. Vesselâm…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık