Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
A.RaifÖZTÜRK

A.Raif ÖZTÜRK

İnsan Vücudundaki “DENGE mucizesi” (II.)

>>(Benliğimizde fırtınalar koparacak bir konu olan bir önceki yazının devamı olduğundan, I. Bölümü kaçıranlar, öncelikle ilk bölümü arşivden okumalıdırlar.)

>>..Yürümede de ayrıca dört önemli mekânizma rol alır:

1. Ayakta düzgün biçimde dik durma ve yürüme sırasında dengenin korunması,
2. Kas gücü, elektronik uyarılar ve algılamalar ile vücudun ilerletilmesi,
3. Ayak yere değdiğinde vücut ağırlığının oluşturduğu şok darbesi tesirinin azaltılması,
4. En az enerji harcanarak ilerlemenin sağlanması.

Basit gibi görünen tek bir adım için bile ayaklar ve sırtta bulunan 54 ayrı kasın eş zamanlı ve uyum içinde çalışması gerekir. Bir hareketi yapmak istememiz, onunla bağlantılı kasların uyarılması için muhakkak yerine getirilmesi gereken bir ön şarttır. Bütün bunlar nasıl olmaktadır? Sadece bizim istememiz yeterli midir? Bütün kas, kemik ve sinirlerin birlikte aynı hedefe kilitlenmesi, kendiliğinden veya tesadüflerle oluşabilir mi?...

Ayrıca beyin kabuğundaki motor göreviyle ilgili kısımlar (motor korteks), dengenin emirlerinin oluşturulup iletildiği merkez görevini görmektedir (Şekil 2). Kısaca beyin kabuk kısmında çok sayıda bölge denge merkezi olarak işbirliği halinde çalışmaktadır... Şekil 2. Turuncu ile renklendirilmiş kısım beyindeki motor kortekstir.

Kasların harekete geçmesi için, bizim ne düşündüğümüzün ve ne yapmak istediğimizin onlara iletilmesi yeterlidir. Bu da sinir sistemi ve sinir ağları yolu ile sağlanır. Vücudumuzda 120 000 Km. (dünya çevresini 3 kez dolaşacak) uzunluğunda muhteşem bir haberleşme ağı mevcuttur. Bir hareket yapmak, mesela yürümek istendiği anda, beyinden bir elektrik sinyali yola çıkarılır. Bize çok karmaşık gelen bu yolculuk sırasında sinyal öncelikle omuriliğe uğrar, oradan ilgili organlara doğru hızla yol alır. Elektrik akımıyla, kası oluşturan milyonlarca motor uyarılır, sinyali alan lifler derhal kasılır. Bir hareketi koordineli (birbiriyle ilgili ve eşzamanlı) yapabilmek için, o hareketle ilgili vücut organlarının konumlarının ve birbirleriyle münasebetlerinin de bilinmesi gerekir. Bu bilgileri sağlayacak milyonlarca verici, vücuda yerleştirilmiştir. Şart olan bu bilgiler; gözlerden, iç kulaktaki denge organından, kaslardan, eklemlerden ve deriden gelir. Kasların ve eklemlerin içinde vücudun o anki konumuna ait bilgileri, merkezî sinir sistemine göndermek için programlanmış milyarlarca küçük algılayıcı (mikro reseptörler) vardır. Hareketin her safhasında kasların içindeki bu alıcılar vasıtasıyla, kasların konumu her an merkeze bildirilir. Burada yapılan değerlendirmeye göre kaslara yeni emirler verilir. Böylece her saniyede milyarlarca bilgi işlenerek değerlendirilir. Yürüme ve ayakta durma sırasında dengenin sağlanması, göz takibi ile düzgün ve koordine hareketlerin yapılabilmesi, kas grupları arasında koordinasyonun sağlanması, hareketin hızla başlayıp durdurulabilmesi, normal kas gerginliğinin düzenlenmesi ve devam ettirilmesi gibi fonksiyonların, kontrol ettirildiği diğer bir merkez ise beyinciktir.

Bu işlerin tek bir ânı için bile vücudumuzda gerçekleştirilen hesaplamalar yazılabilse, binlerce sayfa tutar. Binlerce sayfa tutan bu esrarengiz faaliyetler ve bu paragrafta saydıklarımız, saniyenin sadece onda biri kadar kısacık bir zamanda gerçekleştirilmektedir. ALLAHÜEKBER… Değil mi?

Görüldüğü gibi ayakta durma ve yürüme, aslında mu’cize kabilinden birbiriyle irtibatlı binlerce faaliyet neticesi gerçekleştirilmektedir. Buna rağmen sürekli gerçekleştirilen binlerce faaliyetin farkına bile varmıyoruz. Bunlara rağmen, “ben kalktım”, “ben yürüdüm”, “ben koştum”, “ben gol attım”, “ben işe, okula veya camiye gittim” “ben kazandım” vs. diyerek, fiilerimizi kendimizden zannediyoruz. Oysa yukarıda kısaca özetlendiği gibi, bu fiilerin tamamı Yüce Rabbimizin tasarrufundadır. Kendilerini bile tanımayan Atom, mineral, molekül ve hücrelerin işi asla olamaz. Bize ise sadece DİLEMEK, İSTEMEK ve KARAR VERMEK düşüyor. Hâlbuki her bir faaliyetteki trilyonlarca sinir hücresinin, sadece birisinden, iletinin diğer hücreye SNAPS denilen boşluktan geçmesini sağlamaktan bile âciziz. Çünkü her bir ileti her bir sinir hücresinden diğerine geçerken, SNAPS boşluğundan elektrik olarak geçemiyor. Kimyevî bir reaksiyona dönüştürülüp, diğer hücreye geçtiğinde tekrar elektriğe dönüştürülüyor ve trilyonlarca kez değişime uğradığı halde, İLETİ hiçbir değişime uğramıyor. Binlerce kez ALLAHÜEKBER, değil mi?...

İşte bu nedenlerle BENCİLLİK, yani başarılarımızı kendimizden bilmek ve Yüce Rabbimizin üzerimizdeki tecellilerini hafife almak anlamına geldiğinden, bir nevi suç ve ŞİRK sayılmaktadır. Çünkü yukarıda arz ettiğimiz %99 ilâhi tecellilere de ortak olduğumuzu zannetmek, bir nevi ŞİRKTİR. Bizim sadece karar vermemiz, asansörün düğmesine basmak gibi basit bir iş %1’ken, bizi dileğimiz kata götüren asansörünki ise %99’dur…

İşte bu %1’lik DİLEMEK, İSTEMEK ve KARAR VERMEK, bizim irademize bırakıldığı için, tüm hareketlerimizden ve davranışlarımızdan sorumluyuz ve hesaba çekileceğiz. Bir katı cami, bir katı eğitim merkezi, bir katı sinema, bir katı iş merkezi, bir katı AVM, bir katı kumarhane vs olan binadaki asansörün, “kumarhane katı düğmesine basmak fiili” %1 olduğu halde, o tercihimiz nedeniyle tamamen sorumlu oluyoruz. Yani polise yakalandığımızda “benim ne günahım var, beni buraya asansör getirdi, ben masumum” desek, ne kadar gülünç duruma düşeriz, bilirsiniz. İşte tüm fiil ve davranışlarımızdan, bu nedenlerle tamamen sorumluyuz. Ayrıca, başarılarımızdan da sadece tercihlerimiz nedeniyle mükâfatlandırılacağız. O fiilerimizin mâliki de yukarıda özetlenen mûcizevî lütuflar nedeniyle Allah’tır cc ve övünmeye, böbürlenmeye ve tamamen kendimizden bilmeye de hakkımız yoktur. Ayrıca; Bediüzzaman Hz.’nin 14 ciltlik Risale-i Nur eserleri hakkında mütevazı bir şekilde “Ben yazdım” yerine, “bana yazdırıldı” buyurması, bu nedenledir. İlimden nasibi olmayan bazı şahsiyetsizlerin, Bediüzzamanın bu ifadesi için “kendisine vahiy geldiğini imâ ediyor” gibi maksatlı saldırıları, kıskançlıklarından, düşmanlıklarından ve cehaletlerindendir...

ÖZET: En basit gördüğümüz “ayakta durmak veya yürümek” fiilerimizin bile %1’ini bizim tercihlerimize ait, %99’unun ise Yüce Yaratıcımızın Esmâ ve Sıfat tecellileriyle olduğu kesindir. Yani tüm fiilerimizi yaratan Allahtır cc, fakat cü’î iradeyi, yani “tercihi” bizlere bıraktığı için tüm fiilerimizden sorumluyuz ve mutlaka hesaba çekileceğiz…

Saffât S.96. Âyet: Hâlbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık