ayyıldız vekaletle kurban kampanyası
ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Ayşe KAŞ

Ayşe KAŞ

İRFAN İKLİMİNDE İNSAN

Efendim “ Arif’e tar’if gerekmez” demiş eskiler ama biz yine haddimizi aştık ve ariflere tarifler vermeye koyulduk. Malumunuz bilgi ve teknolojinin tavan yaptığı, akıllı telefonların insanların ellerinden rüyalarında dahi düşmediği, her şeyin bilinip icra edilmediği…Camilerin boş facelerin tıklım tıklım dolu olduğu ezan vakitlerinde insanların maneviyat sokağına adım atmayı hep sonraya ertelediği bir acaip zamanda arifane sohbetlere özlemle sarıldım kaleme sarılmak yerine tabletime…

İnsanı kan pıhtısından yaratan Rabbi, ona bilmediğini yaşamının önünde, anında ve sonunda öğretmiştir.” İnsan bir söz atmaya görsün onun yanında söylediklerini kaydeden bir gözcü vardır.” Kaf suresi 18 de onu takibe aldığını ferman eden Rabbi, insanı Rabbiyle yakınlığını ve münasebetini bilmeye ve bu dünyada ve ahirette saadet içinde yaşaması için Rabbin gösterdiği mecrada hayatını ikame etme sanatını öğrenmeye davet eder.

İnsanı hayatın karanlık yüzündeki şeytani  planlarnın derin koyuluklarından saf, berrak rıhtımlarına ve ilahi planındaki manevi atmosferine çağırmakla seçkin kılar. Arifliğin erdemini öğrenmeye azmettiğinde ise, onu “Ahsen-i Takvim” makamıyla yüceleştirir.

Peki insanı maruf’a tabi kılan ilmin ve irfanın yegane temsilcisi olduğu Arif  makamında ne gibi özellikler saklıdır? Gelin bunları tasavvufu ana hatlarıyla kitabında özetleyen Prof.Dr.H.Kamil Yılmaz’ın Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar kitabını esas alarak birkaç maddeyle de olsa özetleyelim:

-Arif, düşünerek, işin sonunu getirerek ve tecrübe ile bilgi sahibi olan kimsedir.
-Arif, her yerde Hakk’ın binbir tecellisini müşahede edebilen kimsedir.
-Arife göre kainat bir aynadan ibarettir. O’na baktığında Hakk’ın tecellisini müşahede  eder.[1]
-Arif, Allah’ın ilmini irfanla birleştiren dilindeki manayı gönlüne devşirebilen mevhibeye sahip olan kimsedir.
-Arif, tarikat ve hakikat kavşağını birleştiren tasavvuf diyarında “Lütfunda hoş kahrında” şiarıyla Allah’tan gelen her şeyi O’nun namına alıp, O’nun hatrına göğüsleyebilen kimsedir.
-Arif, irfani umdeleri, Kur’an’ın nuruyla ve mayasıyla ve erişilmez manasıyla yorumlayan ve yaşayan kimsedir.
-Ebu Turab Nahşebi, arifi, “hiçbir şeyden etkilenip bulanmayan her şeyin kendisinden safvet kazandığı kişi” olarak tanımlamaktadır.
-Ebu Bekir Kettani’ye göre arif:”Hakk’ın emirlerine uygun amellerde bulunan, hal ve hareketlerinde ilahi emir ve yasaklara asla muhalefet etmeyen, daima Allah’ı zikreden kimsedir.”

Zünnun Mısri, arifin üç alameti bulunduğunu belirtir:

1:Marifetin nuru veranın nurunu söndüremez.
2:Şeriatın zahirine muhalif (aykırı )batın ilminden bahsetmez.
3:Kerametleri kendisini şeriatin zahirine aykırı hareket etmeye sevk etmez. Yani arif, erdim, diye vera duygusunu , günah ve haramlardan sakınmayı elden bırakmaz.

-Arif’in en önemli sıfatı istikamettir. Nitekim Muhammed b.Fadl “Arifin her şeyden önce, varlığı bütün güzellikleri tamamlayan, yokluğu da her türlü eksiklik ve günahın sebebi olan istikamete ermesi gerekir.” Der.[2]

Allah’ın marifet sıfatıyla bilmediğini ona öğrettiği insanın, ilimden irfana geçebilmesi için, böyle tariflere kulak vermesi elzemdir. İlimden irfana geçiş yapmak, yani bildiklerini hayatlarına hakim kılarak, nefsin önüne sed çekebilmek bu irfani  boyutlardan gelen akıl kılavuzlarını uygulamakla mümkündür. Yoksa insan, bilgisinin zebunu olur ve ilmini putlaştırarak kendini vazgeçilmez bir otorite zannedebilir. Putlaştırdığı bilgisi onun önüne aşılmaz tufan dalgaları gibi çıkar ve insan ayette zikredildiği gibi bir kez daha yanılır…İlmini kendinden bilme, aklıyla elde ettiğine kani olma yanlışına düşer, Rabbinin gerçek ilim sahibi olduğunu ve ona ilmin kapılarını açan yegane Alim olduğunu göremez, duyamaz, hissedemz. Çünkü artık o, kendisini ilminin aldattığı kişi olmuştur.Çünkü artık o, ilimden irfana geçemeyerek arafta kalmıştır. Gözlerine ,kulaklarına ve kalbine inen perdeyi fark edememiştir.

Eğer irfan mektebinin talebeleri gibi kendisine Rabbi’nin baktığı penceren bakabilseydi yenilmeyecekti nefsine insan…Gururunun ve hevasının ona sunduğu enaniyeti , altından, elmastan tepsilere dahi konulsa elinin tersiyle itecek kabul etmeyecekti. Allah’ın ahlakıyla tanışmak…O’nun prensipleriyle yüzleşmek…O’nun rızasının haritasını çıkarmak…Aklını imanını ihlasına, ilmini irfanına, irfanını icraatına yaslayan arifin yolunu şaşırdığı nerede görülmüştür?

Gelelim asrımızın yalnızlık sokaklarında ıssızlığına ıslıklarını arkadaş ettiği, benim dünyam dediği odasında televizyonu, dizileri, yarışma programları,bilgisayarı, tableti, cep telefonu ile Rabbinden fersah fersah uzaklarda yaşayan bilim çağının yapayalnız insanına…

Bilgilerini depoladığı “sıkıştırılmış bir World dosyası” gibi zihninde çoğalttığı onca bilgi ona huzur vermiyorsa….Yıllarca binbir emek ve zahmetle öğrendiği bilgilere sadece maddi bir araç olarak bakıyor ve onların ilerisinde duran mutlak gerçeği görmesine vesile olmalarına aldırmadan öğrenir öğrenmez unutma yoluna koyulan bu maddi boyutlu dünyalıya ne demeli ne anlatmalıyız?

Kanaatimce, ilim dantelalarını irfan motiflerine çevirebilen mahir gönüllü Allah dostlarının isabetli adımlarını izlemekle işe başlamak en doğru yol olacaktır. İbn-i Sina, 4 yaşında Hafız olmuştur. 15 yaşına kadar tıp, matematik, kimya müzik ve, fizik ilimlerini tahsil etmiş. Bundan sonra 1.5 yılını metafizik, ve tıbbın derinliğine inerek geceleri çok az uyumuş ve bu üstün gayreti sonucunda devrinde ki hocalarına ders verir hale gelmiştir. O, ne zaman ilimde tıkanacak bir noktaya gelince camiye koştuğunu orada namaz kılıp, dua ettiğini, Allah’tan kendisine daraldığı, kavrayamadığı ilmi kolaylaştırmasını, anlamasını sağlamasını istemiştir.

İşte bize, ilmin ve irfanın gizemli şifrelerini gösterecek yegane merci , yerlerin ve göklerin bilgisi katında olan Rabbimizdir. İrfan bahçelerinde hu tesbihatıyla kendindeki esrarı ve şifreyi çözen arifin nefesinde ilahi aşkın hayat bahşeden sözcükleri vardır. İbni Arabi Hazretleri: “Nefesin manasını bilen kimse, kendi nefsini de anlar, nefsini bilen ise, Rabbini bilir” diyor.

Arif, nefisni Rabiinin isteklerinde yok eder, ta ki onun Rabbini razı etmiş ve Rabbininde onu razı ettiği “radiyyeten mardiyye “ makamına varana kadar seyri süluküne (irfani öğretileri tatbike ve nefsiyle mücadelesine) devam eder. Nefesini ilahi aşkın nağmeleriyle doldurur. Allah için gönül kadehine O’nun muhabbetini bütün zorluklarına rağmen doldurur. Nefesini O’nun mübarek ismini anarak tüketir. Bir Arif’in dediği gibi: “Nefesin aslı cevherinde olan her şey, karanlık gecenin sonundaki aydınlık sabah gibidir. Sabahınız mübarek, yeni gününüz aydınlık olsun, gönülleriniz nurla dolsun…[3]

AYŞE CİPLİOĞLU KAŞ

[1] H.Kamil Yılmaz Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar s.200
[2] El-Lum’a s.37.
[3] Dokuzyüz Katlı İnsan Mustafa Merter s.252

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


İlknur aydıngöz İlknur aydıngöz 16.08.2017 07:27

Sonu gelsin istemedim zevkle okudum ama yanaklarım ıslak. Duygunuza kaleminize sağlık.

NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık