Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
İsmail Erdoğan

İsmail Erdoğan

Hız, haz ve kaz

“Bilinçli insanların güzel bir dünya inşa etmelerine yönelmek istiyorsak, sabırlı ve yavaş hareket etmek mecburiyetimiz var.” -Turgut Cansever

Modern çağın insanına yavaş hareket etmekten bahsetmek, en basitiyle komik geliyor. Eminim alay edecektir birçok insan yukarıdaki sözle. Belki de Turgut Cansever’i Orta Çağ’da kalmakla suçlayacaklardır. Haklılar da nitekim. Çünkü Cansever, hayatın yaratılış hızına daha uygun olduğu zamanlara ait. En azından o zamanları görmüş. Ya da o zamanların insanlarıyla teşrik-i mesaide bulunmuş. Öte yandan, zamanın hızla aktığı; hatta silindir gibi üzerimizden geçtiği zamanları da yaşamış. İkisini de görmüş. Ama daima kendi zamanında yaşamış. Hızını kendisi belirlemiş. Ne çağa saplanmış ne de çağ dışında kalmış. Çağla birlikte çağları aşan zamanda yaşamış.

Bunu, bugünün insanına anlatmak ne kadar da zor. Sabah erkenden kalkarak işine ya da okula giden, gün boyu zamanla yarışan, iş ya da okul sonrası evine cenk halinde yorgun argın dönen insanlara bunu anlatmak ne kadar zor.
Ama anlatmak zorundayız. En azından bir yerden başlamak.
Başlıktaki ‘hız ve haz’ kelimesinden yazının akışını çıkarmıştır okuyanlar. Ama ‘kaz’ kelimesinden pek bir şey çıkarıldığını sanmıyorum J Ben de olsam çıkaramazdım herhalde.

Hız, haz ve kaz kelimeleri, kafiye olarak birbirine uyduğu gibi anlam olarak da uyuyor aslında. Ama bu, nerden baktığınıza bağlı ya da nerden yola çıktığınıza. Ben, Cemil Meriç’in, oğlu Mahmut Ali Meriç’e hitaben yazdığı bir yazısından yola çıktım. Cemil Meriç o yazısında (Jurnal-1), “Onlar kaz sürüsü yavrum, onların peşinden gitme” mealinde cümlelerle seslenir oğluna. Adeta yalvarır. Burada kaz sürüsünden kastettiği, beyinlerini aldırmış ya da kiraya vermiş insanlardır. Oğlunun onların peşinden gitmesini istemez Cemil Meriç. Kaynaklara yaslanarak bir asıl olmasını ve kendini inşa etmesini ister ondan. Sürünün bir parçası değil, olacaksa çobanı olmasını ister bir nevi.

Peki, bunun bizimle ne alakası var?

Şöyle ki:
Modern dünyanın, makineler eşliğinde bizi kurban ettiği hızın yanında bir de kardeşi haz var. Dünyayı unutmuş gibi yaşayarak dibi görmenin harflerden giydiği elbise olan hazzın hızla dansı ise kaçınılmaz. Bu hız ve haz eşleşmesinin beraberinde getirdiği şey ise, insanın makineleşmesidir. Yani bir otomat olarak hayatına devam etmesidir insanın. Otomatların genel özelliği ise bir beyinlerinin olmayışıdır. Varsa da programı dışına çıkamayarak kendini yeniden programlama iradesinden yoksun olmasıdır. Bu da, onu kuklacı tarafından kaderi tayin edilen bir kuklaya dönüştürür. Kukla olmaksa, kula kul olmaktır. İpleri başkalarının elinde bir hayatı sürdürmektir. Kaz sürülerinin de ipleri başkalarının elindedir. Ve kuklalardan farkları yoktur. Bu bağlamda, modern insanın da kukla ya da kazlardan farkı yoktur. Çünkü modern insan neyi yaşayacağını kendisi seçmez. Maruz kaldığı gerçekler söz konusudur hayatında. Seçtiğini zannettiği zaman bile bir seçilmişliğin parçasıdır. Çünkü sistem bunun üzerine kurulmuştur. Bir yandan kapitalist, diğer yandan emperyalist dünya sistemi bunun üzerinde yükselir. Ve bu sistem özgür iradenizle, asli dinamiklerinize uygun seçimler yapmanıza müsaade etmez. Böyle olursa sizi istediği gibi yönlendiremez.

Hayatını kendi kozmolojik idraki üzerinden yönlendiremeyen kişi, doğal olarak hakim paradigmanın tesiri altındadır. Zamanımızın hakim paradigması da Batı’nın paradigması. Ve bu paradigma köleleştirme üzerine kurulu. Bu köleleştirme endüstrisinin kullandığı silahlardan ikisi hız ve haz. Çünkü hız ve hazzın pençesindeki insan, zamanı idrak ederek durup düşünme iradesinden yoksundur. Durup düşünme, hatta etrafına yoğun bir şekilde bakma imkanından yoksundur. Bu yoksunluk ise insanı kozmolojik idrak dediğimiz, varlığı tanıma ve anlamlandırma melekesinden bizar kılar. Bu uzaklıkla insan artık bir kaz sürüsünden farksızdır. Neyi, neden yaptığını bilmeyen, ufki bakışı olmayan, daraltılmış gettosunda egosantrik ve marazi çığlıklar atarak, anın kutsal-sızlığı içinde zamanı israf eden bir varlığa dönüşür insan.

Bugün itibariyle biz böyle miyiz? Tabii ki hayır! Ama buraya doğru gidiyor muyuz? Maalesef ki evet! Abarttığımı düşünenler varsa, en son gökyüzüne, bir ibadet bilinciyle ne zaman baktığını hatırlasın. Tabii hatırlayabilirse!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık