Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
İsmail Erdoğan

İsmail Erdoğan

Müslümanlar Sanattan Anlamaz mı?

Adını zikretmeyeyim (belki bir gün zikrederim), sanat ve estetik konularında sözü dinlenir bir büyüğümüzün yıllar öncesinde yazdığı bir yazının başlığı bu: “Müslümanlar sanattan anlamaz”!

Bir kompleksle atıldığı aşikâr olan bu başlık, acıdır ki bazı doğrular içeriyor. Sanattan, hususen Müslümanlar anlar düşüncesine sahip biri olarak, İslam dünyasının sanat ve estetik konusunda geldiği/getirildiği noktanın pek de iç açıcı olduğunu düşünmüyorum. Patinaj anlamında tekrarlar ve geçmişin ihtişamıyla övünmekten ileri gitmeyen sanat hamleleriyle Müslümanlar, güzelliğin tarihinden düşürülmüş gibi bugün. Geçmişin yeniden üretilmesi yerine taklit edilmesi bizi bir kısır döngüye hapsetti. Ne yaptığımız yeni eserler, ne de yaptığımız eski taklitler huzur vermiyor. Sanat, ilahi ve deruni bağlamlarından yoksun bir zeminde seyrediyor artık.

Bu cümleler, karanlık bir tabloyla moral bozmak için değil, verdiğimiz manzaranın fotoğrafını çekmek içindi. Çünkü hastalıklarını teşhis edemeyen toplumlar tedhiş gerçeğiyle yaşamak zorunda kalırlar. Bu tedhişten(dehşetten) kurtulmak, önce teşhis sonra da tedaviyle mümkündür. Teşhis, bazen tenkitle olur bazen telkinle. İyi niyetli her türlü tenkit ya da telkin hayırdır. Çünkü tenkide/telkine kapalı toplumlar, hayra da kapalıdırlar. Bu kapalılık, üzerine kapanma halidir ki, bir gün buharlaşmak kaçınılmaz kaderdir.

Genelde İslam dünyasında, özelde ise Türkiye’de, Müslümanların gündemine otağ kuramıyor sanat. Estetik meselesi, ne akademilerde ne de sosyal mecralarda kendisine yer bulamıyor. Entelektüel faaliyetlerin kıyısından köşesinden bile kendine mecra bulamıyor sanat. Bir mecra bulsa akacak. Hem de şerha şerha ama yok. Bulamıyor kendine ruy-ı zemin. Bir zemini olmayınca da yükseltemiyor kendini. Taşamıyor ve ulaşamıyor insanlara. Ama insan sanatsız kalamaz. Duramaz güzelliğe vurulmaktan. Çünkü ahsen-i takvim üzeredir onun yaratılışı. Eşrefi mahlukattır o. Allah’ın Cemal sıfatının en yüksek perdeden tecellisidir. Ve bu tecelli, tüm tecelliler gibi boşluk kabul etmez. Bil vesile dolar insan sanatla. Ulvi ya da süfli fark etmez, dolar insan sanatla.

Velayetten ulvi varlık insana yakışmaz ama süfli sanat. O ulvidir, sanatı da ilahidir bu yüzden. Ama bugün ne ilahi boyut var sanatımızda ne de aslında bir boyut. Boyutsuz ve katmansız eserler üretiyoruz fasılasız.

Ortaya çıkıyor bir şeyler. Amenna. Çok da hakkını yemeyelim, hayatı sanatına vakfetmiş sanatkârlarımızın. Sorun sanatkârlarımızda değil zaten.(En azından tamamı)

Sorun, bütün halinde sanatla hemhal olamayışımızda.

Millet olarak sanatla ilgili duyarlılığımızı kaybedişimizde.

Estetik kaygılarımızın kaygı olarak bile kabul göremeyişinde.

Estetiğin, Allah’ın yaratışıyla olan bağını göremeyişimizde.

Sanatın her şeyden çok dini-ahlaki bir emir olduğunu kavrayamayışımızda.

Konuşmanın, yürümenin, sevmenin, seslenmenin, terbiyenin, siyasetin, sanatla organik bağını kuramayışımızda.

Sanatı, üç-beş insanın tekeline ve kurgulanmış efsunlu mekanlara hapsedişimizde.

Sanatın bu esaret dolu halinin doğal sonucu ise, hayatlarımıza içerden dokunamaması oluyor. Kanla beraber vücudumuzda dolaşamaması oluyor. Bizimle nefes almayınca, sokaklarımızı da dolduramıyor sanat. Evlerimiz güzelliğin öznesi olamıyor. Okullarımız sanatın nesnesi olamıyor. Siyaset hepten yoksun kalıyor güzellikten. İktisat desen tümden habersiz.

Ama anlatmak lazım insanlara. Güzelliğin diliyle dini arasında fark olmadığını. Allah’ın güzel yarattığı gibi güzel yapanı sevdiğini. Güzel yaratanın en güzel yarattığı olarak güzele devamlı muhatap oduğunu. Güzelliği üreterek dünyayı güzelleştirmesinin yegane vazifesi olduğunu. Savaşırken bile güzel savaşması gerektiğini. Düşünsenize, var mıdır tarihte İslam’dan başka “ öldürürken bile güzel öldürün” diyen din? Ya da, “biz sizin savaşınızı çok sevdik(ne güzel savaşıyorsunuz) ve Müslüman olmaya karar verdik” sözüne muhatap Müslümanlardan başka? Yoktur elbet.

Burada bahsedilen güzellik ahlaktır. Öldürmeye bile ahlaki standartlar getirerek, vahşeti önlemektir. Bugün bu standartları unuttuğumuz içindir ki bir vahşetin içinde yaşıyoruz. Dehşetle ördüğümüz hayatın içinde güzellikten yoksun mekanlarda çirkinliği üretiyoruz boyuna. Çünkü unuttuk İslam’ın güzellik emrini. Hatırladığımız zamanlarda dünyaya attığımız imzaları da unuttuk. Dahası, güzelliğe imza atma yeteneğimizi unuttuk.

Bu sebepledir ki, muhatap oluyoruz “ Müslümanlar sanattan anlamaz” sözüne. Gavurlar(içimizdeki ve dışımızdaki), bize bakarak, gözlerimize kan kusarak söylüyorlar bunu. Ve inanıyorlar buna. Çünkü hakim paradigma onların dünyada. Sanatın yönünü onlar belirliyor. Güzelliği onlar takdir ediyor. Onlar takdir ederken biz taklit ediyoruz. Bir yandan onları, diğer yandan geçmişimizi. Psikolojik kopuş yaşadığımız geleneğimizi. Ama genetik varlığımız devam ediyor. Genlerimize nakış nakış işlenmiş estetik varlığımız devam ediyor. Kimse alamaz onu bizden. Bizi, enginlere sığmayıp taşıran güç orada çünkü. Kalın bir damar var orada sanatla yoğrulmuş. Bu damar, karşımıza çıkar El-Hamra’nın geometrik mucizelerinde. Bu damar, karşımızda çıkar Sultanahmet’in çinilerinde. Bu damar, karşımıza çıkar Karahisari’nin levhalarında. Bu damar, karşımız çıkar tezhible tezyin edilmiş bir kitabın satır aralarında. Bu damar karşımıza çıkar Tac Mahal’in kubbelerinde.

Bugün bize düşen, sanatla yoğrulmuş genlerimizden neşet eden enerjiyle yorulmamızdır. Güzellik uğrunda sanat için yorulmamızdır. Sanatın bütün birikimine fokuslanarak, estetiğin meselelerini kürsülerde taçlandırmamızdır. Geleneğin ruhunu bugünün formlarıyla ifade etmenin mücadelesini vermemizdir. En baştan başlayarak güzelliğin eğitimini çocuklarımıza katre katre vermemizdir.

Çünkü güzelliğin(ahlak) olmadığı bir dünyada adalet de olmaz.

Güzelliğin olmadığı bir dünyada merhamet de olmaz.

Güzelliğin olmadığı bir dünyada, her şeyden çok medeniyet olmaz/olunamaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık