Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
İsmail Erdoğan

İsmail Erdoğan

Sultanahmet'te Bir Akademi Hayali
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI’NA AÇIK MEKTUP
SULTANAHMET’DE BİR AKADEMİ HAYALİ
Üniversitede öğrenciyken sanatla ilgili artistik bir tanım yapmış ve “ sanat, dokunulabilen Tanrı’dır” demiştim. İtikaden sakıncalı olan bu tanım, hukukun fasit dairesinden çıkanlara bir şey söyleyebilirdi kanımca ve bu kanım hala devam etmekte.
 
Erdiğim yaş itibariyle sanat hakkında büyük tanımlar yapmaktan çekinsem de, sanatla ilgili düşüncem değişmiş değil. Değişen bir şey varsa, sanatın önemini daha fazla kavramış olmamdır. Geçmişte sanatı, hususi bir eylem biçimi olarak gören ben, bugün itibariyle toplumsal bir oluş biçimi olarak görüyorum. Bunda, mağara duvarlarına bizon resimleri çizen insanları öğrenmem etkili olsa da, asıl etkiyi yapan, “Yaratılışı benden daha güzel olan kimdir” ayetidir. Dahası, her söz ve hareketinde güzelliğe vurgu yapan peygamberdir. Bir kız çocuğuna, kumaş parçası üzerindeki çiçek motifini göstererek, “bak bu güzel, bu çok güzel” demesidir. 
 
Allah’ın bir işin güzel yapılmasını sevmesidir.
Hülasa, sanatın, dini bir eylem olduğunu fark etmemdir.
Bu farkındalıkla, sanat üzerine yeniden düşünmeye başladım. Âdem’e(a.s.) kadar gittim bu süreçte. Yeryüzüne ilk mührünü sanatla vuran Âdem’e. İlk günden bugüne kendisine üflenmiş ruhla hayata ruh üfleyen Âdem’e.
 
İnsan ya da şeyler üzerine düşünmeye başladığınızda en başa, yani Âdem’e gitmeniz kaçınılmazdır. Âdem’e gitmekse mekan tasavvurunu beraberinde getirir. Bu tasavvurda da karşınıza Kâbe çıkar ilk. Kabe’yi incelediğinizde ise Altın oran.
 
Sanat tarihçilerinin altın oran dedikleri aslında ilahi orandır. İnsan vücudundan tavaf ibadetine(altın helezon) her yere hakimdir bu oran. Yaratışı mükemmel olanın cemalinden bir katredir altın oran. Güzelliğin gayri resmi dilidir adeta. Ve dikkate almıştır bunu beni Âdem. Bu orana göre yapmıştır sanatı. Bu orana göre yapmıştır binaları. Fibonacci’nin sayıları da, Da vinci’nin Vitrivius adamı da bu oranı verir bize. Çünkü sanatın dili ortaktır. Ortaktır, çünkü ilahidir. Göklerden gelmiştir sanat. Ve göklere dönecektir.
 
Göklerle olan bağlantısı var etmiştir onu bugüne kadar. “Mekanın, zaman içinde kurgulanmasıyla ortaya çıkarak”, bütün zamanlara hakim olmuştur sanat. Kadim şehirlerin hepsinde görülür bu. Eski Mısır’dan, Antik Yunan’a, oradan Roma’ya ya da İndus havzasına büyük medeniyetlerin görücüye çıktıkları şehirler sanatın diliyle inşa edilmişlerdir. Saraylardan mabetlere, sokaklardan evlere hakim olan güzellik sanatın güzelliği olmuştur.
 
Sanatın ev ev, sokak sokak ve mabed mabed hakim olduğu son şehirse İstanbul’dur. (Birileri Paris diyecek olsa da, Paris sanatın şehrinden çok savunmanın şehridir). Turgut Cansever’in ifadesiyle “İstanbul( Osmanlı şehri) insanlık tarihinin en yüksek çözümlemesidir.” (Bugün o çözümlemeyi mahvetmiş olsak da) O çözümlemenin taç beyiti ise Sultanahmet’tir. Ayasofya’sı, At Meydanı, Topkapı Sarayı, İbrahim paşa Sarayı, Firuz Ağası, Cevri Kalfa’sı, Alman Çeşmesi, Yerebatan Sarnıcı, Hürrem Sultan Hamamı, Sultanahmet Camisiyle dünyanın merkezi olan meydandır. Ve daha bir sürü mekanıyla medeniyet merkezidir Sultanahmet. Medeniyetlerin görücüye çıktığı ve kentsel belleğin süreklilik kazandığı meydandır Sultanahmet. Kitap gibi okunacak ve sayfa sayfa şerhler düşülecek eserlerin olduğu bu meydanda, ne yazık ki bir kültür-sanat merkezi yok. Yerli ya da yabancı turistlerin gelip gezecekleri ve medeniyetlerin izini sürebilecekleri, galerilerle dolu, hem teorik sanat eğitiminin verilip hem de pratik uygulamaların olacağı bir kültür-sanat merkezi yok. Sanatın gökyüzünden yeryüzüne, hem de arzın merkezine indirilerek insanlarla buluşturulacağı, sanatkârlarla insanların bir arada bir ülküyü yükseltecekleri bir yer yok. Sanata susamış ve medeniyet düşüyle nefes alan insanların yüzlerini sürüp feyz alacakları bir mekan yok. Tapu kadastro müdürlüğü var ama bir kültür-sanat merkezi yok Sultanahmet’te.
 
Bir müzeden bahsetmiyorum burada. Onlardan yeterince var. Küçük küçük sanat atölyelerinden de bahsetmiyorum. Onlardan da bolca var. Burada bir merkezden bahsediyorum. Merkez olacak bir akademiden. Büyük düşünüyorum yani. Daha doğrusu düşlüyorum.
İdeolojik körlükle eğitim vermeyen, insanları bağnazlığın sularında boğmayan, renk renk ayırır gibi insanları ayırmayan, aynı zamanda bazı insanları kayırmayan bir akademiden bahsediyorum. Resim, hat veya tezhip kadar, felsefesinin de öğretilip, ait olduğumuz paradigmaya dair çıkarımların ve yepyeni yorumların kazandırılacağı bir akademiden. Papağan gibi tekrar eden değil, taptaze bir soluk gibi nefes üfleyecek bir akademiden. İlahi ve insani değerlerin bileşkesinden sanat yapacak ve insanı, insanlık idealine taşıyacak bir akademiden.
 
Yeniden Mimar Sinan’ları, Matrakçı Nasuh’ları, Şeyh Hamdullah’ları yetiştirecek bir akademiden. Sanatın insan terbiyesi olduğu fikrinden neşet atölyelerin, galerilerin, sınıfların olacağı, boya kokularından kumaş parçalarına, çini mürekkebinden seramik tozlarına bir kompleksten bahsediyorum.
 
Düşünsenize, yaklaşık 200 yıldır resim yapıyoruz bu topraklarda, ama hala bir “ Guernica’mız” yok, İlhami Atmaca’nın deyişiyle. Neden olsun ki? Resim deyince aklına, figürün dar kalıplarında hakikati kaybetmekten başka bir şey gelmeyen anlayışın hakim olduğu bir toplumda, bir “ Guernica” neden çıksın? Ama ne olur biliyor musunuz çıkmazsa? Guernica’ları taklit etmeye çalışan ve bunu sanat diye yutturan insanlar çıkar ortaya. Kabul de görürler hatta. Keçinin olmadığı yerdeki Abdurrahman Çelebi misali değer görürler. Çünkü değerin ne olduğunu unutmuştur o toplum. İlhami Atalay’ın deyişiyle “takdir yeteneğini kaybetmiştir” o toplum.
Eğer bugün, güzel olanla olmayanı, sanatsal olanla olmayanı, değerli olanla olmayanı ayırt edemiyorsak takdir yeteneğimizi kaybetmiş olmamızdandır. Yaklaşık 200 yıldır maruz kaldığımız operasyonla, tarihin en yüksek çözümlemesini gerçekleştirmiş bir milletin takdir yeteneğini kaybetmiş olmasındandır.
 
Tam da bunun için bir akademiye ihtiyacımız var. Hem de Sultanahmet’de. Bu milletin takdir yeteneğini ona geri kazandırmanın hesabıyla hareket edecek ve sanatın n’idüğü ve nasılını bütün dünyaya gösterecek bir akademiye. Bu topraklarda ve bu millette bu birikim var. Ve bu birikimledir ki, dünyaya yeni bir sözü biz söyleyeceğiz. Sanatın yeniden doğuşunu biz müjdeleyeceğiz dünyaya.
Sultanahmet’de(Mesela, Vedat Tek’in At Meydanı’ndaki muhteşem eseri “Tapu, kadastro binasında”) başlayıp dalga dalga yayılacak bu girişim mutlaka olmalı. Yoksa tarih bizi affetmeyecek.
 
Tarih, Çamlıca’daki Camii için yapılan yarışmada, birinciliğe layık bulunacak proje sahibi mimarlar çıkaramayışımızı affetmeyecek.
Tarih, bu milletin bütün değerleri ve açılımlarıyla kendini bulacağı eserler inşa edemeyişimizi affetmeyecek.
Tarih, çocuklarımıza bir gelecek düşü armağan edemeyişimizi affetmeyecek!
Baki selamlar!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık