Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Misafir Yazarlar

Misafir Yazarlar

Barnabas ve Barnabas İncili’nde Hz. Peygamber

Barnabas İncili’nde Hz. Muhammed’in Haber Verildiği Pasajların İslam İnanç Sistemi Açısında Tahlili

Barnabas (Jozeph)’ın Hayatı

Hıristiyanlığın ilk döneminin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Barnabas (Barnabas), Levili Kabilesi’nden Kıbrıslı bir Yahûdî ailesine mensuptur ve Kıbrıs’ta doğmuştur. Barnabas Aslen Yahûdî iken, Îsâ (a.s.)’ı görünce iman etmiş ve ona ilk inananlardan olmuştur. Barnabas, Hz. Îsâ’nın, tebliğini yaymaya çalıştığı üç yıllık süre içerisinde, zamanının büyük bir kısmını onun yakın takipçisi olarak geçirmiştir. On iki Havari’den biri olup olmadığı ihtilaflı olan Barnabas’ın asıl adı Jozeph (Yusuf)’tir. Îsâ (a.s.)’a inandığı ve onu çok sevdiği için, daha sonra Havariler ona lâkap olarak “Barnabas” ismini vermişlerdir.  Bu adın aslının, Arâmice’de “peygamber oğlu” anlamına gelen “barnebûâh” olduğu; Arapça’da ise “bar-nahva” (teselli oğlu) anlamına geldiği belirtilmektedir.

Hz. Îsâ’dan sonra havarilerinin dini tebliğ etme hususunda başlarına gelenlerin anlatıldığı ve Kilise tarafından da kabul edilen “Resullerin İşleri” bölümünde, Barnabas hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır.  Burada anlatıldığına göre Barnabas, Hıristiyanlığın ilk döneminde çok önemli bir rol oynamasından dolayı, yine bir havari olan Luka tarafından “Rûhu’l-Kudüs ve îmanla dolu iyi bir adam”  olarak tavsif edilmiştir. Şehir şehir dolaşan Barnabas, Allah’ın sözünü her gittiği yerde ilân etmekte, kardeşlerine yardım için koşmakta ve pek çok kişinin “Hakk” dîne girmesine sebep olmaktadır.

Koyu bir Yahûdî iken, Îsâ Mesih’in gaibden kendisine seslendiğini ve bu yeni dine inandığını belirterek Kudüs’e giden Pavlus (Saul), havâriler tarafından şüphe ile karşılanırken, Barnabas onun hakkında iyi niyet göstererek cemaate alınmasını sağlamıştır.  İlk Hıristiyan Cemaati içinde aktif görev üstlenen Barnabas, cemaat temsilcisi olarak Antakya’ya gönderilmiş ve orada bu yeni dini yayma faaliyetlerine katılmıştır.  Daha sonra Pavlusu aramak için Tarsus’a gimiş ve onu bularak Antakya’ya getirmiştir. Daha sonra her ikisi bir yıl boyunca Antakya’da bu yeni dini tebliğ etmeye devam etmiştir. Kudüs’teki büyük kıtlık üzerine Barnabas ve Pavlus Antakya Hıristiyanlarının maddi yardımlarını Kudüs’e götürmekle,  Kudüs’teki işleri bitince de Suriye dışındaki putperest milletlere Hıristiyanlığı tebliğ etmekle görevlendirilmiştir.

Barnabas Pavlus ile birlikte önce Kıbrıs’a, daha sonra da Pamfilya Pergası’na, Pisidya Antakya’sına, Konya, Listra ve Derbe’ye gitmiştir.  Listra’ya gelince halk onu ilâh Zeus diye kabul etmiştir.  Bunun üzerine Barnabas Antakya’ya dönmüş ve yeni Hıristiyan olanların, Mûsa şeriati üzerine sünnet olmaları gerektiğini ileri sürenlerle mücadeleye başlamıştır. Antakya Hıristiyan cemaati bu meseleyi (Mûsa şeriati üzerine sünnet olma tartışmasını) çözmesi için Barnabas’ı Pavlus ile birlikte Kudüs’e göndermiş, burada havâriler meclisine katılan Barnabas tekrar Antakya’ya geri dönmüştür.  Daha sonra Pavlus ile aralarında anlaşmazlık çıkınca Pavlus’tan ayrılan Barnabas Kıbrıs’a gitmiştir.  Resullerin İşleri kitabı, Barnabas ile Pavlus arasındaki anlaşmazlığın, Barnabas’ın yeğeni olan ve kendisi başka bir İncil yazarı olan Markos yüzünden çıktığını belirtir.  Fakat anlaşmazlığın gerçek sebebinin ne olduğu kesin değildir ve bu anlaşmazlığın, Barnabas ile Pavlus arasında ideolojik bir farklılıktan kaynaklandığı ihtimal dahilindedir. Çünkü Yeni Ahid’de böyle bir farklılıktan söz edilmez ama Barnabas’ın sünnet olma konusunda fikir değiştirerek putperest iken Hıristiyan olanların Mûsa şeriati üzere sünnet olmaları tezini savunduğunu ve böylece aynı görüşü savunan Saint Pierre ile birlikte hareket ettiğini görmekteyiz.  İşte muhtemelen Barnabas’ın Mûsa şeriatini geçersiz sayan Pavlus’tan ayrılışının sebebini burada aramak gerekir.

İlginçtir ki bu ayrılma olayı sonrasında, Resullerin İşleri Kitabı’nda, Barnabas’ın hayatının daha sonraki dönemi hakkında herhangi bir bilgi yer almamakta ve sürekli Pavlus’tan söz edilmektedir. Buradan, Barnabas-Pavlus ayrılığının köklü bir ayrılık olduğunu ve en azından bundan sonra ‘itikad’ alanında da derin bölünmelerin baş gösterdiğini tahmin edebiliriz. Nitekim Barnabas, İncili’nin girişinde şöyle demektedir:

“Şeytan tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz akîdeyi vaz’ ederek Îsâ’ya Allah’ın oğlu demekte, Allah’ın sonsuza değin emrettiği sünnet olmayı reddetmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermektedir. Bunlar arasında bulunan ve kendisinden, üzüntü duymadan söz edemediğim Pavlus da aldatılmıştır. Bundan dolayı, kurtulasınız, Şeytan tarafından aldatılmayasınız ve Allah’ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye, Îsâ ile yaptığım konuşma ve görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum.”

Barnabas’ın bizzat kendi yazdıklarından da bizler, Resullerin İşleri’nde anlatıldığı üzere Pavlus’la bir süre arkadaşlık yaptığını görmekteyiz. Fakat her Peygamberden sonra olduğu gibi, Hz. Îsâ’dan sonra da izleyicileri arasında ayrılıklar çıkmış, bu ayrılıklar dinin özüne de inmiş ve Pavlus Tevhîd’i şirke çevirenlerin başında yer alırken, Tevhid’den kopmayan Barnabas ise, Hz. Îsâ’nın gerçek dinini, (ona inananlar Şeytan’a kanmasınlar diye) yazıya geçirme gereği duymuştur.  Daha sonraları ise Mîlâdî 63’te Kıbrıs’ta öldürülmüştür.

Pavlus, Barnabas’yı havârilerden saymaktadır.  Mûsevi-Hıristiyan geleneğinde de Barnabas’ın havâri olduğu kabul edilmekte ve Pavlus’un görüşlerine karşı çıktığı ifade edilmektedir.  Fakat yine de Barnabas’ın havari olup olmadığı hakkında kesin bir şey söylemek zordur. Kesin olan şudur ki Barnabas, İslâm peygamberlerinden Hz. Îsâ’ya inanmış bir mü’mindir ve en azından Kanonik  İnciller’in ilkinin yazıldığı günlerde ve hatta ondan da önce ‘İncil’ini kaleme almıştır.

Diğer taraftan, İslâm dünyasında Barnabas’ın havâriliğini ciddi anlamda savunanlar da mevcuttur. Örneğin, Hz. Îsâ hakkında gerçekten değerli bir araştırma yapmış bulunan Muhammed Ataurrahim, Barnabas’ın havâriliğini kabul etmekte ve onun İncil’i hakkında şu bilgiyi vermektedir: “Barnabas İncil’i, Îsâ’nın şakirdi olan ve zamanının çoğunu bizzat Îsâ’nın yanında geçiren bir adam tarafından yazılmış ve bu İncil günümüze kadar gelmiştir. Kabul edilmiş diğer dört İncil’in yazarlarının aksine o, Îsâ ile doğrudan görüşmüş ve öğretisini direkt Îsâ’dan almıştır. “

Barnabas’ı ve fikirlerini benimseyenler, tarihi seyir içinde Barnabitler veya Barnabasçılar adında bir Katolik tarikatını 1530’da Milano’da kurmuşlardır. Bu tarikat mensupları önceleri “St. Paulus Klerikleri” veya “Paulusçular” adını taşıyorlardı. Fakat daha sonra Barnabas Manastırı’na taşındıkları için adları Barnabasçılar olarak değişmiştir.  Barnabasçılar, bir tarikat olarak teşekkül ettikten sonra öğretmenlik, toplumun çeşitli işleriyle uğraşma, fakirlere her türlü yardımda bulunma ve ilmî çalışmalar yapma gibi bazı sosyal hizmetlerde de bulunmuşlardır.  1983 itibariyle 35 kadar manastırla İtalya ve Avusturya’da faaliyet gösteren Barnabas Tarikatı mensuplarının her sene 11 Haziran’da yortuları vardır. Bunlar, kaba kumaştan yapılmış siyah cübbeye benzer bir elbise giyinirler. Armaları, mavi zemin üzerine piramit şeklinde konulmuş, üç yıldız üstünde iki yıldız ve bunların yan tarafında, üzerinde P. ve A. (Paulus Apostolus, yani havari Paulus) harfleri bulunan bir haçtır.

Barnabas’ın Bilinen Eserleri

Barnabas İncilinden başka Barnabas’a ait olduğu iddia edilen bazı yazılar da vardır. Bunlar “Barnabas’ın İşleri” ve “Barnabas Mektubu”dur.

Barnabas’ın İşleri adlı yazıda, Barnabas’ın genel mahiyetteki seyahatleri ve Kıbrıs’ta Hıristiyanlık uğrunda öldürülüşü anlatılmaktadır. Barnabas Mektubu’nda ise İncil’in apokryph bölümlerinden söz edilmektedir. Bu yazının Yunanca metni IV. yüzyıla ait codex Sinaiticus’la bize kadar gelmiştir ve fikir örgüsü bakımından Yahudi aleyhtarı bir mahiyet taşır.

BARNABAS İNCİLİ

Barnabas (Barnabas) İncili’nin Tarihi Arka Planı

Konuya girmeden önce şunu belirtmek gerekir ki elimizde, Kur’ân-ı Kerim’e benzer şekilde, Allah tarafından nasıl vahyedilmişse o şekliyle yazıya geçirilmiş, ezberlenmiş ve tek harfi bile bu güne kadar değişmeden gelebilmiş bir İncil yoktur. Hatta öyle ki, Barnabas İncili de dâhil olmak üzere elimizde bu anlamda “İncil” diye bir kitap yoktur dense, abartı olmaz kanaatini taşımaktayım.

Bu yüzden Hz. Îsâ’ya gelen vahiylerin, yani İncil’in âyet veya surelerinin hiçbir zaman yazıya geçmediği, Hz. Îsâ’nın ‘teveffâ’ edilmesinden (göğe çekilmesinden) sonra, takipçilerinin elinde herhangi İlâhî bir kitap bulunmadığı anlaşılmaktadır. Elde bulunan tüm İnciller, Hz. Îsâ’nın söyledikleri ve yaptıklarının akılda kalan ve kaldığı şekliyle daha sonra kağıda geçirilmiş, İslâm’daki ‘hadis külliyatı’na benzeyen birer eserdirler. Kanonik İnciller böyle olduğu gibi, Barnabas İncili de böyledir. Bu yüzden Hıristiyanlıkta, İslâm’daki gibi ‘Kitap-Hadis’ ayrımı olmamıştır.

Barnabas, Hz. Îsâ’nın öğrencilerinden olup, Pavlus’un Hıristiyan cemaatine kabul edilmesinde büyük rol oynamış bir kimsedir. O, bütün hayatını, Hıristiyanlığı yayma uğrunda geçirmiştir. Barnabas, Markos’un hocası, Pavlus’un önderi bir kişi olduğu halde Kilise ona nisbet edilen İncil’ reddetmektedir.  Oysa Kilise tarafından apokrif (sahte) sayılan İnciller içinde, en önemli olanlarından biri, şüphesiz Barnabas İncili’dir.

Barnabas İncili, İncil nüshaları arasında, aslına en yakın olanıdır. Barnabas’ın, Hz. İsa’dan öğrendiklerini ve duyduklarını bir kitapta topladığı bilinmekte ve bu kitaba, onun adına izafeten “Barnabas İncili” denilmekte, ancak Barnabas’ın, kitabını ne zaman yazdığı kesin olarak bilinememektedir.

Barnabas İncili M.S. 325’e kadar İskenderiyye kiliselerinde kabul edilmiş ve okutulmuş, Îsâ’nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci asırlarda, Tevhîd’i desteklemiş olan İraneus’un (M.S. 120-200) yazılarında elden ele dolaşmıştır. M.S. 325’te ise meşhur İznik Konsili toplanmış ve teslis akîdesi, Pavlus Hıristiyanlığının resmi doktrini olarak ilân edilmiştir. Kilise’nin resmi İnciller’i olarak Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri seçilmiş, Barnabas İncili de dâhil geri kalan bütün İnciller’in okunması ve elde bulundurulması yasaklanmıştır.

Barnabas İncili hakkında sürdürülen bu yasaklama kararları, ileriki tarihlerde de devam etmiş, M.S. 366’da Papa Damasus’un (M.S. 304-384) da İncil’in okunmaması için bir karar çıkarttığı bildirilmiştir. Bu karar M.S. 395’te ölen Kaesaria Piskoposu Gelasius tarafından da desteklenmiş, onun Apokrifal kitaplar listesinde Barnabas İncili de yer almıştır. Apokrif, basitçe “halktan gizlenmiş” demektir. Oysa ki Papa’nın, yasaklanmış kitaplar listesine Barnabas İncili’ni de almış olması, en azından, İncil’in varlığını göstermektedir. Ayrıca Papa’nın, M.S. 383’te Barnabas İncili’nin bir kopyasını ele geçirdiği ve kendi özel kütüphanesinde sakladığı da bir gerçektir.

Kilise’nin iddiasına göre Barnabas İncili, XIV. asırda Hıristiyanlıktan İslâmiyete geçen birisinin İslâmiyet’e geçişinde, kendisini haklı göstermek için yazılmıştır ve bu İncil, apokrif İnciller arasında yer almaktadır.  Hâlbuki V. asrın sonlarında M.S. 492 yılında tahta çıkan papa Gelasius’un, okunması yasak olan kitaplarla ilgili olarak çıkardığı “Decretum Gelasianum” adlı emirnâmesindeki yasak kitaplar arasında, Barnabas İncili’nin adının da geçmesi,  Barnabas İncili’nin, XIV. Yüzyılda yazılma ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.  Aynı zamanda Papa Gelasius’un bu genelgesi ve yine bu İncilden bahseden “Catalogue des soixante livres canoniques”  adlı bu iki eser, Barnabas İncili’nin mevcudiyetine dair en eski Hıristiyan kaynaklarıdır.

“Decretum Gelasianum” ve “Catalogue des soixante livres canoniques”ten sonra Barnabas İncili uzun bir süre Batı kaynaklarında yer almaz. Daha sonra nihayet ilk defa Jean Albert Fabricius (ö.1736) “Codex Apocryphus Novi Tastamenti” adlı eserinin 1703 ve 1719 tarihli baskılarında; Bernard de la Monnoye’nin, Paris’te 1715’te neşredilen “Menagiana” adlı eserinde, Barnabas İncili’nden bahsetmektedirler.

Aradaki bu uzun dönem hakkında sadece Barnabas İncil’inin İspanyolca nüshasında bilgi vardır. Bu nüshanın önsözünde belirtildiğine göre İncil’in orijinal nüshasını ilk bulan Fra Marino adlı Hıristiyan keşiş (Latin Râhip Fra Marino)  tir. Şöyleki Fra Marino, Aryanos’un (Irenee, İrenaus) yazılarından birinde, Aryanos’un Barnabas İncili’ne dayanarak Pavlus’un görüşlerini tenkit ettiğini ve Pavlus’un görüşlerini çürüterek Barnabas’ın görüşlerini tasdik ettiğini görünce bu İncil’e karşı büyük bir ilgi duymuş ve onu aramaya koyulmuştur.  O zamanlar Barnabas İncili’nin İngilizce çevirisinin yapıldığı el yazması, Papa’da (1589-1590) bulunuyordu. Adı geçen râhip o dönemde (XV. asrın sonları) papalık makamında oturan şahsın (Papa Sextus’un)  yanına sokularak onun güvenini sağlamayı başardıktan sonra, bu papanın kütüphanesine girmiş ve orada Barnabas İncili’nin İtalyanca el yazmasını bulmuştur. Sonrasında bu İncil’i elbisesinin yeni içerisine gizliyerek oradan ayrılmış ve Vatikan’a gelmiş,  bu İncil üzerinde bir süre çalıştıktan sonra, hem İslâmiyeti kabul etmiş, hem de onu (Barnabas İncili’ni) Hıristiyan dünyasına tanıtmak için çalışmıştır.

Bu husus Viyana Millî Kütüphanesin’ndeki İncil’in en sonunda bizzat Framarinyo’nun el yazısı ile tasrih edilmiştir.  Bugün elde mevcut en eski Barnabas İncili nüshası olan bu yazma İncil daha sonra, Amsterdam’da büyük bir ün ve otorite sahibi olan ve hayatı boyunca bu esere büyük bir değer verdiği bilinen bir şahsa ulaşıncaya kadar elden ele dolaşmış, onun ölümünden sonra da Prusya Kralı temsilcisi olup Prusya Kralının sarayında danışman olarak çalışan  J.E. Cramer’in eline geçmiştir. 1713’de Kramer bu yazmayı, kitap konusunda uzman olan meşhur Savoylu Prens Eugen’e takdim etmiş, 1738’de, bu prensin kütüphanesi ile birlikte bu yazma İncil de Viyana’daki Hofbibliothek’e (Krallık Sarayı’na)  nakledilmiştir.  Halen orada olan bu İncil, kütüphanenin, “Österreichische Nationalbibliothek, cod. 2662” tanımlı bölümünde bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi, Barnabas İncili hakkında çıkarılan bütün yasaklama kararları ve okunmaması için alınan tedbirler pek başarılı olamamış ve İncil, günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.  Batılı Hıristiyan araştırmacıların yaptıkları tesbitlere göre bu İncil, ilk olarak İslâmî bir muhitte değil, aksine Batıda Hıristiyan bir muhitte ortaya çıkmıştır. Onun Batıda ortaya çıkışı, yukarıda bahsedilen incilin İspanyolca nüshasından hareketle XV. ve XVI. yüzyıla kadar geri gitmektedir.

Diğer nüshaların ana kaynağı kabul edilen Krimer’in bu nüshası, bir süre sonra meçhul bir kişi tarafından, İtalyanca’dan İspanyolca’ya tercüme edilmiş, ayrıca İngiliz müsteşrik Sayel de bu kitabı İspanyolcadan, İngilizceye çevirmiştir.  Daha sonra bu eserin başta Arapça  olmak üzere muhtelif dillere tercümesi yapıldığı gibi, İtalyanca’dan İngilizce’ye tercümesi de yapılmıştır.  İlk dönem kilise tarihçilerinden çok önemli bir sima olan John Toland, bu yazma Barnabas İncili’ni incelemiş ve ölümünden sonra 1747’de basılmış olan “Nazarenus, or Jevish, Gentile and Mahometan Christianity” adlı eserinde önemli ölçüde bu yazmadan bahsetmiş, ayrıca muhtelif çalışmalarında da ona atıflarda bulunmuştur.  Toland’ın, Barnabas İncil’i hakkında söyeldiği: “Bu, tıpkı kutsal bir kitap görünümündedir.”  Sözü bizim için çok büyük önem arzetmektedir.

Yukarıda adı geçen ve günümüzde kaybolmuş İspanyolca nüshaya atıfta bulunan ilk yazar ise Adrian Reeland’dır.  Bu İspanyolca nüsha 1734’e kadar mevcuttu. Zira Georges Sale 1734’te neşrettiği Kur’an tercümesinde ondan bahsetmektedir. Sale İspanyolca yazma nüshanın kendisine Dr. Holme tarafından verildiğini, nüshanın 222 bölüm ve 420 sayfadan oluştuğunu ve oldukça okunaklı olduğunu, kitabın başında İtalyanca’dan çevrildiğinin belirtildiğini nekletmektedir. Sale, The Koran adlı eserinde Barnabas İncili’nin İspanyolca nüshasından bazı pasajlar nakletmektedir. Benzer şekilde Dr. Jozeph White da 1874’te, kendisine Barnabas İncili’nin İspanyolca nüshası hakkında bilgi veren Dr. Thomas Monkhouse’un İncil’in İspanyolca nüshası ile bir bölümünün İngilizce tercümesine sahip olduğunu bildirmekte ve İngilizce metinden 96, 97, 216.-222. bölümleri nakletmektedir. Bugün İspanyolca nüshadan bilinen bölümler, yalnızca Georges Sale ve Dr. Jozeph White’ın naklettiklerinden ibarettir.

Öte yandan İtalyanca el yazma Canon ve Mrs. Ragg tarafından tekrar İngilizce’ye çevrilmiş ve 1907’de Oxford Üniversitesi matbaasında basılarak yayınlanmıştır.  Fakat her nedense bu İngilizce çevirinin hemen hemen tamamı aniden gizemli bir şekilde piyasadan kaybolmuş ve yalnızca ikisi günümüze kadar gelebilmiştir: Biri British Museum’da, diğeri de Washington Kongre Kütüphanesi’nde (Library of the Congress) dir. Barnabas İncil’i üzerinde doktora tezi hazırlayan L. Cirillo, Clarendon Press’e yaptığı müraâcaat sonunda bu baskıya ait nüshaların imha edildiğini öğrenmiştir.  Kongre Kütüphanesi’nden kitabın bir mikro-film kopyası ele geçirilmiş ve İngilizce çevirinin yeni bir baskısı Pakistan’da yapılmıştır. Daha sonra bu baskının bir kopyası gözden geçirilmiş ve yeni bir baskı amacıyla kullanılmıştır.  Öte yandan bu İncil’in bahsedilen Arpçaya ilk tercümesi ise, XX. yüzyılın başında (1908), Mısır’da, Dr. Halil Seâde tarafından yapılmış ve esere bir de mukaddime yazılarak Muhammed Reşid Rıza tarafından Kâhire’de yayınlanmıştır.  Ancak 1908’deki bu ilk Arapça tercümesinden önce Arapça bir Barnabas İncili’nin mevcudiyeti tesbit edilememiştir.  Bu eser daha sonra 1968’de Tahran’da, Murtaza Kerim Kirmânî tarafından Farsça’ya da tercüme edilmiştir.

Bu konuda önem arzeden başka bir bilgi de 1984’te Hakkâri civarında bir mağarada, Ârâmî dilinde ve Süryânî alfabesi ile yazılmış bir kitabın bulunduğu ve bunun Barnabas İncili olduğu, yurt dışına kaçırılmak istenirken yakalandığıdır.

Barnabas İncili’nin M.S. V. asırda papalık tarafından yasaklanan kitaplar listesinde bulunmasının yanı sıra, bu kitabın İslâmî bir muhitte değil, aksine mutaassıp Hıristiyanlar arasında ortaya çıkması da kilisenin sahtelik suçlamasını mesnetsiz bırakmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu İncilin en eski nüshası, İtalyanca, yani Vatikan’ın ve papalığın konuştuğu dilde yazılı olarak bulunmuş, sonraları bu nüsha yine koyu Hıristiyan bir muhitte İspanyolcaya çevrilmiş, daha sonra İngilizceye tercümesi yapılmış, yani her şey, Hıristiyan dünyası içinde cereyan etmiş, olayın İslâm dünyasıyla uzaktan yakından hiçbir alakası olmamıştır.

Kitabın, Hıristiyanlığın koyu bir taassup içinde bulunduğu bir muhitte bulunmuş ve tercümelerin yine bu muhitte yapılmış olmasına rağmen Hıristiyan araştırmacılar, Latin rahip Framinyo’nun Barnabas İncili’ni bulup inceledikten sonra İslâmiyet’i kabul etmesine bakarak bu İncili, Framinyo’nun yazdığına ve sahte olduğuna hükmetmişlerdir. Her nedense Hıristiyan ilim adamları, Framinyo’nun savunmasını gözardı etmektedirler. Çünkü Framinyo, Arayanos’un (İrenaus) risalesinde bu İncilden bahsedildiğini, İncili kendisinin yazmadığını, aksine Aryanos’un risalesini okuduktan sonra yaptığı araştırmada bizzat Roma’da papalık kütüphanesinde bulunduğunu ifade etmektedir.

Ayrıca şu husus da unutulmamalıdır ki en eski nüshanın elinde bulunduğu kişi, sıradan bir kişi değil, aksine Hıristiyan bir devlet olan Prusya krallığı sarayında danışman olarak çalışan bir Hıristiyan rahiptir. O da kitabı saray kütüphanesinde bulmuş, bir müddet sonra bu kitap, diğer güçlü bir Hıristiyan devlet olan Avusturya Krallığı kraliyet kütüphanesine nakledilmiştir. İşin daha da önemlisi, bu İncil, Endülüslü Müslümanları İspanya’dan çıkarmakla övünen mutaassıp Hıristiyanlar tarafından, kendi dillerine çevrilmiştir. Yine Protestanlığın en yoğun olduğu İngiltere’de, İngilizceye tercümeleri yapılmıştır. Mademki bu kitap sahteydi, niçin bunlar yapıldı? Bu koyu Hıristiyanlar, kendi inançlarını çürütmek için yazılmış olan bu kitaba neden bu kadar önem verip onun üzerinde ciddi şekilde çalışmalar yaptılar? Eğer bu kitap, Müslümanlar tarafından uydurulmuş bir propaganda kitabı olsaydı, herhalde bu zahmetlere katlanmazlardı. Barnabas İncili, muhtemelen uzun yıllar gizli olarak elden ele dolaşmış ve iki dilde yazılı olarak XV. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Kilisenin bu İncili reddetmesinin arkasındaki gerçek sebep; bu İncil’in diğer dört İncil’ den farklı olarak bir çok yerinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in geleceğine dair Hz. Îsâ’nın verdiği açık haberler , Hz. Îsâ’nın ilahlığının ve teslis inancının reddedilmesi, çarmıh olayının kabul edilmemesi, Hz. Îsâ’nın bir peygamber olduğunun açıkça zikredilmesi gibi bugünkü resmî Hıristiyan doktrinine aykırı şeylerin yer almasıdır.

Barnabas İncili’nin diğer dört İncil’ den ayrıldığı en önemli noktalar kısaca şunlardır:

1-            Barnabas İncili, Hz. Îsâ’nın ilâh veya Allah’ın oğlu olduğunu kabul etmez.

2-            Hz. İbrahim’in kurban olarak takdim ettiği oğlu Tevrat’ta belirtildiği ve Hıristiyan inançlarında anlatıldığı gibi İshak değil, İsmâil (a.s.)’dir.

3-            Beklenen Mesih Hz. Îsâ değil Hz. Muhammed’dir.

4-            Hz. İsa çarmıha gerilmemiş, Yahuda İskariyoth adında biri ona benzetilmiştir. 

Barnabas İncili’nin Muhtevası

Barnabas İncili, içinde çeşitli konuların bulunduğu bir giriş bölümü ile doğumundan göğe yükselişine kadar Hz. Îsâ’nın hayatının anlatıldığı asıl bölümden oluşmaktadır. Bu asıl bölüm ise 222 bab’dan meydana gelmektedir.

Giriş kısmında bu kitabın Allah’ın peygamberi Hz. Îsâ’nın gerçek İncil’i olduğu ve O’nun havarisi Barnabas tarafından yazıldığı, şeytanın yanılttığı pek çok kişinin -ki aralarında Pavlus da vardır- tamamıyla yanlış bir akideyi yaydıkları, bu kişilerin Hz. Îsâ’ya Allah’ın oğlu dedikleri, Allah’ın ebedi ahdi olan sünnet olmayı kabul etmedikleri, temiz ve helal olmayan her besinin yenebileceğine hükmetikleri ifade edilmekte ve Barnabas İncili’nin, insanların hataya düşmemeleri için kaleme alındığı belirtilmektedir.

Asıl bölümde ise şu konular yer almaktadır:

Hz. Îsâ’nın dünyaya gelişi ve çocukluğu.

Bu bölümde kanonik İnciller’de olduğu gibi annesi Meryem’e Cebrâil tarafından Hz. Îsâ’nın doğumunun müjdelenmesi,  Hz. Îsâ’nın dünyaya gelişi,  sünnet oluşu ve ma’bede takdimi,  müneccimlerin Hz. Îsâ’yı ziyareti ve Mısır’a kaçırılışı,  on iki yaşında Kudüs’ü ziyareti,  anlatılmaktadır.

Barnabas İncili’nin bu ilk bölümünde kanonik İnciller’den Luka ve Matta’ya büyük benzerlikler görülmekle birlikte bazı farklılıklar da vardır. Örneğin Luka İncili’ndeki  “ve işte gebe kalıp bir oğlan doğuracaksın ve adını Îsâ koyacaksın. O büyük olacak, ona Yüca Allah’ın oğlu denilecek; Rab Allah ona babası Dâvûd’un tahtını verecek; Ya’kub’un evi üzerinde ebediyen saltanat sürecek ve onun melekûtuna hiç son olmayacaktır.” ifadesi, Barnabas İncili’nde şu şekildedir: “Allah seni, samimi bir kalple şeriatında yürüsünler diye İsrâil halkına göndereceği bir peygamberin annesi olarak seçti.” Luka İncili’nde babasız dünyaya gelmesi sebebiyle Hz. Îsâ’ya Allah’ın oğlu denileceği bildirilirken Barnabas İncili’nde bu hadise şu şekilde anlatılmaktadır: “Ey Meryem! İnsan yokken insanı yaratan Allah, senden de erkek olmadan insan meydana getirmeye kâdirdir”. Luka İncili’ndeki, “Çünkü bugün Dâvud’un şehrinde size kurtarıcı doğdu, o da rab Mesih’tir”  ifadesine karşılık Barnabas İncili’nde, “Dâvud’un şehrinde Rabbin Peygamberi olan bir çocuk doğdu. O, İsrâil evine büyük bir kurtuluş getirmektedir” , şeklindedir.

Hz. Îsâ’nın tebliğ faaliyetinin ilk yılı:

Bu bölümde Hz. Îsâ, otuz yaşında iken Zeytin Dağı’nda melek Cebrâil kendisine İncil’i indirir. Îsâ’nın kalbine dolan bu kitapta Allah’ın ne yaptığı, ne söylediği, ne dilediği bulunmaktadır.  Böylece Hz. Îsâ’nın Peygamberliği başlamıştır. Barnabas’daki bu kısım kanonik İnciller’deki Îsâ’nın vaftiz olma hikayesine tekabül etmektedir. Yine Barnabas İncili’nde nakledildiği biçimde, “Hz. Îsâ’nın dağdan inmesi ve bir cüzamlıyı iyileştirmesi,  Kudüs’te mâbedde Allah adına ilk vaazını vermesi  ve Cebrail’in emri üzerine Zeytindağı’nda İbrahim’in kurbanının hâtırasına Allah’a bir kurban takdim etmesi,  kanonik İnciller’de yoktur.

Barnabas İncili’nin devamında, çölde Şeytan tarafından iğvâ edilmek istenen Îsâ daha sonra on iki havarisini seçer.  Bu havariler arasında kanonik İnciller’in aksine Barnabas da vardır, Îsâ bir düğünde suları şarap yapar.  Meşhur dağ vaazını verir.  Havarilerin sorulan üzerine Tanrı hakkında bilgi verir. Allah hakkında “babamadır” denilmesini  izah eder; 144.000 Peygamberden bahseder ve kendisinden sonra gelecek olan, bütün peygamber ve azizlerin en ulusu olan Allah elçisi (Hz. Muhammed’i) müjdeler.  Daha sonra Hz. Îsâ’nın öğütleri, çeşitli mucizeleri anlatılır.  Sünnet olmanın Allah ile Hz. İbrâhim arasında yapılan ebedî bir ahid olduğu, bu uygulamanın Hz. Âdem ile başladığı, sünnetsizin cennetten mahrum kalacağı ifade edilir.  Hz. İbrâhim’in başından geçenler anlatılır.  Domuz etinin ve yasaklanmış besinlerin yenilemeyeceği, putperestliğin en büyük günah olduğu vurgulanır.  Şeytan hakkında bilgiler verilir,  temizlik kurallarının önemi,  Âdem ile Havvâ’nın yaratılışı, şeytan’ın onları kandırması, Âdem ile Havvâ’ya Allah’ın Rasûlü Muhammed’in geleceğinin bildirilmesi,  Hz. Îsâ’nın kendisinin Mesîh olmadığını itiraf edip gerçek Mesih’in özelliklerini anlatması ve bunun da Hz. Muhammed olduğu ve Yahudi din bilginlerinin kutsal yazıları değiştirdikleri belirtir.

Hz. Îsâ’nın peygamberliğinin ikinci yılı:

Bu bölümde şunlar yer almaktadır: Roma askerlerinin Hz. Îsâ’yı tanrı olarak kabul etmeleri, bu sebeple Îsâ’nın Nain’i terk etmesi,  hastaları iyileştirmesi, sinagogdaki vaazı ve ibadet için çöle çekilmesi,  Hz. Îsâ’nın şeytan, nihâî hüküm ve Cehennem hakkındaki vaazları,  Hz. Îsâ’nın mucizeleri, çeşitli meselelerle ilgili tâlimleri,  kendisinden sonra gelecek gerçek Mesîh’i müjdelemesi  gibi konular.

Hz. Îsâ’nın peygamberliğinin üçüncü yılı:

Bu bölümde ise şu konulara yer verilmektedir: Romalı askerlerin İbrânîleri Îsâ’nın tanrı olduğunu söylemeye zorlamaları, Îsâ’nın, kendisinin Mesih olmayıp sadece bir kul ve gerçek Mesîh’in müjdecisi olduğunu açıklaması,  yetmiş iki kişiyi şâkird olarak seçmesi,  on iki havari ile yetmiş iki şakirdin faaliyetleri.  Hz. Îsâ’nın Kudüs,  Nain,  ve Şam’daki faaliyetleri,  Celîle’ye dönüşü, gerçek Ferrisîler hakkındaki beyanları,  Nâsıra’dan Kudüs’e gidişi.  Kader hakkındaki tâlimleri ve bu konuda sadece Hz. Muhammed’in bilgi sahibi olduğu, çöldeki konuşmaları,  Kudüs’te yazıcı Nicodeme ile karşılaşması.

Mesîh’in İsmâil soyundan geleceği,  Lazar’ın dirilişi.  Kudüs’teki son olaylar, Hz. Îsâ’nın askerler tarafından aranması, Cebrâil, Mikâil, İsrâfil ve Uriel tarafından semaya kaldırılıp üçüncü semaya bırakılması,  Yahuda İskaryot’un işkence görüp çarmıha gerilmesi,  Îsâ’nın annesine ve havarilere görünmesi,  Barnabas’ın Hz. Îsâ’ya soruları, Hz. Îsâ’nın cevapları ve Hz. Îsâ’nın Barnabas’a, “Bak Barnabas, benim dünyada kalışım süresince bütün olup bitenlerle ilgili olarak benim İncil’imi elbette yazmalısın” şeklindeki talimatı ve orada bulunanların gözleri önünde dört melek tarafından semaya çıkarılışı.  Hz. Îsâ’dan sonra havarilerin çeşitli bölgelere dağılmaları, Pavlus da dahil bazı insanların Îsâ’nın ölüp dirildiğini, bazılarının ise ölüp dirilmediğini ileri sürmeleri, Barnabas’ın ise gerçekleri naklettiği bildirilir.

Barnabas İncili’nin “ana tema”sını ifade etmek gerekirse şöyle özetlemek mümkündür:

 

Önceki kutsal yazılar tahrif edildiği için hakikati tekrar vazetmek üzere Tanrı Îsâ’yı görevlendirmiştir. Îsâ’nın vazedeceği hakikat ise Mesîh’in, İsmâil’in neslinden geleceğidir. Hz. Îsâ ne tanrı ne de Mesîh’tir. O, Mesîh olarak gelecek olan Hz. Muhammed’in müjdecisidir.

 

BARNABAS İNCİLİ’NDE HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’İN HABER VERİLDİĞİ PASAJLAR

  1. En Ulu (Yüce ve Üstün) Peygamber Gerçeği

İsa dedi: …Fakat benden sonra, tüm Peygamberlerin ve kutsal kişilerin ulusu (yücesi) gelecek ve Peygamberlerin söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne ışık dökecektir. Çünkü O, Allah’ın Elçisi’dir. (Barnabas İncili, Bölüm 17,s.74)

  1. Kelime-i Tevhîd’in Ele Alınış Biçimi

“Ayağı üstüne kalkan Âdem, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü: “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın Rasulü’dür.” Bunun üzerine Âdem ağzını açarak dedi: “Şükür sana ey Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat (senden), bana şunu açıklamanı diliyorum: Bu, “Muhammed Allah’ın elçisidir” sözlerinin mesajı ne anlama geliyor? Benden önce (yaratılmış) başka insanlar mı? vardı?…” (Barnabas, Bölüm 39, s.110)

  1. Yaratılan ilk Şeyin O’nun Nûru Olduğu

“Bundan sonra Allah dedi: O geldiği zaman dünyaya ışık verecektir; ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmış bin yıl önce semavî bir nur içine konmuştur.” (Barnabas, Bölüm 39, s.110)

  1. Dininin Allah Tarafından Korunması ve Sona Ermeyecek Olması Gerçeği

“Ve bana teselli veren, O’nun dininin sona ermeyecek olması ve Allah tarafından el değmeden korunacak olmasıdır.” (Barnabas, Bölüm 97, s.195)

  1. Muhammed’in Peygamberlerin Sonuncusu Olacağı Hakikati

“Kâhin karşılık verdi: “Allah’ın Elçisi geldikten sonra, (daha) başka Peygamberler gelecek mi?”

İsa cevap verdi: “O’ndan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek Peygamberler gelmeyecek ama pek çok yalancı Peygamber gelecek; ki ben buna üzülüyorum. Çünkü şeytan, Allah’ın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da, kendilerini benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.” (Barnabas, Bölüm 97, s.195-196)

  1. Her Yerde Allah’a İbadet Etmenin Mümkün Olacağı İlkesi

Ve (İsa) kadına dönerek dedi: “…Çünkü Allah’ın va’di Kudüste Süleyman Mabedi’nde yapılmıştır, başka yerde değil. Ama inan bana, bir gün gelecek ve Allah rahmetini bir başka şehre gönderecek ve her yerde O’na gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve Allah her yerde gerçek ibadeti rahmet(iy)le kabul edecektir.” (Barnabas, Bölüm 82, s.174)

  1. Ay ile İlgili Husus

“Bakın, size diyorum ki, ay çocukluğunda ona uyku verecek ve büyüdüğünde o (ayı) ellerine alacaktır.” (Barnabas, Bölüm 72, s. 161)

  1. Peygamber’in Tüm Dünyaya Gönderilecek Olması Gerçeği

“Kadın dedi: “Ey Rab, belki de sen Mesih’sin.” İsa cevap verdi: “Ben, kuşkusuz İsrail ailesine bir kurtuluş Peygamberi olarak gönderilmiş bulunuyorum; fakat benden sonra Allah’ın tüm dünyaya gönderdiği Mesih gelecek…” (Barnabas, Bölüm 82, s.175)

“Bakın size diyorum ki, her Peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah’ın rahmetinin işaretini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri insanların ötesine uzanmamıştır. Fakat Allah’ın Elçisi geleceği zaman, Allah O’na kudret ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek, o kadar ki, akidesini alacak olan tüm dünya kavimlerine rahmet ve selamet götürecektir…” (Barnabas, Bölüm 43, s.118)

  1. Her Şeyin Hz. Peygamber İçin Yaratıldığı Gerçeği

“Bundan sonra Allah dedi: “Tabii, ey kulum Âdem, Sana diyorum ki: İlk yarattığım insan sensin. Senin (ismini) görmüş olduğun kişi, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim Rasulüm olacak ve her şeyi kendisi için yarattığım oğlundur. (Barnabas, Bölüm 39, s.110)

  1. Îsâ Hakkındaki Her Batıl Düşünceyi Yok Edecek Olan Elçi Îsa cevap verdi: “…Fakat Allah beni dünyadan çekip alınca, Şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah’ın oğlu olduğuma inandırarak, bu lanetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu şekilde sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak, ya kalmayacak… Fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dini tüm dünyaya yayıp, (tüm dünyayı) kontrolüne alacak olan Elçi’nin gelmesidir. Çünkü Allah, babamız İbrahim’e böyle va’d etmiştir.” (Barnabas, Bölüm 96-97, s.194-195)

Bir başka pasajda da şu ifade yer almaktadır: Ve ben de seviniyorum ki o Elçi’nin gelmesiyle Allah tanınıp ta’zim          edilecek, ben de gerçek olarak tanınacağım ve (o Elçi) benim de başkaları gibi bir insan olduğumu itiraf edecek,          benim insandan öte olduğumu söyleyenlerden öçalacaktır. (Barnabas, Bölüm 72, s. 161)

  1. Îsâ’nın Hz. Muhammed’i Müjdelemesi

“Sonra Îsâ dedi: “Ben bütün Yahudiye’de haykıran ve İşaya’da da yazılı olduğu gibi, “Rabb(in) Elçisi için yol açın” diye haykıran sesim… Ben, benden önce yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye ilâhi gerçeği getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin, ayakkabılarının iplerini veya çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.” (Barnabas, Bölüm 42, s.116)

Bu haber, farklı bir ifade tarzıyla 72. pasajda şu şekilde yer almaktadır: “Bana gelince, ben şimdi, dünyaya selâmet getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin yolunu hazırlamak için dünyaya gelmiş bulunuyorum.” (Barnabas, Bölüm 72, s.160)

  1. Müjdelenen Elçinin Önemli Bir Mucizesi: Üzerinde O’nu Takip Eden Bulutun Olması

“Allah’ın(Elçisi’nin) üzerinde bir bulut duracak, buradan onun Allah’ın seçilmiş bir (kul)u olduğu bilinecek ve O’nunla tanınacaktır.” (Barnabas, Bölüm 72, s. 160)

  1. Putlara ve Putatapıcılara Karşı Tavrı

“…Çünkü Allah İbrahim’e böyle va’d etmiş ve şöyle demiştir: “Dikkat et, senin soyunla yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları parça parça etmişsen, senin soyun da böyle yapacaktır.” (Barnabas, Bölüm 43, s.118)

Konuyla alakalı olarak 72. bölümde de benzeri olan şu ifadeler yer almaktadır:

Îsa cevap verdi: “…Bırakın dünya onu çıkarıp attığını fark etsin. Çünkü O, puta tapıcıları öldürecek… O, bütün Peygamberlerinkinden daha açık bir gerçekle gelecek ve dünyayı

yanlış yere kullananı azarlayacaktır. Babamızın şehrinin kuleleri neşeyle birbirlerini selamlayacaklardır. İşte, putatapıcılığın (yüz üstü) yere kapaklandığının görüleceği ve benim de başkaları gibi bir insan olduğumu itiraf edeceği zaman, bakın, size söylüyorum ki, Allah’ın Elçisi gelmiş olacaktır.” (Barnabas, Bölüm 72, s.160-161)

  1. Tevrat’ta Müjdelenen Peygamber Olması

Kâhin cevap verdi: “Musa’nın kitabında, Allah’ın ne dilediğini bize ilân edecek ve dünyaya Allah’ın rahmetini getirecek olan Mesih’i Allah’ın bize göndereceği herhalde yazılıdır. Bu bakımdan, senden rica ediyorum, bize gerçeği söyle, sen beklediğimiz Allah’ın Mesih’i misin?”

Îsâ cevap verdi: “Allah’ın böyle va’d ettiği doğrudur. Fakat ben kuşkusuz o değilim. Çünkü o benden önce yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir.” (Barnabas, Bölüm 96, s.194)

  1. Gelecek Olan Elçinin Soyu: İbrahim (a.s.) Soyu

İsa cevap verdi: “Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah, babamız olan İbrahim’e, “Senin soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım” diye va’d etmişse de, ben yeryüzünün tüm kabilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat Allah beni dünyadan çekip alınca, şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah’ın oğlu olduğuma inandırarak, bu lanetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu şekilde sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak, ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve her şeyi kendisi için yaratmış olduğu Elçi’sini gönderecek; O güneyden kuvvetle gelecek ve puta tapıcılarla birlikte putları yok edecek. Şeytandan insanlar üzerindeki egemenliği(ni) alacak. Yanında, kendisine inananların kurtuluşu için Allah’ın merhametini getirecektir. O’nun sözlerine inanacak olanlara (ne) mutlu.” (Barnabas, Bölüm 96, s.194-195)

  1. Şirkin En Karanlık Noktasında Gönderilen Elçi

“Îsa cevap verdi: “…Fakat Allah beni dünyadan çekip alınca, Şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah’ın oğlu olduğuma inandırarak, bu lanetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu şekilde sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak, ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve her şeyi kendisi için yaratmış olduğu Elçi’sin gönderecek…”(Barnabas, Bölüm 96, s.194–195)

  1. Gelecek Olan Elçinin Kutlu İsmi

“O zaman, kâhin dedi: “Mesih’e ne ad verilecek ve hangi işaret(ler) onun

gelişini ortaya koyacaktır?”

Îsâ cevap verdi: “Mesih’in adı hayranlık uyandırır. Çünkü Allah ruhunu yaratıp da, göksel bir nur içine koyduğu zaman ona (bu) adı kendisi vermiştir.

Allah dedi: “Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cennet’i, dünyayı ve yığınlarca yaratığı yaratacağım, içlerinden seni bir elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa kutsanacak, kim seni lânetlerse lânetlenecektir. Seni dünyaya göndereceğim zaman, kurtuluşa elçim olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak. O kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek.“Muhammed”, O’nun kutlu adıdır.” (Barnabas, Bölüm 97, s.196)

  1. Âlemlere Rahmet Olması

Havariler karşılık verdiler: “Ey muallim, sözünü ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim olacak?”

İsa kalp coşkusuyla cevap verdi: “O, Allah’ın Elçisi Muhammed’dir. Ve O dünyaya geldiği zaman, yağmurun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yere meyve verdirmesi gibi, O da getireceği bol rahmetle insanlar arasında sâlih ameller için bir fırsat olacak. Çünkü O, Allah’ın rahmetiyle yüklü beyaz bir buluttur. Bu rahmeti Allah, mürşitler üzerine yağmur gibi fışkırtacaktır.” (Barnabas, Bölüm 163, s.296)

“Bakın size diyorum ki, her Peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah’ın rahmetinin işaretini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri insanların ötesine uzanmamıştır. Fakat Allah’ın Elçisi geleceği zaman, Allah O’na kudret ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek, o kadar ki, akidesini alacak olan tüm dünya kavimlerine rahmet ve selamet götürecektir. Dinsizler üzerine güçle gidecek ve putatapıcılığı ezecek, o kadar ki, Şeytan’ı kahredecektir; çünkü Allah İbrahim’e böyle va’d etmiştir: “Dikkat et, senin soyunla yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları parça parça etmişsen, senin soyunda böyle yapacaktır.” (Barnabas, Bölüm 43, s.118)

  1. En Yüce Vasıflarla Donatılan Elçi

“Bu nedenle size diyorum ki, Allah’ın elçisi Allah’ın yarattığı hemen her şeye mutluluk getirecek nurdur. Çünkü O, anlayış ve müşâvere ruhuyla, hikmet ve kudret ruhuyla, korku ve sevgi ruhuyla, akıl ve i’tidal ruhuyla donatılmıştır. Yine O, Rahmet ve merhamet ruhuyla, adâlet ve takvâ ruhuyla, yumuşaklık ve sabır ruhuyla donatılmıştır ki, bunlar O’na, Allah tarafından, bütün diğer yarattıklarına verilenden üç kat daha fazla verilmiştir. Ayrıca O’nun ruhunu görenlere Allah peygamberlik verdiğinden, her peygamber gibi ben de O’nu gördüm ve O’na saygı gösterdim. O’nu görünce ruhum teselli ile doldu (ve) şöyle dedim: “Ey Muhammed, Allah seninle olsun ve beni ayakkabılarının bağını çözecek değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve Allah’ın kutsal bir (kul) u olacağım.” Ve İsa böyle deyip, Allah’a şükretti. (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçi’nin anlayış (hoşgörü) ruhlu olması

“O, anlayış ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin müşâvere yapma hususunda örnek bir şahsiyet olması

“O, müşavere ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin hikmet ruhlu oluşu

“O, hikmet ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin kudret ruhlu oluşu

“O, kudret ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin korku ruhlu oluşu

“O, korku ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin sevgi ruhlu oluşu

“O, sevgi ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin aklen insanların en üstünü olması

“O, akıl ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin i’tidal ruhlu olması

“O, i’tidal ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin merhamet ruhlu oluşu

“O, merhamet ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin adalet âbidesi Peygamber oluşu

“O, adalet ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin takvâ ruhlu oluşu

“O, takva ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin yumuşak huylu olması

“O, yumuşaklık ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  • Gelecek olan elçinin sabırlı oluşu

“O, sabır ruhuyla donatılmıştır.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  1. Peygamberlerin Tümünün O’nun Ruhunu Görmüş Olması

“Ayrıca O’nun ruhunu görenlere Allah peygamberlik verdiğinden, her peygamber gibi ben de O’nu gördüm ve O’na saygı gösterdim.” (Barnabas, Bölüm 44, s.122)

  1. Gelecek Olan Elçinin Dininin Tüm Dünyaya Yayılıp Bütün İnsanları Kontrolüne Alması

 

“Fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp, (tüm dünyayı) kontrolüne alacak olan Elçi’nin gelmesindedir…” (Barnabas, Bölüm 97, s. 195)

  1. Gelecek Olan Bu Son Elçiden Sonra Pek Çok Sahte Peygamberlerin Gelecek Olması

“Kâhin karşılık verdi: “Allah’ın Elçisi geldikten sonra, (daha) başka Peygamberler gelecek mi?”

İsa cevap verdi: “O’ndan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek Peygamberler gelmeyecek ama pek çok yalancı peygamber gelecek.” (Barnabas, Bölüm 97, s.195-196)

 

Mehmet Reşat Şavlı,” Barnabas İncili’nde Hz. Muhammed’in Haber Verildiği Pasajların İslam İnanç Sistemi Açısında Tahlili”, Yüksek Lisans Tezi


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
NAMAZ VAKİTLERİ
BASINDA BUGÜN
TÜM GAZETELER
yukarı çık