Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Mikail Miral

Mikail Miral

Dünya Ehlisünnet Anlayışına Muhtaç

Bayramı kutlamaya hazırlandığımız anlarda Medine'den gelen acı haberle irkildik. Yüreklerimiz ağzımıza geldi, neyse ki Hamdolsun korktuğumuz başımıza gelmedi. Çünkü daha yeni DAEŞ denilen terör örgütü Irak'ta 200'ün üzerinde insanı katletmişti. Dünyadaki bu son gelişmelerden hareketle, İslam Dünyasının bir zihniyet kırılması yaşadığı ve yaşananların bu krizin neticesi olduğu gayet açık.

Tarihte de buna benzer krizler yaşayan İslam Dünyası bu krizleri ancak Ehlisünnet anlayışı ile aşabilmişti. Yazının hacmine sığmayacağından ayrıntıyı ilgililere havale ediyorum. Günümüzü anlamanın yolunun Humeyni Fırtınası zamanından başlayıp günümüze kadar yapılacak bir etüdden geçtiğini düşünüyorum. Özellikle Rus Afganistan savaşı ve 11 Eylül saldırıları bu süreçte önemli kilometre taşları. Humeyni ile başlayan siyasallaşma bu olayların etkisiyle içeriye doğru bir mücadeleye dönüştü. 11 Eylül bu mücadeleyi iyice alevlendirdi. Bu süreçte Selefi düşünce günden güne revaç buldu. Bu düşünce özellikle iki düşman belirledi. Birisi şiilik birisi de Ehlisünnet. Kendilerini Ehlisünnet gören bu tayfa asıl Ehlisünneti ise şirk içinde görüyordu.

İslam Dünyasının içinde bulunduğu durumdan bu iki tarafı sorumlu tutan bu tayfa, bütün mücadelesini hedefine koyduğu bu iki zümreye karşı yapmaktadır. Her iki zümreyi de şirk ile suçlayan bu tayfa DAEŞ terör örgütünün fikri alt yapısını böyle olgunlaştırmaktadır. Şirk ile suçladığı kesimleri en büyük düşman görmesinin sebebi ise sözde İslami Mücadelelerinde bu kesimleri engel olarak görmeleridir. Bunlara göre Müşrik saydıkları bu kesimlere karşı her türlü mücadele mübahtır. Fikri olarak sert tepki çeken görüşleri sebebi ile bu iki kesim tarafından dışlanan bu tayfa, fikri tutunamamazlığının intikamını silahlı eylemlerle almaktadır ve İslam Dünyasını kana bulayan en büyük aktör konumundadır. Daha çok dini bir eğitim almamış gençler üzerinde davet çalışması yapan bu tayfanın, maalesef bunda önemli bir başarı kazandığı görülmektedir. Bu başarıda silahlı faaliyetlere uzak duran fikri Selefilerin çok büyük bir etkisi bulunmamaktadır.

Ülkemizde İlahiyat Eğitiminde seküler din anlayışının hakim olması sebebiyle, tam olmasa da fikri Selefi anlayış son zamanlarda büyük revaç bulmaktadır. Özellikle Tasavvuf - Tarikat düşmanlığı ekseninde ağırlık kazanan bu mücadele Selefi anlayışın ülkemizde giderek revaç bulması bizi derin endişelere sevketmektedir. Ehlisünnet yurdu olan ülkemizde bu anlayışa sahip olan insanlar, çok keskin olmasa da insanların şirke düştüğünü dile getirmekteler. Şimdilik yumuşak bir geçiş dönemi diye adlandırılan bu durumun ilerleyen zamanlarda DAEŞ veya buna benzer örgütlerin ülkemizde palazlanmasından endişe etmekteyiz. Şirk ile itham maalesef böyle kalmamakta bir süre sonra silahlı mücadeleye dönüşmektedir. Bu sebeple İslam Dininin çatı yorumu diye isimlendirebileceğimiz, katılık ve aşırılığı reddeden Ehlisünnet anlayışı, bugün İslam Dünyasının arzu ettiği huzuru temin edebilecek yegane anlayıştır.

Ehlisünnet anlayışının zaman kaybetmeden bütün İslam Dünyasına yeniden taşınması, Ehlisünnet anlayışı ile uyumlu insan sevgisini esas alan Tasavvufi akımların yeniden güçlendirilmesi ile bu yaşanan kriz ancak atlatılabilir. Yoksa bu akan kanı durdurmak mümkün olmadığı gibi maazallah bu yangın önlenemez bir hale de dönüşebilir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık