ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Muhammedül Emin

Muhammedül Emin

Aslı Hikaye

Okullar açılmış, 6. sınıfa gitmenin heyecanı ile okula gelmiştim.

Eski arkadaşlarımla hasret giderirken daha önce tanımadığım öğrencilerin olduğunu da fark ettim. Ben Macide ile aynı sırada oturdum. 

Macide beşinci sınıftan arkadaşımdı. Tatilde yaptıklarımızı birbirimize anlatırken: "Ben de bu sırada oturacağım." sözünü eden sesin sahibine aynı anda baktık. Alaycı bir bakışla karşılaşınca canımız sıkıldı. Sırada yer açtık. Ondan nedense 

ikimiz de hoşlanmamıştık. Ama yer vermeye mecburduk. Çünkü sınıfımız çok kalabalıktı, başka da bir çaremiz yoktu. Macide’yle yine kendi anılarımıza daldık.

Adının Aslı olduğunu öğretmenlerimizin yoklama yapmasıyla öğrenmiştik. 

Birkaç gün sonra sınıf başkanlığı seçimi yapılacaktı. Sınıf öğretmenimiz gönüllüleri sorunca yerinden ilk kalkan Aslı oldu. Sonra birkaç kişi daha parmak kaldırdı. Sınıf başkanlığı için adaylar belli olmuş, ama sonuç ikinci derse kalmıştı. 

Teneffüste Aslı'nın diğer adayların yanına gittiğini gördüm. Sıraya oturduğu zaman "Başkan ben olacağım." dedi. İkinci ders sınıf öğretmenimiz adayları okuduktan sonra seçimi yaptırmış, Erhan birinci, Aslı da ikinci olmuştu. "Ne oldu, bak kaybettin." dememe fırsat kalmadan Erhan, başkanlık istemediğini Aslı'nın başkan seçilmesini istedi. Böylece Aslı sınıf başkanı olmuştu. Demek ki teneffüste adayları ikna etmişti. 

Aslı, başkan olduktan sonra öğretmenlere daha fazla yaklaşmıştı. Havasından geçilmiyor, adeta hepimize üstünlük taslıyordu.

Başkan olduğunun haftasında Erhan'ın Aslı ile tartıştığını gördüm. Daha sonra kavganın sebebi başkanlık seçiminden önce Aslı'nın kim kendisine başkanlığı bırakırsa ona para vereceği sözünü vermesi ve sonra bu sözünden caymasıymış.

Gün geçtikçe Aslı burnundan kıl aldırmıyordu. Kendisini dev aynasında görüyordu. Kimseyle konuşmuyor, sadece öğretmenlere bizleri şikâyet etmek için bahaneler arıyordu. 

Artık yapayalnız kalmıştı. Kimse onunla konuşmuyordu. Onun bu şekilde yalnızlığa itilmesine üzülüyordum. Birkaç kez kendisine bu kadar kibirli davranıp arkadaşlarını üzmemesini söylemek istediysem de "Sen kendi işine bak." diyerek konuşmak bile istemedi.

İlk dönem bitmiş karnelerimizi almıştık. Aslı, isyan ediyor, ağlıyor, öğretmenlere kızıyordu. Oysaki sınıfa kaba davranmaktan ders çalışmaya fırsat bulamamıştı. Kimseyi suçlamaya hakkı yoktu.

İkinci dönemin başlaması birkaç gün geçmiş olmasına rağmen Aslı, okula gelmemişti. Sırası boş duruyor, öğretmenlerimiz neden gelmediğini bizlere soruyordu. Hiç kimse bilmiyordu. Bir gün sınıf öğretmenimizle Aslı'ların evine gittik. Aslı hastaymış.

Aslı yatakta yatıyordu. Sapsarı idi. Bizi görünce doğrulmak istedi, yerinden kalkamadı. Yanında oturduk. Annesi karne aldığı günden beri hasta olduğunu, doktorların kesin bir teşhis koyamadığını söyledi. O esnada Aslı’nın ağladığını gördük.

"Ben." dedi, sustu. Ağlaması artmıştı. Hıçkırıklar arasında: "Hepinizden özür diliyorum. Arkadaşlarıma kötü davrandım. Hepinizden farklı olduğumu sanıyordum. Yalan söyleyerek sizleri kötüledim. Sizler gibi öğrenciyken kendimi dev aynasında gördüm. Başkan olduğum için hepinizi geçerim sanmıştım. Yaptıklarımın yanlış olduğunu acı bir şekilde öğrendim. Aslında sizler beni uyarmak istediniz, ama kibrimden sizi dinlemedim.” 

O kadar içten konuşuyordu ki ağlamamak için kendimi zor tuttum. 

Ama ben de ağlıyordum. Sarıldım. Bu kez ikimizde ağlıyorduk. 

"Sen, bizim arkadaşımızsın. Herkes hata yapabilir. Hatanın neresinden dönülse kârdır. Hem senin sayende çok değişik sonuçlar oldu. Öğretmenlere bizi şikâyet etmemen için uslu durmamıza, derslerimize iyi çalışmamıza, birbirimize iyi davranmamıza neden oldun. Aslında sen bize iyilik yaptın. Sayende en başarılı sınıf seçildik. Bu başarıyı senin de görmeni isteriz. Bir an önce iyileş, aramıza katıl." dedim. Sınıf öğretmenimiz de sözümü doğruladı.

Gözü yaşlı, ama gülümsemeye çalışan bir Aslı'yı arkada bırakarak okulumuza döndük.

Bir hafta sonra Aslı aramıza dönmüştü.

Eski kibirli, kendini büyük gören, Aslı'dan eser kalmamıştı. Birbirini seven dost canlısı bir arkadaşa sahip olmuştuk.


DİLARA NUR KARA/GONCA DERGİSİ Eylül 2004 Sayı : 29


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık