Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Muhammedül Emin

Muhammedül Emin

Efendimiz (sas) Zî Tuvâ’da

Serif’ten ayrılan Fahr-i Âlem Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Kedâ ve Küdâ denilen iki tepenin arasındaki Zî Tuvâ’ya[1] ulaştı. Kafiledeki herkesin azığı azalmış ve yükleri de hafiflemişti; insanlar da üzerinde binerek geldikleri binekleri de yorulmuştu.[2

Serif’te bir müddet konaklayan hac kafilesi Fahr-i Âlem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) emriyle buradan hareket etti ve yaklaşık 18 kilometre daha yol alıp Zî Tuvâ vadisine[1] ulaştı. Kafiledeki herkesin azığı azalmış ve yükleri de hafiflemişti; insanlar da üzerinde binerek geldikleri binekleri de yorulmuştu.[2]

Diğer tarafta Kâbe’ye, bir solukluk mesafe kalmıştı.[3] Gönülden arzu ediliyor olmasına rağmen Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem), her zaman olduğu gibi[4] yine Zî Tuvâ kuyusunun[5] başında konakladı[6]; bu haliyle O (sallallahu aleyhi ve sellem), âdeta yarınki ibadetin dinlenilmiş, dingin ve hüşyâr bir halde edâ edilmesini istemiş, kendi evine giderken bile bu vakitte gitmeyip ertesi günü bekleyen Habîbullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Beytullah’a giderken de bu âdetini değiştirmemişti. Dolayısıyla acele etmedi ve Kâbe’ye varmadan önceki son geceyi burada geçirdi.[7]

Akşamın bir vakti huzura giren Hazreti Üsâme, Efendimiz’e döndü ve “Yarın nerede kalacaksınız yâ Resûlallah?” diye bir soru sordu. Düşünmüş ve içinden çıkamayınca da, aklına takılan bu müşkülü Allah Resûlü’ne sormayı akıl etmişti.

RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

Resûlullah’ı duygulandıran bir soruydu bu. Zira O (sallallahu aleyhi ve sellem), bundan on yıl önce ayrılmak zorunda kaldığı Mekke’ye Sevr’den son nazarlarını atfederken, “Ben de biliyorum ki Allah nezdindeki en kıymetli belde sensin! Beni senden çıkarmamış olsalardı seni asla terk etmezdim!”[8] dediği kendi beldesinde bulunan ev-barkına el konulmuş, başını sokacak bir göz odası bile kalmamıştı! Üsâme doğru söylüyordu; yarın memleketine, ana ve ata yurduna kavuşacaktı kavuşmasına ama nerede kalacaktı?

Yüreğine ok gibi saplanan bu soru karşısında Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), amcası Ebû Tâlib’in büyük oğlunu kastederek, “Akîl bize ev mi bıraktı ki!”[9] buyurdu. Zira o günkü Mekkeliler, Muhacirlerin maddi varlıklarına el koyarken Ebû Tâlib’in oğlu Akîl de, hicret sonrasında Efendimiz’e ait olan herşeye sahip çıkmış ve kendi tasarrufuna almıştı.[10] Ardından ilave etti:

“Allah’ın izniyle yarın, Hayf-ı Benî Kinâne'de[11] konaklayacağız!”[12]

Ebtah vadisinde bulunan Hayf-ı Benî Kinâne[13], Mekke’nin yukarı tarafındaki bir yerin adıydı. Buranın bir başka özelliği de Mekkelilerin el ele verip boykot kararını aldığı, Müslümanlara ekonomik ve sosyal boykot ilan ettikleri yer olmasıdır; Müslümanları muhasara altına alarak üç yıl mudayaka altında tuttukları, yiyecek ve içecekten mahrum bıraktıkları, beşeri münasebetlerini keserek kız alıp verme ve her türlü akrabalık yollarını kapattıkları çetin sürecin kararını burada almışlar, sonra da gidip bu kararları Kâbe’nin duvarına asmışlardı! Bütün bunları özetler mahiyette Resûl-ü Kibriyâ Hazretleri şunları söyledi:

“Kureyş küfür üzerinde, Benî Hâşim ile nikâh akdi ve alışveriş yapmamak üzerine burada anlaşmıştı!”[14]

Mekke’yi fetih adına geldiği zaman da benzeri bir ifadesi olmuştu Allah Resûlü’nün; sancağın dikildiği yeri göstermiş ve “Burası Kureyş’in bizi Mekke’den sürmek için anlaştıkları yerdir!” buyurmuştu.[15]

Küfürden de küfrü temsil eden kâfirden de çok çekmişti. Üstelik çeken, sadece kendisi değildi; O’na gönül veren, O’nun için imkânlarını seferber eden ve hak bildiği davayı hayatına taşıyan herkes çekmişti. Ancak şimdi o acı günler geride kalmış, lezzetli birer hâtıraya dönüşmüştü. Fakat bilinmesi gereken bir gerçek vardı; imanla küfür, ışık ile zulmet kadar birbirine zıt kavramlardı ve bunu ifade sadedinde Fahr-i Âlem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Kâfir Müslümana, Müslüman da kâfire mirasçı olamaz!”[16] buyurdu.

Şüphesiz ki küfrün şiddetli günlerini acı acı yaşayan, Mekke’nin çetin baskı ve zulümlerine on yıl boyunca tahammül eden, geçmişteki imkânlarına rağmen üç yıllık muhasara yıllarında yokluğu acı acı yaşayan, insanları aydınlığa çıkarabilmek için canını koyduğu bu davada bütün servetini feda eden, ancak güzel günlere erişemeden ruhunu teslim edenlerden birisi de Hadîce Validemiz idi ve Zî Tuvâ’ya her geldiğinde yaptığı gibi Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), 25 yıllık hayat arkadaşı ve çileli günlerinin en sarsılmaz destekçisi Annemiz’in mezarını ziyaret etti. Mezarı başında durmuş, sanki hayattayken konuşuyor gibiydi; uzun uzadıya dua ediyor ve sanki üç yıllık çilenin, Şi’b-i Ebî Tâlib günlerinin sonunda, mübarek dizlerine başını koymuş vaziyette ebediyete göçen Annemiz’le de helalleşip vedalaşıyor gibiydi! Şüphesiz ki bu buluşma, dünya şartlarındaki son buluşmaydı; bundan sonraki vuslat, bir daha ayrılmamak üzere, ebedî âlemde olacaktı!

 

Dipnotlar:

[1] Zî Tuvâ, Cennetü’l-Muallâ olarak bilinen Mekke mezarlığı (Ma’lâ) yokuşu ile Hadrâ yokuşu arasındaki vadiye verilen isimdir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’ye gelişlerinde bu vadideki Zî Tuva kuyusunun başında geceler, bu kuyudan gusül abdesti alır, namaz kılar ve gündüz vakti Mekke’ye girerdi. O’nu adım adım takip edenlerden birisi olarak Abdullah İbn-i Ömer’in (radıyallâhu anhumâ), Harem’e yaklaştığında telbiyeyi kestiği, Zî Tuvâ’ya gelip istirahat ettiği, buradaki kuyudan gusül abdesti alıp sabah namazını kıldığı ve sonra da, Resûlullah’ı böyle yaparken gördüğünü söylediği ifade edilmektedir. Buhârî, Hac 29, 39; Müslim, Hac 38; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 8/247, 281 (4628, 4656)
[2] Buhârî, Umre 11; Müslim, Hac 29
[3] Zî Tuvâ kuyusu, Kâbe’ye Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kullandığı güzergâh itibariyle 3,5 kilometre mesafededir.
[4] Abdullah İbn-i Ömer başta olmak üzere ashâb-ı kiramın önde gelenleri, Mekke’ye her gelişinde Resûlullah’ın Zî Tuvâ’da istirahat edip geceyi burada geçirdiği, kuyusundan gusül abdesti aldığı, sabah namazını da burada kıldıktan sonra Mekke’ye geldiğini anlatmaktadır. Bkz. Buhârî, Salât 89; Hac 149; Müslim 38; Ebû Dâvud, Menâsik 44
[5] Zî Tuvâ kuyusunun coğrafi koordinatları, 21°25'53.75" kuzey enlemi ve 39°48'59.88" doğu boylamıdır.
[6] Hâla suyu bulunan bu kuyu günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Daha sonra bu kuyunun başına ‘Mescid-i Bi’r-i Zî Tuvâ’ yapılmıştır. Semhûdî, Vefâu’l-Vefâ 3/450
[7] Buhârî, Hac 149; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 8/281 (4656); Ebû Dâvud, Menâsik 44; Vâkıdî, Megâzî 720
[8] Tirmizî, Menâkıb 69; İbn-i Mâce, Menâsik 103; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 31/10 (18715)
[9] Buhârî, Hac 44; Müslim, Hac 80
[10] Müslim, Hac 80. Mekke fethi esnasında şehrin bütününü alan Habîbullah’ın, ne o gün ne de bugün kendi evini talep etmemiş olması oldukça düşündürücüdür. Muhtemelen O (sallallahu aleyhi ve sellem), dünyalık peşinde koşuyor görüntüsü verip fetih sonrasında Müslüman olan yeğeni Akîl’i mahcup etmek istememiş, İslâm’ı tercih eden şahısların, haksız bile olsa ellerindeki imkânlara dokunmamıştır!
[11] Hayf- Benî Kinâne, bugün “Cennetü’l-Muallâ olarak bilinen Makber-i Ma’lâ ile Ebtah arasında kalan vadinin adıdır ve Ten’im yönüne doğru Ezâhir ile kesişir.
[12] Buhârî, Hac 45
[13] Hayf-ı Benî Kinâne; Kâbe’ye 2,5 kilometre, Cebel-i Rahme’ye 20,5 kilometre uzaklıktadır. Coğrafi koordinatları 21°26'32.82" kuzey enlemi ve 39°50'11.01" doğu boylamıdır.
[14] Buhârî, Hac 45, Cihad 180; İbn-i Mâce, Menâsik 26
[15] Sâlihî, Sübülü’l-Hüdâ 5/230
[16] Müslim, Hac 80; Ebû Dâvûd, Ferâiz 10 

Kaynak: Hz. Peygamber Yolu


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık