Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Muhammedül Emin

Muhammedül Emin

Hayallerim ve Ötesi - Hikaye

Karneleri almıştık. İlk yarı ders döneminin bitmesinin sevinci ile güzel bir tatil geçirmenin keyfini sürecektim. Kısa da olsa bir tatil yapmak güzel bir şey olsa gerekti. 

Tatil başlayalı birkaç gün olmasına rağmen annemin uyarıları da başlamış oldu. “Haydi, kızım ders çalış…” Annem “ama anneeee” dememe aldırmıyordu. Tatilin keyfini çıkartmak zor olacaktı. İkinci bir dönem bizi bekliyordu. Belki de zor bir dönem olacaktı. Annem haklıydı, ama oyun oynamadan da olmuyordu. 

Tatil olalı yedi gün olmuştu. Annem yine o keskin sözünü kulağıma çınlatmıştı. “Kızım dersine çalışır mısın!” dedi. “Çalışıyorum ya anne.” diye cevapladım. 

Gerçekten de çantamı açmış, kitaplarımı sermiş, ama nereden başlayacağımı bilemiyordum. O an aklıma geldi. Dönem ödevim olacaktı. Evet, evet, dönem ödevimi yapmalıydım. Tarih öğretmenimizin verdiği ödevi yapmalıydım. Zaten bunu tatilde yapmamız gerekiyordu. İyi ama ödevimi nereye yazdığımı bilemiyordum. Tüm kitap ve defterlerimi yere dökmüştüm. Annemin bağırmasıyla iyice panikledim.

“Kızım” dedi annem öfkeyle “Bu nasıl ders çalışmak. Tüm kitaplarını yere sermişsin.” Ona ödevimi kaybettiğimi söylesem daha çok kızacaktı. Hiç sesimi çıkarmadım. İşittiğim azar bana şans getirmişti. 

Çünkü ödevimi yazdığım defteri bulmuştum. “Tamam, tamam topluyorum, işte.” dedim.

Haklı çıkarcasına sitem ettim. Oysaki annemin haklı olduğunu biliyordum. Alelacele kitaplarımı topladım. Dönem ödevim ile ilgili soruyu okuduğumda şok olmuştum. Bunun cevabını nasıl bulacaktım, bilemiyordum. 

Ağabeyimin odasında bulunan kitaplığa baktım. Kitapları karıştırırken birkaç tanesi yere düştü. Çıkan sese annem geldi. “Yine ne yapıyorsun?” diye heyecanlanmış bir hâlde bana bakıyordu. 

Yere düşen kitapları görünce “Hay Allah, ben de senin düştüğünü sandım.” dedi. Sesimi çıkarmadan yere düşen kitapları topladım. 

Birkaç kitap karıştırdım. Ödevim ile ilgili bir konuya rastlamamıştım. 

Anneme durumu söylemek zorunda kaldım. Ağabeyimi beklememi, gelince ona sormamı söyledi. 

Akşama doğru ağabeyim gelince ona söyledim. Beraber kitaplığa baktık. Bulamamıştık. 

Aradan birkaç gün geçti. Ödevimi unutmuş tatilin havasına kaptırmıştım. Televizyonda filmin bir yerinde iki üniversiteli gencin ders çalışması görününce annem: 

- Bakın da ibret alın. Ne zorlukla okuyorlar, dedi. 

Ortalığı bir an sessizlik kapladı. Ve sessizliği yine annem bozdu:

- Birkaç gün sonra okullar açılacak. Kimin umurunda, ders mers yok, dedi. Bana dönerek

- Sahi senin ödevin ne oldu? Unuttun gittin değil mi?

Ses çıkartmadım. Unutmuştum. Fısıldarcasına:

- Bulamadım ki, dedim. 

- Nasıl bulamazsın. Kitaplıkta yok mu, dedi. 

Ağabeyimi şahit göstererek:

- Ağabeyim de bulamadı, dedim. Ağabeyimden güç alacaktım. Ağabeyim hiç oralı olmadı. 

Annem:

- Yarın kütüphaneye gidin, dedi.

Ertesi gün ağabeyimle kütüphaneye gitmek üzere yola çıktık. İlk kez kütüphaneye gidecektim. Nasıl bir yer olduğunu merak ediyordum. Şehrin merkezine otobüsle geldik. Otobüsten indik. Biraz yürüdükten sonra bir binaya doğru yaklaştık. Camiye benzer bir yapının önüne geldiğimizde ağabeyim geldiğimizi söyledi. Kubbeli, demir parmaklıklı pencereli bir yapı, kırmızı taşlarla yapılmıştı. Kapıdan içeri girdik. Çok güzel bir bahçenin içine girmiştik. Çok güzel bir bahçeydi. Bakımı yapılmış. Yeşillerin ortasından yürüdük. Kış olmasına rağmen güller, yeşilleri süslemişti. Bir başka kapıdan içeri girdik. Aynen camiye benziyordu. Kubbeler ve loş ışıklı bir yerdi burası. İçim ürperdi. Kapıda oturan görevliye ağabeyim, ders çalışmak için geldiğimizi söyledi. Tarih kitaplarının olduğu yeri sordu. Görevli hangi konuda kitap istediğimizi sordu. Ben ödevim olan sorunun yazılı kâğıdı görevliye gösterdim. Görevli sessiz olun şeklinde işaret yaparak bizi iç salona aldı. Beş-on masanın yer aldığı bir yerdi, burası. Birkaç kişi masalara yayılmış kitaplar önlerinde, geldiğimizin farkında bile değillerdi. 

Görevli bizi masaya oturttuktan sonra yanımızdan ayrıldı. O an etrafıma bakındım. Çok müthiş bir yerdi. Her yer, ama her yer kitaplarla dolu idi. Dolapların içleri, raflar her yer kitap dolu idi. Büyüklü küçüklü, irili ufaklı birçok kitap salonu doldurmuştu. Çok şaşırmıştım. Hiç böylesine bir yer görmemiştim. Okul kütüphanemiz bile buranın çok azı ederdi. Hele evdeki kitaplığımız komik kalırdı. Ağabeyimin: “Hadi başla” demesiyle kendime geldim. Görevli kitapları getirmiş. Önümüze koymuştu. 

Ödevimi yaptık. Eve döndük. Ama ben o kadar şaşkındım ki bu şaşkınlığım evde bile geçmemişti. 

O gece rüyamda duvarları kitaptan, her yanı kitapla örülü bir evimin olduğunu gördüm. Ama bu rüyamdan kimseye söz etmemiştim. Ve o günden sonra kitaplarıma çok iyi bakmayı da öğrenmiştim. Büyüyünce kocaman bir kütüphanem olmasını arzuluyordum artık.

- Hikaye - Dilara Nur Kara Yazdı 

GONCA DERGİSİ Mart 2005 Sayı : 35


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık