ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

2. Abdülhamit'e Bombalı Saldırı
  II. ABDÜLHAMİD HAN'A YAPILAN BOMBALI SALDIRI VE BELÇİKALI ANARŞİST EDWARD JORRİS!..
 
      Tarihimizde meşhur Tevfik Fikret usta; " Bir Lâhza-i Te"ahhur- Bir anlık " duraklama" adlı şiirinde şöyle diyordu:
 
    " Ey şanlı avcı, dânunı bihûde kurmadın/Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın!" diyerek sitemini, isyanını dile getiriyordu.
 
    Oysa, öldürülmesini, vurulmasını istediği insan; 33 sene Devlet-i Âliyye'yi şanla, şerefle, izzetle korumuş, gecesini gündüzüne katarak ülke topraklarını muhafazaya çalışmış, dindar, dini bütün bir padişah olan sultan II. Abdülhamid Han idi!..
 
    Ama, içte ve dışta, devletin, milletin ve Ulu Hakan'ın düşmanları boş durmuyordu. Bu gün olduğu gibi, dünde, çeşitli tezvirat, çeşitli hile, hud'a, dalavere, desise, sinsice planlar alabildiğince yaygın idi!..
 
    Günümüz dünyasında, nefretle kınamakta olduğumuz, terörist hareketler, boş ve gayesiz bir eylem olan intihar saldırıları o zamanda da aynen varlığını hissettiriyordu.
 
    Kim, kimler yapıyordu bu tür hain saldırıları, tuzakları, sinsilikleri, plan ve proğramları?  Elbette ki, başta Ermeni komitacıları, çeteleri, teröristleri ve Osmanlı düşmanları idi!.. Filistin'den toprak parçası isteyen Siyonist beyinler ve cüce kafalardı!..
 
    Lakin, sultan II. Abdülhamid Han, bu korkaklardan, densizlerden, satılmışlardan korkmuyor, yılmıyor ve ülkesinden bir avuç toprak parçası bile vermemek için tüm metanetini muhafaza ediyordu!..
 
    Dolayısıyla, terör ve intihar saldırıları ülkemizi kasıp kavururken, diğer ülkelere de, insanlarına da zarar vermektedir!.. Irak, Suriye, Türkiye, İngiltere, Paris ve Belçika saldırıları bu vahşete örnek olarak gösterilebilir!..
 
    Çünkü, terörün, teröristin, intihar saldırıcısının dini, imanı, Allah'ı, kitabı, peygamberi ve maneviyatı bulunmamaktadır!.. Bu gün, Ankara Güvenpark'ta, Gar binası yakınlarında, İstanbul İstiklal caddesinde patlatılan intihar saldırıları, yarında dünyanın orasında burasında olmayacağı ne malumdur?
 
    Nitekim, Belçika'da vukubulan saldırılar bu gerçeği apaçık ifade etmektedir!.. Ama, ne acı ki, Belçika gibi demokratik bir ülke, teröriste, teröre göz yumarsa, şehrin en mühim yerlerinde taziye çadırları açarsa, söz konusu çadırların üzerine, terör flamalarının asılmasına göz yumarsa netice nereye varacaktır acaba? Onun içindir ki;
 
    " 1905 yılının 21 Temmuzuydu. Padişah II. Abdülhamid Yıldız camisindeki cuma selâmlığından çıkmış, arabasına doğru ilerliyordu. Her zamanki gibi, caminin merdivenlerinden inecek ve dört yüz metre ileride bekleyen arabasına binecekti. Fakat bu sefer ufak bir gecikme olmuştu. Şeyhulislâm Cemalettin Efendi, Abdülhamit'in yolunu kesmiş, bazı konularda bilgi istemişti.
 
    Padişah II. Abdülhamit'le Şeyhülislâm Cemaleddin Efendi arasındaki konuşma uzamıştı. Tam bu sırada korkunç bir patlama duyulmuş, arkasından araba parçaları, insan kol ve bacakları, atların kemikleri dört bir yana savrulmaya başlamıştı.
 
    Padişahın yanında bulunanlar korkuyla kaçışıyor, canlarını kurtarmak için sığınacak yer arıyorlardı. O kadar kalabalığın arasında kılını kıpırdatmayan, yüzünde en ufak bir heyecan ve korku izi görülmeyen tek bir kişi vardı: Kuruntu ve kuşkusu herkes tarafından bilinen II. Abdülhamit...
 
    Ortada heykel gibi kıpırdamadan duruyordu. Yaverlerinden Miralay Sadık Bey korku ve telâştan kılıcını yere düşürmüş, Miralay Süleyman Şefik Bey de apoletini kaybetmişti. Çevresindekilerin can kaygısına düşüp çil yavrusu gibi dağılmaları, II. Abdülhamit'i çok kızdırmış ve olaydan sonra yaveri için:
 
    " Kılıcını düşüren yaveri maiyetimde görmek istemem. Trablus'a sürgün gidecek!.."emrini vermişti. Tehlike savuştuktan sonra, sığındıkları yerden çıkanlara Padişah şunları söylemişti:
 
    " Arabamı çekiniz, burayı kordon altına alınız, sorumluları tutuklayınız!..." Bu sırada, muhafız kıtalarının tüfeklerine mermi sürdüklerini görünce, töreni yöneten subaya;
 
    " Selâm emrini verdir, ne duruyorsun!.."diye bağırmıştı. Bir çok müşahidin ( olayı görenlerin) hatıralarında ifade ettikleri husus; Muhafız kıtası hazır ol durumuna geçince, cami kapısına getirilen arabaya binen Abdülhamit, âdeti olmadığı halde ayakta durmuş, dizginleri kendi kullanarak, halkın alkışları arasında Çit köşküne varmıştı.." ( www.persembeninsesi.com)
 
    Edoard Joris!.. Taşnaksutyun'un ve diğer komitacıların pazarladıkları, kiraladıkları bir figürdür!.. Ermeni komitacıları, günlerce, aylarca ve yıllarca tartıştıktan sonra, en sonunda 800 yıl ekmeğini yedikleri, havasını teneffüs ettikleri, suyunu içtikleri bir ülkenin padişahını hunharca öldürmeye karar vermişlerdir!..
 
    Günlerce ve aylarca plan ve proğram yapılmış, düşünülmüş ve karar verilmiştir!.. Ulu Hakan, cuma namazlarını nerede kılmaktadır? Durum tüm Avrupa ülkelerine ve Rusya'ya bildirilmiş, Yıldız camiinde, cuma selamlığında 1 dakika 42 saniye içerisinde padişahın öldürülmesi kararlaştırılmıştır!..
 
    Tabii ki, Ulu Hakan şehid edilirse, Osmanlı devletinin parçalanması kolay olacaktı!.. Ülkenin her tarafında komitacılar tarafından isyanlar çıkarılacak, bombalar patlatılacak, tedhiş, terör estirilerek bir çok mazlum ve masum insanın ölümüne sebep olunacaktı!..
 
    Padişah II. Abdülhamid Han; komitacılara göre " Kızıl sultan"dı.. Bir an önce öldürülmeli, kurulacak Ermenistan devletinin ve İsrail ülkesinin önü açılmalıydı!..
 
     Fayton; Avusturya'da imal edilerek, parça parça Türkiye'ye sokulmuştu. Faytona; 80 kilo patlayıcı madde, 20 kilo da demir parçası konularak, yıldız camiinin önüne, cuma selamlığına getirilmişti:
 
    " Abdülhamit Han caminin kapısında görününce Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina, Cehennem makinesini çalıştırarak, bomba 1 dakika 42 saniye sonra patlayacak duruma getirilmişti. Suikastçılara göre her şey tamamdı.
 
    Fakat onlar " Takdir-i İlâhi"yi hesaba katmamışlardı. Padişah o gün âdetinin hilâfına ( tersine) olarak kapı önünde Şeyhülislam Cemalettin Efendi'yle bir kaç saniye konuşmaya dalınca, süre dolmuş, tam o sırada bomba müthiş bir gürültüyle infilak etmiş,  Abdülhamit ölümden kurtulmuştu.
 
    Suikast amacına ulaşamamıştı ama, tam 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştı. Ayrıca, 17 arabayla 20 at da parçalanmıştı. Cehennem makinesi'ni çalıştırdıktan sonra kaçamayan Kristofor Mikaelyan da ölüler arasındaydı.
 
    Suikastçılardan bir çoğu yabancı pasaport taşıdıklarından yurt dışına kaçmışlardı. Fakat Edvard Jorris yakalanmıştı. Arabanın parçaları arasında bulunan Neseldorfer kelimesiyle 11123 rakamı, olayın aydınlanmasını sağlamış, konuşmamakta direnen Edvard Jorris'de her şeyin ortaya çıktığını görünce, bütün bildiklerini anlatmıştı.
 
    Suikastçılardan Hacı Nişan Minasyan, sorgusu sırasında gittiği tuvalette , teneke ibrikle bilek damarlarını ve karnının yırtarak intihar etmiş, geri kalanlar idam cezasına çarptırılmışlardı.
 
    Abdülhamit, Edvard Jorris'i bağışlamış, ayrıca kendisine 500 altın vermişti. Jorris, daha sonraları Avrupa'da Abdülhamit'in bir ajanı olarak çalışmış, saraya önemli raporlar göndermiştir." ( www.persembeninsesi.com)
 
    Netice olarak;
 
    İşte, o gündür, bu gündür, terör hadiseleri, intihar saldırılarının önü, arkası alınmamaktadır!.. Niçin ve neden?
 
    Devletler; bu mevzuda dik durmazlarsa, yamuk hareket ederlerse, teröristlere ve intihar eylemcilerine prim vermiş, onları şımartmış olacaklardır!..
 
    Terör, intihar saldırıları, hangi ülkede meydana gelirse gelsin, bir insanlık vakıası ve suçudur!.. İster Belçika olsun, isterse Almanya, Fransa, İngiltere olsun, hangi ülke olursa olsun, bu ciddi mes'eleye el atmalı, yamukluk yapmadan dik ve doğru hareket etmelidirler!..
 
    Belçika metrosunda ölende insandır, Paris'te ölende , Ankara Güven parkta, İstanbul  Beyoğlu'nda meydana gelen tehdiş ve terörden ölenler insandır!.. Hiç birinin günahı, çekeceği bulunmamaktadır!..
 
    Bilhassa, ülkemiz; Ulu Hakan'dan bu yana, bu tür acıları çekmekte ve yaşamaktadır!.. Ulu Hakan'ın; alicenaplığına bakınız ki, Edvard Jorris gibi bir tedhiş ve terör adamını affediyor, onu idamdan kurtarıyor ve çil çil altunlar vererek onu insanlığa kazandırmış oluyor..
 
    Kızılsultan diye karalanan büyük Hakan Gök Sultan'ın kabri nur, makamı cennet olsun!.. Günümüz dünyası ve insanlığı onun muhteşem dehasını, planını ve metodunu hasretle aramaktadır!.. Suriye, Irak, Yemen, Mısır, Türkiye, Afgan, Rusya, Belçika, Paris, Libya ve tüm diyarlar, o büyük insanın büyüklüğünü, plan ve proğramına hasret kalmıştır!.. Makamı cennet olsun.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir 
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık