Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

2015 YILI 'KUTLU DOĞUM HAFTASI' SONE ERERKEN!..

" Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.

O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir" ( Tevbe sûresi, âyet 128 ) Dolu dolu yazmış olduğumuz, ' Kutlu Doğum Haftası'nı nihayet bitiriyoruz Rabbimiz, Kur'an yolunda hizmeti geçmiş tüm müminlerin, iman erlerinin amellerini makbul, dualarının kabul, çıkmış oldukları Kur'an Müslümanlığı yolunda kendilerine kolaylıklar ihsan buyursun!.

l996 yılında yazmış olduğum " Gönlümün Tek Sultanı" başlıklı şiirimden iki beyit alarak, konumuza başlamak istiyorum: Gönlümün Tek Sultanı!.

"Hicran ateşiyle yandım, Gönlümün eşsiz sultanı Parçalandım ve savruldum, Gönlümün sonsuz sultanı x Senin aşkın, güzel hoştur, Gayri hem saçma, hem boştur, Bu aşkın peşinden koştur, Gönlümün ebed sultanı.

" ( Ş Özdemir) Gerçekten, yüce Allah'a ne kadar hamdü sena etsek, onun son peygamberi Resulullah (sav)'e ne kadar salatü selam getirmiş olsak az olacaktır Çünkü, o Resul olmasaydı, insanlığın hali nice olacaktı? Kainatın her yanını birer kâbus gibi hurafeler saracak, insan insana tapacak, dün olduğu gibi bu günde, dünya durduğu sürece kız çocukları horlanacak, faiz, rüşvet, iltimas, adam kayırıcılık, benlik, senlik, kavmiyetçilik, ırkçılık, aşiretçilik, paganizm her tarafı kuşatacak, insanlığı, insanlığından çıkarmış olacaktı!.

Çok şükür ki, aramızdan biri, bizden biri olarak, Perslere, Bizanslara, tüm krallara, hanedanlara, despotlara, kabile ağalarına meydan okuyarak içimizden Hz Muhammed (sav) zuhur etmiştir.

O Resul ki; gariiblerle, kimsesizlerle, fakirlerle, yetimlerle, öksüzlerle, düşkünlerle beraber oturmuş, onlarla beraber yemek yemiş, bağdaş kurmuş, diz çökmüş " Abdühü ve Rasulühü" ( Kul ve Resul" ilkesine, vefatına, son nefesine kadar sadık kalmıştır Ama, ne hazindir ki, Resululllah (sav)'in bu örnek davranışları, kısa zaman sonra, yine kendi ümmeti tarafından ters yüz edilmiş, şeyhlik, gavslık, kutupluk, ermişlik, mürşidizm, müridizm ,üstadlık, ağabeylik, mehdilik, mesihlik adı altında mahvı perişan edilmiştir Mehmed Durmuş hoca efendinin dediği gibi: " Muhammed (sav) evet, bir Nebî-Rasul'dür.

Her Nebî-Rasul niçin irsal edildiyse, o da onun için irsal edilmiştir Mekke cahiliyesi Muhammed'i, " o bizim gibi bir beşer, bizden ne farkı var?" , " o bizi büyülüyor", " o bir mecnundur; cinlerle irtibatı var", " Kur'an Allah tarafından inzal edilmekte değildir, Muhammed onu uyduruyor" gibi saldırılarla değersizleştirmeye çalışıyordu.

Bu günkü cahiliye ise, Muhammed'i insan üstüleştirerek, onu adeta göklerde Allah'ın sağ yanına yerleştirerek çizgi dışına çıkarıyor Muhammed (as) ölümlü bir Nebî değil, olimpiyat eğlencelerine gelen, film setlerine inen, muhafazakâr- demokrat müşriklerin rüyalarına irdirilip, her türlü mistik ve politik hezeyan kendisine söylettirilen, Olimpos tanrılarından bir tanrıya dönüştürülmüştür Neden Peygamber peygamberleştirilmemektedir de, ısrarla tanrılaştırılmaktadır? Kur'an başımızı çatlatırcasına, Nebî'nin bir beşer elçi olduğunu açıklarken, gelenek neden ona aynı yoğunlukta, tanrısal bir sıfat yakıştırmaktadır? Bunu, anlayabildiğim kadarıyla bir tek izahı vardır, o da şudur: Peygamber, örnek edinilir biri olmaktan çıkartılmalıdır! ' Biz'im İslam'a değil de, İslam'ın bize uydurulması için bu elzemdir.

İslam'ın ilimsiz, ta'akkulsuz , tefekkürsüz, tezekkür ve tedebbürsüz 'ekser' müntesipleri, yapılanların iyi bir şey olduğunu zannederek, bu şerikleştirmelere gözü kapalı olduğunu zannederek, gözü kapalı atlamaktadır Kur'an tahriften korunmuş, sapasağlam önümüzdedir Peygamber'in hayatı da sahih şekilde bilinmektedir.

İşte bu, ' ekserunnâs' için sıkıntı doğurmaktadır Bu durumda Peygamber'i, hayatta örnek edinilemez hale getirmek gerekmektedir Bunun da en etkili yolu, ona ulaşılamaz, erişilemez biri yapmaktır, adeta sekr halindeki bir aşıkın, dumanlı kafasındaki hayalî maşuku gibi bir hayale dönüştürmek suretiyle, hayatımızdan çıkarmaktır.

Peygamber'e sembol olarak gül'ün seçilmesi, hep 'sevgili' ve benzeri sözcüklerle tavsif edilmesi, rüyalarla birlikte anılması tesadüfî değildir Süleyman Çelebi'nin Allah'ı âşık yaptığı Peygamber ( gel habibim sana müştâk olmuşam"), ' insanların ekserisi' dilinde bir aşk fenomenidir" ( www.

radyovakitcom/ MDurmuş) Maalesef, yaşamış olduğumuz dünyada, Resulullah (sav) algımız yukarıda izah edildiği gibidir.

Tabii ki, bunun da sebebi peygamber (sav)'i, uçuranların, kaçıranların, göklerde kuşlar misali kanat çırptıranların, okumamış, Kur'an bilmez insan olduklarından ötürüdür Belki denilecektir ki, 'kos koca Başkanlık alimleri varken, Prof'ları bulunurken, Din İşleri Yüksek Kurul âlimleri ortada iken, sen kim oluyorsun da, onların Peygamber düşüncesini, algılarını, göklerde uçurmalarını tenkit ediyorsun?' Bir başkanlık mensubu olarak, tabii ki, tepe noktalarında bulunan hoca efendileri bir anda kınamayı, eleştirmeyi, kusurlu bulmayı yadırgıyorum.

Çünkü, bin yıllık Müslümanlık tarihimiz de, halkımız, geleneklerin içerisinde boğulmuş, Battal Gazi, Kan Kalesi, Kesik Baş, Vesiletün Necat, Seadeti Ebediyye, İrşad, Envarul Aşıkin, Kara Davut, Mızrakli ilmihal vb kitapları Kur'an'laştırmış, Kur'an'ı da yükseklere asarak, seyreder olmuştur Hal böyle iken, ' Kutlu Doğum Yortusu'nun içerisinde boğulan hocalara ne diye biliriz? Gelenekleri, adetleri, örfleri, ananeleri, geçmişten tevarüs eden yığıntıları bir anda atmak, def etmek çok çok zor olsa gerektir!.

Mistisizm, Hinduizm, Olimpos, Şamanizm, Kamanizm, Zerdüştizm , Budizm, Nirvana vb eylem,hareket, davranış ve fiilleri öylesine içimize yerleşmiş ki, sökemiyoruz, bir türlü üzerlerine de varamıyoruz!.

Bir kaç sene önce, şimdi emekli oldu Afşin İlçe Müftüsü, camii kürsüsünden, zühr-i ahir, tesbih namazı, kadir namazı, berat namazı, regaaib namazı vb.

uyduruk namazları izah ettiği sırada, arka sıralardan birisi kalkıyor, " İn aşağı, namazlara dil uzatamazsın" tehdidinde bulunuyor Belki de, tehdit misili arka saflardan ,utanmadan konuşan kişi ve kişiler, abdest nedir, teyemmüm nedir, nasıl yapılır, tahareti bilmeyen kişilerdir!.

İsterseniz, şu alıntımızla konumuzu tamamlayalım: " Yaratılan ilk şeyin onun nuru olduğu ve bütün varlıkların onun nurundan varlığını kazandığı, Adem henüz çamur ve su halinde iken Muhammed'in Peygamber olduğu, yasak ağaçtan yeme günahının bağışlanması için Adem'in gökte Allah'ın adının yanında gördüğü Muhammed adıyla tevessül ettiği için günahının bağışlandığı, yetmiş ceddinin tertemiz olduğu, önden ve arkadan gördüğü, gözü uyuduğu halde kalbinin uyumadığı, kendisini Allah'ın yedirip içirdiği, bulutların gölgelendirdiği, ağaçların ve taşların selamladığı, ölüleri dirilttiği, hastaları iyileştirdiği anlatımları siyer ve rivayet kitaplarında gırla gittiği gibi, Süleyman Çelebi'nin büyük bir duygusallıkla yazarak uydurma ve abartmalarla doldurduğu Mevlid kitabı gibi kültürde yapılan abartma ve aşırı yüceltmelerle beşer ve Peygamber Muhammed'i insan konumunun üstüne çıkararak Allah'la özdeşleştiren anlatımlar burada sayılamayacak kadar çoktur İşin kötüsü , ne İlahiyat ve Diyanet hocaları, ne de Diyanet İşleri Başkanlığı Süleyman Çelebi'nin abartmalar ve gerçek dışı anlatımlarla doldurduğu Mevlit kitabının bir din kitabı olmadığı ve okunmasının dinle ilgisinin bulunmadığı, yanlış bir çok anlatımlar içerdiği noktasında halkı bilgilendirmemesi ve uyarmaması, aksine dini bir ritüel gibi okutmasıdır.

Onun için zaman zaman " Müslümanlar'ın Hz Muhammed'e Düşmanlığı veya Kötülüğü" adıyla bir kitap yazmak insanın aklından geçmiyor değildir" ( www.

islamvehayatcom, mdurmus) Netice olarak; Gerçekten, merhum Süleyman Çelebi, bahtı ak, şansı yureg, Mevlid kitabını yazdığından bu yana alkış almakta, eseri dinlenilmekte, Kur'an'a gösterilmeyen ayağa kalkmalar, sırt sıvazlamalar bu kitaba gösterilmektedir.

Oysa, bu milletin bağrından öylesi şairler, ozanlar, besteciler, güfteciler çıkmıştır ki, onların tamamını alkışlıyor, ruhlarına Fatihalar gönderiyorum Ama, ne M Akif gibi bir dev şair, ne Arif Nihat Asya gibi şiirin ustası, A.

Karakoç gibi millet dertlisi vb şairler, Süleyman Çelebi kadar mihraplara taşınamamış, kürsülerde şiirleri okunmamıştır Belki de, okunmadıkları bir bakıma daha hayırlı olmuştur.

Çünkü, Süleyman Çelebi'nin mevlidinin içeriğine nüfuz ederek tahlil edersek, okursak, Kur'an dışı nice anlatımların olduğu derhal anlaşılacaktır! Hasılı, 2015 yılının ' Kutlu Doğum Haftası'nı bitirmiş oluyoruz.

Semazenler döndüler, musikiciler çeşitli çalgılar eşliğinde halkı dinlendirdiler, havai fişekleri atıldı, (!), hayaller kurduk, Resulullah (sav)'i göklerde uçurduk, İsa'dan bile ötelere götürerek, onu ondan daha büyük gösterdik İnşallah!.

Tüm bu yapılan Kur'an dışı faaliyetler, eylemler halkımızı bilgi sahibi yaparda, hurafe denilen illetler, içimizden def olup giderler 2015 yılı " Kutlu Doğum Haftası"nın gelecek yıllarda şekil değiştirmesi temennisiyle, selam ve dualar ederim.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık