Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Afşin, Yarpız
 BİR İLİM ADAMI PROFESÖRÜN ANLATIMI İLE AFŞİN ( YARPIZ) İLÇESİ !.. -3-
 
 
    " Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı. " ( Kehf sûresi, âyet 18 )
 
    Elimde,  Ashab-ı Kehf makamı ile ilgili değişik tefsirler, değişik bilgiler, kaynak eserler bulunmaktadır!.. Örneğin Taberi Tefsiri,  Süleyman Ateş tefsiri, Elmalılı Tefsiri vb. muhtelif kitaplar!.. Bazan öyle oluyor ki, Afşin Ashab-ı Kehf mekan ve makamını tefsirlerden araştırmaya, incelemeye, tetkik etmeye başladığım zaman. hayretten hayrete düşüyor, Rabbime sonsuz hamdü senalarda bulunuyorum.. Tıpkı bunun gibi;
 
    Afşin İlçemizle ilgili bir bir anı, bir araştırma, bir yazı dizisine rast geldiğim zaman, o yazıyı da okuyor, inceliyor ve yararlı, faydalı ördüğüm an değerlendirmeye alıyorum. İşte onun içindir ki, Afşin İlçesinin komşusu Ericek köyünden, Berid dağının eteklerinde çıkmış soğuk sularını içmiş, bir yiğit adam olan Profesör Dr. Osman Gökçe'nin araştırması, yazısı da bu tür değerli, önemli bir yazıdır.. Bu sebeple, Osman hocanın yazısının 3 ncü bölümü ile karşınızdayım.. Buyurun, Afşin'i ( Yarpız)  onun ağzından dinleyelim:
 
    " Şu günlerde Benazir Butto'nun Doğu'nun Kızı adı ile Türkçe yayınlanan anılarını okuyorum. Bayan Butto, 1977 Mart seçimlerinde babası Zülfikar Ali Bhutto ve onun partisi Pakistan Halk Partisi'ne ( PPP) karşı da böyle din istismarcılığından yakınıyor.
    Örneğin muhalifler babasının yani Zülfikar Ali Bhutto'nun namaz kılmasını bilmediğini, kendi partisine verilmeyen oyların Allah'a karşı verildiğini vb. propağandalar yapıyorlarmış. Üstelik, babasının TV'de Kuran kursları açmasına, hac kotasını kaldırmasına rağmen böyle yapıyorlarmış.
 
    Bugün bunlar bana çok tanıdık geliyor. Bizimkiler de cennetin anahtarını dağıtıyorlardı. Çok da yadırgamıyorum artık. Kendilerine verilen oyları sayıp ülkede ne kadar Müslüman olduğunu saptayacaklardı. Öylesine ki bu ülkenin başbakanlığını yapmış olan bir parti başkanımız cenazesinin Türk bayrağı yerine yeşil örtüye sarılmasını vasiyet etmiş ve böyle defnedilmişti.
 
    Benim çocuk arkadaşlarım da CHP'ye oy verenlerin cehenneme gideceğini söylemişlerdi, çok mu? Şimdi düşünüyorum da biz hepimiz çocuktuk. Arkadaşlarım bunları kendileri için uydurmuş olamazlardı. Demek ki onların evlerinde büyükler böyle konuşuyorlardı.
    O kadar da değil, onların büyüklerine de bu tür söylemler büyük olmayan başka büyüklerden, politikacılardan gelmiş olmalıydı. Oysa benim için kim ne konuşursa konuşsun en doğruyu babam bilirdi. Babam aleyhindeki herşey ve herkes benim düşmanımdı. İşte bu nedenledir ki Eski Türkçe'ye de, fese de ve bu bağlamdaki tüm eskilere de karşıydım. İşte o kadar. Gerisi it osuruğuydu.
 
    Bu olaydan sonra zaten aramız iyi olan Mümtaz Öğretmeni daha çok sevdim, onunla daha çok yakınlaştım. Daha önce de yaptığım gibi yerel sözcükler derliyordum köyümden ona götürüyordum, şiir yazıyordum ona götürüyordum. O da bana okumam için kitaplar veriyordu.
 
    Bir gün bir erkek kardeşim dünyaya geldi. Babam beni onurlandırdı. Bana " Adını sen koy" dedi. Çok düşünmedim, " Mümtaz olsun" dedim. Ordu'da kurmay albaylığa kadar yükselen kardeşim Mümtaz'ın adı böyle kondu. Benim için bu olay ortaokullu olmanın en büyük ödülü olmuştur. Ayrıca, babamın bu örnek davranışı da yaşamım boyunca bana yol göstermiştir. Bunu uygulayabildiğim ölçüde kazançlı çıkmışımdır.
 
    Ortaokula başladığım yıllarda Afşin bugünkünden daha yeşildi. Arıstıl yolunda dağın dibinden bir su çıkar, akardı. Atlas'ın dibinden bir pınar kaynar, akardı. Ashab-ı Kehf ( Yedi Uyurlar) önündeki derelerden ( Çobanpınarı Ş. Ö.) çağıltılı soğuk sular gelir, akardı.
 
    Afşin bu üçgen suların ortasında yeşil yeşil  bakardı. Kuz Bahçe bir yeryüzü cennetiydi.  Meyve ağaçları ile örtülüydü. Çiçek çiçek kokardı. Babamın teyzesi gelini Dudu abla burada otururdu. Oraya sık sık giderdim. Oraya giderken, sağdaki iki katlı ve yeşil pencereli evden bir çift göz bakar, yeni kımıldamaya başlayan çocuk yüreğimi yakarda, yanardım.
 
    Çarşı dediğin ( Y ) harfi biçiminde, 200-300 metre koridorlu bir büyük aile yuvasıydı. Sıcak, samimi, küçük büyüğe saygılı, büyük küçüğe sevgili, hepsi birbirleriyle tanıdık, hepsi bildik.
 
    Okul çıkışında sola döner dönmez  ( Y ) harfinin kuyruğunun dibinde Gaziantep lokantası vardı. Benim ilk lokantam. Kaldığım eve gitmez, öğle yemeklerini burada yer ve hemen topa koşardım.
 
    ( Y)'nin çatalına doğru giderken sağda Memurlar Kulübü, solda içkili bir lokanta vardı. Memurlar Kulübü'nün az ilerisindeki girintide hamam bulunuyordu. Erkekler günü ayrı, kadınlar günü ayrıydı. Çoğu çağını geçirmiş ortaokullu büyük öğrencilerin kadınlar gününde hamam çıkışlarını kolladıkları konuşulurdu.  İsmail ustanın kardeşi ile birlikte işlettikleri aşevi de bu sıradaydı. İsmail Usta'nın bende hakkı çoktur. İki yıl elinden yedim, içtim. Işıklar içinde yatsın.
 
    (Y) harfinin sol köşesindeki fırın, bildiğim tek fırındı ve çok çalışırdı. Özellikle İlçe Pazarı'nın kurulduğu günlerde içi, dışı, karşısı köylülerle dolar taşardı. İçerideki uzun tahta oturaklarda yer bulamayanlar dışarıda yere çömelirler, diz çökerler, bağdaş kurup otururlar ve sıcacık somunla helva yerlerdi.
 
    Bazıları da fırına et attırırlardı. Onlar biraz daha havalı olurdu diğerlerinden . İştahları görülmeye değerdi. Nerdeyse bir somunu ikiye üçe böler ve bitirirlerdi.  Pazarın içini gezmeler, çarşıda dükkanlara girip çıkan köylüleri izlemek ve özellikle  fırın önündeki bu görüntüleri seyretmekle köyüme ve köylüme olan hasretimi dindirmeye çalışırdım. Mutlu olurdum.
 
    (Y)'nin iki çatalının ortasındaki üçgen alan Afşin'in meydanı sayılırdı. Bu küçücük alanın ortasında çok sevimli bir şadırvan vardı. Etrafı demir parmaklıklarla çevriliydi. Burayı çok severdim. Çevresinde döner, arasıra içeriye girer ve daha yakından izlerdim. Fıskiyeden yükselen suyun görüntüsünü ve sesini, Berit'ten çıkan sular gelirdi aklıma. Yedikardeşi düşünürdüm, Karnıyarık'ı düşünürdüm. Mutlu olurdum.
 
    Bahar gelince beyaz çiçekli akasyaların kokusu bütün çarşıyı doldururdu. Kanımız kaynardı. Bu hızla, tatil günleri kimimiz köyüne, kimimiz Binboğa'nın yamacındaki Ashab-ı Kehf'e, kimilerimiz de Atlas Pınarı'na koşardı. Atlas Pınarı yolunda bıçaklandım bacağımdan bir kız yüzünden. Kutsal yara gibi saklar ve övünürüm onunla şimdi. Pişman değilim bundan." ( www.osmangokce.com)
 
    Netice olarak;
    Bir Yarpızlı ( Afşin) olarak, Osman hocanın, anılarından, gördüklerinden, yaşadıklarından haz duyuyor, keyif alıyorum.
    Gerçekten, o günlerin, o zorlukların vermiş olduğu acı, tatlı anıları unuttuk.. Şimdilerde, her türlü konfor, lüks yaşam, bol yeme-içme, internet çağı, iletişim çağı olsa da, sayın profesörün 1954 yıllarında Afşin'da yaşamış olduğu zorlu hayatın, yaşamın zevkini bulamıyoruz.
 
    Bir kere, Cuma günleri, Ulu camiinde, yer bulunmaz, saatler öncesinden insanlar orada toplanır, Nasrullah Efendi, Durdu Efendi gibi vb. emsalsiz alimleri dinlemek, ilimlerinden istifade etmek için can atarlardı.
 
    Şimdilerde bakıyorum.. Cuma günü, kürsüdeki hocanın son dakikasında camiye giriliyor, her şey monoton olmuş, heyecan, his, manevi atmosfer kalmamış, insanlar, camiden bir an önce kurtulmak için kendilerini dışarı atıyorlar.
    Sayın Profesör Osman Gökçe'den; satır satır, kelime kelime almış bu anısı bir kaç yazı ile daha devam edecektir!.. Gönlüm ister ki, Osman hocayı tanı ve yüz yüze bir görüş!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir 
 
    
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık