Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Afşin
 BİR İLİM ADAMININ ANLATIMI İLE, AFŞİN (YARPIZ) İLÇESİ !.. -2-
 
 
    " ( Resûlüm!) Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. ( Böylece)  onlar ( güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde ( uyurlardı ). İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın." ( Kehf sûresi, âyet 17 )
 
    İşte, bu ve benzeri ayetler, Ashab-ı Kehf mekan ve makamı olan Afşin'i ( Yarpız) tanımamıza yeterli olacaktır!.. Afşin'in, hemen yedi kilometre kuzeyinde bulunan Yedi Uyurlar mağarası, kahramanlarımızın oraya gizlenmesinden bu yana, bu beldenin, bu diyarların süsü, güzelliği olmuş ve olmaya da devam edecektir!..
 
    Biz, gelelim, Prof. Dr. Osman Gökçe beyin Afşin ( Yarpız) ile düşüncelerini, gördüklerini, tesbitlerini paylaşmaya!.. Birinci makalemde, yer adlarından, yerlerin isimlerinin değiştirilmesinden bahsetmiştim.. İsterseniz kalmış olduğumuz yerden devam edelim:
 
    " ..Sözcükler, uydurulmuş ve anlam kazandırılmış seslerdir. Ancak, toplum bu işi kendi dilinin kurallarınca ve kendine uygun bir biçimde yapar. Örneğin, Alaiye'ye Alanya, hüriye'ye hürü deyiverir. Alaiye Türkçe değil ama Alanya Türkçe'dir. Hüriye Türkçe değildir ama hürü Türkçe'dir. Dolayısıyla, kökeni ne olursa olsun, toplumun yontarak ve yoğurarak kendi diline kazandırdığı adları, canımız öyle istedi diye silkip atmamalıyız.
 
    Bir bakıyorsunuz köylerin adları değişiyor, mahallelerin adları değişiyor, dağların derelerin adları değişiyor, yolların yolakların adları değişiyor, parkların adları değişiyor, okulların hastanelerin adları değişiyor. Sayın belediye başkanları adam gibi yeni bir park yapıp da yeni ve gönlündeki adı koyacağına yüzsüz hırsız gibi muhalif eski başkanın var olan bir parka koyduğu adı değiştiriveriyor ve kendi istediği adı koyuyor. Bir koca güldürü destanıdır bu olup bitenler. Ne yazık ki hepsi de gözümüzün önünde oluyor. Aptal yerine konuyoruz ve bu yapanlara  da aldırmadan aptal aptal bakıyoruz. Hatta başkan bizdense yüzsüzce de alkışlıyoruz.
 
    Diğer yandan, değiştirilen köy adları konusunda Türklük hakkındaki bilgi yetersizliğinden kaynaklanan ciddi yanlışlıklar da yapılmaktadır. Anadolu'daki Türk varlığının derinliği ve yoğunluğunun tarihi kanıtları olan özbeöz Türkçe köy adları da yabancı kökenli zannedilerek değiştirilmektedir.
 
    Örneğin Tiyanşan'da bir Türk köyü adı olan Adıyaman'ın merkeze bağlı Kartı köyünün adı Ağaçkonak olarak değiştiriliyor. Bunun gibi Burdur'daki Oğuzhan köyünün adı Bucak, Tefenni'deki Yüreğir köyünün adı Yeşilköy, Gölhisar'daki Bayındır ve Tarsus'taki Manas köylerinin adları Beylice, adını Göktürk kitabelerinden Tünges dağından alan Artvin-Yusufeli'nin köyünün adı Yukarıyamaç olarak değiştiriliyor.
 
    Bu konuda çok sayıda örnek verilebilir. İlginç olduğu için Güneydoğu'dan da bir iki örnek vermek istiyorum. Örneğin Tunceli-Çemişkezek'te Türkkaravenk köyünün adı Aşağıbudak, Diyarbakır-Bismil'de Türkdarlı ( Türkyurdu) köyünün adı Aşağıdarlı, Ağrı-Eleşkirt'te Türkali köyünün adı Dikendere, Mardin'de Reyhaniye köyünün adı Fesleğen olarak değiştirilmiştir.
 
    Böyle akıllara sağlık uygulamalarla kendi geçmişimizden mi utanıyoruz ya da böyle yapmakla küçüklüğümüzün farkına varmadan kendi geçmişimizden intikam mı alıyoruz acaba diye düşünüyorum.
 
    Yarpız ya da Afşin özelinde  söz buraya kadar gelmişken, kişi adlandırmaları ile ilgili olarak da bir ortaokul anımı paylaşmak isterim.
    Ortaokulda çalışkan bir öğrenciydim. Öğretmenlerimle ilişkilerim iyi idi ve beni seviyorlardı. Ben de onları seviyordum. Ancak Türkçe öğretmenlerimin yeri başkaydı. Mümtaz öğretmen de bunlardan biriydi.
 
    Bir gün Mümtaz Öğretmen sınıfta, öğrencilerini daha yakından tanımak düşüncesiyle olsa gerek, ailelerimizdeki okuryazar kişilerle ilgili bir soru sordu. Ben de abim ve babamın okuryazar olduklarını ve her ikisinin de hem Yeni Türkçe ve hem de Eski Türkçe'yi bildiklerini övünerek söyledim.
 
    Her zaman oldukça sakin ve yumuşak huylu olan Mümtaz Öğretmen kızdı. Belki boş bir kuruntu ile söylüyorum ama bana öyle gelmişti ki beni de üzmemeye çalışarak sözü " Sizin suçunuz yok.  Size böyle öğretiyorlar. Ama ben bir daha böyle duymak istemiyorum" diye bağladı.
 
    Mümtaz Öğretmen, Eski Türkçe dememe öfkelenmişti. " Ne demek Eski Türkçe" dedi. " Yani Uygurca mı, Göktürkçe mi ya da başka bir Türkçe alfabe  mi biliyor abinizle babanız? Elbette hayır. Sizin demek istediğiniz bu değildir. Siz abinizin ve babanızın Arapça okuyup yazabildiğini söylemek istiyorsunuz" diye ekledi.
 
    Öğretmenimin o günkü tepkisinden bu günkü gibi daha ileri adamlar çıkarabilecek  durumda değildim. Üstelik öğretmenimin kızmasına neden olduğum için  de biraz burulmuştum. Buna rağmen, bize ait olmayan bir alfabenin bizimmiş gibi bize benimsetilmiş olmasına karşı gösterilen bu tepkiyi haklı bulmuştum. Hoşuma gitmişti. Çünkü ilkokulda Rifat Öğretmen biz öğrencilerinin ulusal duyarlılığımızı beslemiş, büyütmüş ve geliştirmişti. Bu nedenle, Arapça'ya karşı zaten tepkiliydim.
 
    Bu tepkimin diğer etkili kahramanı da babamdı. Ben 1950 ve 1954 genel seçimlerini yaşamıştım. Babam CHP'li idi. Her iki seçimde de partisi ağır yenilgiler almış, seçimleri kaybetmiş ve çok da üzülmüştü. Köyümüzde de ( Ericek) ancak üç beş kişi kadar kalmışlardı. Arkadaşlarım seçim zamanları, birlikte oynarken ya da hayvan otlatırken bir araya geldiğimizde herkesin fes giyeceğini, yazı da Eski Türkçe'ye dönüleceğini, Halk Partisi'ne oy verenlerin gavur olduğunu ve cehenneme gideceklerini konuşurlardı. Bu yüzden arkadaşlarımla kavgalara tutuştuğumuzu bile anımsarım."  ( www.osmangokce.com)
 
    Netice olarak
    Osman hocanın ifade ettiği gibi, maalesef, günümüz Türkiye'sinde, aile içerisinde, kahvelerde, çay ocaklarında, arkadaş meclislerinde ve hatta camilerimiz de bile, " Eski Türkçe" " Yeni Türkçe" " Eski Yazı" " Yeni Yazı" tabirleri, isimleri kullanılmaktadır!..
    Böyle bir yaklaşım,  anlatım, ifade, konuşmalar, sözler, eski yazının, eski Türkçe'nin ne demek olduğunu bilmemekten kaynaklanmaktadır.
    Afşin'li ( Yarpız) Mümtaz hoca kimdir, kim değildir, İnşaallah!.. 2016 yaz tatilimde, İlçem Afşin'da tanımaya çalışacağım!.. Mümtaz hoca gibi, emektar, yüzlerce öğrenci yetiştirmiş Sami Dikici hocanın da, eski sağlığına kavuşması , hali hazır yaşamış olduğu  illetten kurtulmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.. Üçüncü bölümde aynı konu yazımla buluşmak üzere!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık