Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

AHİRETİMİZİ NASIL MAMUR EDEBİLİRİZ?

DÜNYAMIZI MAMUR ETMEDEN, AHİRETİMİZİ NASIL MAMUR EDEBİLİRİZ?

"  Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler." ( Bakara sûresi, âyet 201)

" ( Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde , " Hayır (indirdi) derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!." ( Nahl sûresi, âyet 30 )

Nahl sûresi, ayet 30'a kısa bir yorum yapalım:

Müfessirlerin nakline göre,hac mevsiminde Arap boyları Mekke'ye heyetler göndererek Resulullah (sav) hakkında bilgi toplarlardı. Bir heyet yetkilisi geldiği zaman müşrikler ona mani olmak istemiş ve dönmesini emretmişlerdi.

Ayrıca, " Onunla görüşmemen senin için daha hayırlı olur" demişlerdi. O da " Eğer ben Muhammed hakkında bilgi almadan kavmime dönersem çok kötü bir temsilci olurum" demiş.

Allah Resûlü'nün arkadaşlarına onun durumunu sormuştu. Onlar da, " O bize hayır getirmiştir" diye karşılık vermişlerdi. Ayet bu olaya değinmektedir.

" Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala buna aklınız ermeyecek mi?" ( Kasas sûresi, âyet 60 )

Tüm bu ve daha başka muhteşem ayeti kerimelerden anlıyoruz ki, üzerinde ve içinde var olduğumuz dünyamızı mamur etmeden, ahiret hayatımızı mamur etmemiz, düz gün bir şekilde yüce Allah'ın huzuruna çıkmamız mümkün değildir!..

" Genellikle dünyaya, iktidara ve hayatın aldatıcılıklarına karşı mesafe bilincinin sembolü olarak Hz. İsa efendimiz; yüzü dünyaya dönük olmak, hayatın meseleleri içerisine  gark olmak, hayatın çeşitli alanlarında dinin değer ve hükümlerini hakim kılmak gibi hususların sembolü olarak da Hz. Musa efendimiz gösterilir.

Hz. Peygamber'in ise bu ikisinin bir sentezi ( altın denge) olduğu ifade edilir. Hz. Musa hukuk, kanun ve şeriatı, Hz. İsa ise merhamet'i sembolize eder.

Hz. Peygamber ise bu ikisinin sentezi olarak " merhametli adalet"i sembolize eder. İşte bu gibi benzetmelerden hareketle, İslam'ın Hz. İsa'dan Hz. Muhammed'e doğru bir gidiş; zühd, sofuluk; ruhbanlık ve tasavvufun ise Hz. Muhammed'den (as) Hz. İsa'ya doğru bir geri dönüş olduğundan bahsedilir.

Dünya-ahiret dengesi, dinler içerisinde İslam'ı ayrıcalıklı kılan başlı başına muazzam bir ilke olmakla beraber, önemli olan bu ilkenin Müslümanlarca ne ölçüde hayata geçirilebildiğidir.

Nitekim on dört asırdan beridir Müslümanlar Kur'an'ı okuyabildikleri halde, dünya-ahiret dengesini tesis etmekte her zaman başarılı oldukları söylenemez.

İslam tarihinde zaman zaman ahiret lehine dengenin bozulmasına yol açacak şekilde birtakım zühd  ve tasavvuf hareketleri, mistik akımlar, Hristiyanlıktaki ruhbanlığı andıran uygulamalar, dünyaya karşı sergilenen kayıtsızlıklar, bazen dünyaya düşmanlık noktasına varan aşırılıklar görülmüştür, günümüzde de bu gibi durumlarla karşılaşmak mümkündür.

Elbette bu tefrit durumunun ortaya çıkmasının sebepleri arasında, fetihler ve yükseliş dönemlerinde İslam toplumunda zenginliğin artması sonucunda, bu defa dengenin ahiret aleyhine bozulması anlamına gelen bir " dünyevileşme" sürecinin yaşanmış olmasını da, bir ifrat durumu olarak görmek gerekir." ( Ahir Zaman İlmihali, H. Kırbaşoğlu, sayf. 243-244)

Hal böyle iken, öncelikle dünyanın mamur edilmesi, takva ile dop dolu hale getirilmesi lazımdır!.. Allah korkusu, öylesine, toplumu sarmalı ki, fertler huzur bulsun, yetimlerin, öksüzlerin, dulların, kimsesizlerin feryadı duyulmasın!..

Yoksa, ahiretin mamur olması nasıl mümkün olacaktır?.. Cami kürsülerinde, minberlerinde, mihrablarında sürekli ahiretten bahsedilmekte, oradaki hal ve ahvalden, sorgunun, sualin zorluğundan anlatılmaktadır!..

Ama, dünyanın mamur edilmesinden, iyi kulluktan, ahiretin dünyada kazanıldığından çok az söz edilmektedir!.. Oysa, ahirete azık hazırlama yeri dünya, kazanılan , hazırlanan sevap ve günah yerleri de yine dünyadır!

Demek ki, dünya hayatının Allah'ın emri üzere yaşanması, kullukta abeslik bulunmaması lazımdır!.. Yalan, riya, hurafe, bid'at, haram, fuhuş, riba, rüşvet ve benzeri her türlü haramın semtine bile uğramamak, kulluk görevinin Allah'ın  emirleri  ile doldurulması gerekir.

Netice olarak;

Ahiret hayatını, hikayelere, hurilere, gılmanlara, " Şu kadar huri düşecek" anlatımlarına boğmamak lazımdır.

Sanki, orası, bir evlilik yurdu, zevk çıkarma, keyif alma alemidir!.. Hem de, beynimizin içerisine yerleşmiş bulunan ekseri hayali şekilleri, rahat ve rehavetler yeridir..

Dünyadan ahirete ne götürüldü, ne kazanıldı, ne kadar Allah' a kulluk yapıldı, artılar, eksiler, sevaplar, cürümler, günahlar nedir, ne değildir bunun oraya taşınması söz konusudur.

Yoksa, bir kısım mistik ve sufi insanların yapmış oldukları gibi, şeyhin emrini yerine getir, tembih etmiş olduğu tesbihatı uygula, sonra da cennete girmeye hak kazan!..

Şayet, ahirette bir takıntın olursa, ayakların azap karşısında kayarsa, senin imdadına şeyh efendi yetişir, pir efendi seni o zorluktan kurtaracaktır!.. Niye gam çekmeli ki?..

Yok böyle bir inanç sistemi, Kur'an'da bulunamaz böyle bir saçmalık!.. Ahiretin mamur edilmesi için, dünyada yaşar iken, fedakar, feragat sahibi olmalı, her mümin kendini Allah yoluna feda etmelidir!..

Cihad eri olmalı, düşenin, düşkünün, garibin, gurebanın, miskinin elinden tutmalı, nerede bir haksızlık görürse, Allah rızası için, fisebilillah için müdahale etmelidir.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık