Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Akif ve Kur'ani Düşünceleri

 VEFATININ 79 NCU YILINDA MEHMED AKİF VE KUR'ÂNÎ DÜŞÜNCELERİ!... -3-
 
 
    " Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
       Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem..
                                            ....
       Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
       Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
                                            ....
       Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, 
       Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim." 
 
    Bu gün, 27 Aralık 2015 'dir.. Yani, büyük usta, Kur'an mücahidi ve eri, kahır insan, millet ve Kur'an dertlisi, kendisini milletine, milletin derdine adamış olan Akif'in vefatının 79 ncu yıl dönümüdür!..
 
    Vefatının 79 ncu yılında, onu saygı ile, rahmetle, Fatihalarla anar, makamının cennet, arkadaşlarının sahabe-i kiram olmasını niyaz ederim.
 
    Akif; tarihinin en çetrefilli, en çetin, en zor zamanlarında yaşamış, kısmen taltif edilirken, ekseriya gadre maruz kalmış, suçlanmış, fakirliği, garibanlığı, ızdırabı, çileyi yaşamış bir alim ve Kur'an adamıdır!..
 
    Onun derdi, sıkıntısı, çekmiş olduğu ızdırap şahsi, nefsi olmayıp, milletinin geri kalmışlığı, biçareliği, serhadlerde yığın yığın ölümleri, Kur'an'ı anlayamadığı, sahabe hayatından uzak yaşamış olduğudur!..
 
    Bu günde öyledir!.. İnsanlarımız da, kör kadercilik, bilmeden kadere teslim oluş, cebriyecilik, yanlış tevekkül düşüncesi, tüm suçu Allah'a yükleme, " Allah, böyle yapmış " diyerek kendilerini temize çıkarma saplantısıdır!.. İsterseniz, onun devrinden bir anekdot arzedeyim:
 
    Günümüzde, meşhur İlahiyat Profesörü S. Mehmet Hatipoğlu'nun bir anısı.. Babası Hatip hocanın yaşamış olduğu bir kirli ve kötü dönem!..  Akif'te aynısını yaşamış, hiç bir zaman Kur'an alanında istediğini bulamamıştır!..
 
    " Merhum Hatip hoca, sürekli meşguliyeti  sebebiyle çocuklarının öğretimine vakit ayıramaz, ikiz kardeşi Ahmed'le birlikte Mehmed'i, tanıdığı bir mahalle hocasına gönderir.
 
    Kur'an okumayı, rahmetli Hafız Ömer Efendi'den öğrenirler. " Kardeşim Ahmed'le birlikte, Kur'an'ı Kerimleri koltuğumuzun altına gizler; hocaya giderdik" diyor ve devam ediyor Hatipoğlu Hoca;
 
    " Kur'an'ı yağmurdan mı gizliyordunuz, diyeceksiniz. Hayır, o yıllarda Kur'ân okumak, okutmak yasak; ihbar edilmekten korkuyorduk. Ezanlar Türkçe okunuyordu. Biraderim Ahmed'le birlikte minarelere çıkıp " Tanrı uludur" diye çok ezan okuduğumuzu hatırlıyorum.
 
    Hatta bizim oralarda şöyle bir söz vardır; " Tanrı uludur, o kadar uludur ki, herkesi ulutur". 1950'lere gelinceye kadar, dini hayat böyle yasaklı, kısıtlı idi." ( musabagci.tr.)
 
    İşte, Akif merhum da böyle hengameleri yaşamış, hatta çekmiş olduğu, duyduğu üzüntüden dolayı, vatanını terkederek, Mısır'a gitmiştir.
    El, gün, el alem, aya, fezaya, uzaya giderken, bizim millet; şapka ile, fes ile, şalvar ile, sakal ile, sarık ile, Kur'an okudun ile yılları, zamanları tüketmiştir!.. Oysa, ünlü bilgin Cahız'ın dediği gibi:
 
    "  Geçmişe körü körüne teslim olmak . taassub, heva ve heves sahibi olmaya yöneltir. Atalara uymak, insanların aklını esir alır, insanları körleştirir, sağırlaştırır. Bu yüzden dini, nazar ve araştırma yolu ile öğrenmek gerekmektedir."
 
    Akif merhumun, yanlış tevekkül anlayışına karşı çıkması, kabul etmemesi bunun gibidir: " Tevekkül, toplumda yaygın anlayışa göre kişinin görev ve sorumluluğunu Allah'a fatura ederek tembellik, miskinlik ve uyuşukluk yapması değil, bilakis Kur'an'a göre insanın herhangi bir konuda kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdikten sonra akabinde ortaya çıkabilecek engellerin bertaraf edilmesi için Allah'a güvenmek ve dayanmaktır."
 
    İslam; yenilikçi, çağdaş, ilerici, hamleci,atılgan, medeniyetçi bir dindir. Öylesi, mutaassıplık, muhafazakarlık, tesbih çevirme, şekilcilik, kılık kıyafetle uğraşma, hatta bu konularda Kur'an'da kat'iyyen bir işaret, bir ikaz, bir uyarı bulunmamaktadır!..  Çünkü;
 
    " İlk Müslümanlar, her türlü zorluğa rağmen hızlı bir değişim süreci yaşamşlardır. Zihniyet ve yaşayış itibariyle değişmişler, kendilerini yenilemişler; örnek ve temiz insanlar topluluğu olarak başkalarına model olmuşlar ve etki etmişler, beşeriyet tarihinde de büyük değişiklikler gerçekleştirmişlerdir. Yani hem değişmişler hem de değiştirmişlerdir.
 
    Bununla ilintili olarak Müslümanlar iki İslâmî zihniyet ve kimliğe sahip olmuşlar, iki İslâmî merhale ve süreç yaşamışlardır:
    Birincisi " özgün İslâm-münzel İslâm-zihniyet ve kimliği"; ikincisi ise" ananevî İslâm,-müevvel İslâm/İslâmîleşmiş-zihniyet ve kimliği"dir.
 
    Taklitçilik ve teslimiyetçilik telakkilerinin egemen olduğu bu dönemde Müslümanlar, düşünen, araştıran ve üreten insan olma vasıflarından önemli ölçüde uzaklaşmışlar; fakihler, mezhep imamları, sûfîler ve ıslahatçıları kutsallaştırıp mutlak otorite niteliğine sokmuşlar, fikirlerine sığınıp bağlanarak yaşamışlar; neticede tüketici, tembel ve miras yedi kimseler durumuna gelmişlerdir.
 
    İslamiyet de temel değerlerinin bir çoğundan soyutlanmış bir ananeler dini haline getirilmiştir. Bazı çevreler bu gelişmeleri, dinde yenilik ve değişim olgusu sayarken, bazısı da bunu, İslâmî değerlerin akide, ibadet ve muamelat alanlarında tırpanlanması  veya ataerkil din anlayışı ve egemen yapının beklentileri doğrultusunda değişime zorlanması, ya da dinin indirgenmesi olarak görmüşlerdir.
 
    Mesih-Mehdi inanışlarının akide haline haline gelmesi, bazı ibadetlerin ihdas edilmesi, bazı ibâdetlerin, cihadın ve Cuma namazının sadece erkeklere tahsisi, zina konusunda  erkek-kadın ayırımı, Din'de değişim ve indirgemeciliğe örnek teşkil eden konulardandır." ( İslam ve Değişim, Sabri Hizmetli) 
 
    Netice olarak;
    İşte, Akif'i anlamak için, bu mevzularda ileri hamleler, ileri davranışlar sergilemek lazımdır!.. Yoksa, belli zamanlar da,. tören ve merasimlerde bir " İstiklal Marşı" terennüm ederek, onun hatırasını, onun eserini yaşattığımız bizleri kandırmaktan öte gitmemektedir!..
 
    Tabii ki, " İstiklal Marşı" mız, dillerden, gönüllerden düşmeyecektir!.. Evde, işde, fabrikada, okulda, kışlada, üniversite de, sokakta, caddede, meydanda söylenmelidir!.. Hem de, gürül gürül!..
 
    Bilhassa, son günlerde, görmüş oluyoruz ki, bayrağımıza düşman, istiklalimize hasım, İstiklal Marşımıza husumet besleyen, kem gözle bakan cüceler, çömezler, küçük beyinler içimizde cirit atmaktadırlar!..
 
    Tüm o baykuşların inadına, inadına " İstiklal Marşı"mızı beyinlerini patlatırcasına söyleyeceğiz!.. Bayrağımız, onunla birlikte gönderde süzülecek, şerha şerha dalgalanack, kem gözler, iblis bakışlar, daima ondan tedirgin olacaklardır!.. Dolayısıyla;
    Merhum Akif'imizi, 79 ncu vefat yıl dönümünde bir kere daha rahmetle anar, onun ruhuna Fatihalar, Yasin'lar, Kur'an'lar, Dua'lar gönderir, makamının cennet, yoldaşlarının Enbiyalar ve Resulullah (sav) olmasını temenni ederim.  Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık