Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Aklın İlkelerine Aykırı Bir Şey

  KUR'AN'DAKİ MUCİZELER: AKLIN İLKELERİNE AYKIRI BİR ŞEY, KUR'AN'A DA AYKIRIDIR!..
 
     " Her insanın amelini ( veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız."
    " Kitabını oku! Bu gün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter." ( İsrâ Sûresi, âyet 14 )
    Ayeti kerimenin kısaca tahlili şöyledir:
    Üzerinde yaşamış olduğumuz dünyada, gerek çevrenin olumsuz şartları, gerekse insanın bir çok kötü arzu ve ihtirasları, onun kalp ve basîretini  bağlayabilmekte, iyilik ve kötülükleri görmesini önleyebilmektedir.
    Buna karşılık, yukarıda zikredilen âyete göre, ahirette insan söz konusu olumsuz ve menfi âmillerden kurtulacağı için kendi hesabını bizzat kendisi yapacak, dünyadaki amellerinin değeri hakkında hüküm verecek ve kendisini ibrâ veya mahkûm edecek bir ruh olgunluğuna ulaşacaktır.
    Bu kısa girişten sonra ana mevzuya başlayacak olursak, şunu ifade etmek yerinde olacaktır!.. Aklın ilkeleri veya Kur'an'ın ilkeleri birbirlerine zıt, tenakuz, çelişki meydana getiren unsurlar değildir!.. Bir hükmü, akıl kabul ediyorsa, mantıklı buluyorsa, aklın kabul ettiği bu şeyi Kur'an'ın reddetmesi mümkün değildir!. Yeter ki, aklı, iyilikte, hayırda, faydalı işte, toplum menfaatinde kullanalım!..Şimdi, şu alıntımız bu sözlerimizi yeterince tamamlayacaktır!..
    " Aslında en zor kısmı da bu kesim: Zira daha yekpare olması gerekirken, daha dağınık! Bir ve beraber olması gerekirken ayrı gayrı! Birlik, beraberlik içinde olması gerekirken, tefrika içinde! Kardeşlik/uhuvvetle hareket etmesi gerekirken, kavga, nizaa, kargaşa ve karmaşa içinde!
    İtidal, iktisat üzre olması gerekirken ifrat tefrit içinde! Kitaba uyması gerekirken kitabına uydurmuş halde! Kitabın tamamına sarılması gerekirken, onu parça parça kılmış, bir kısmını alır, diğerini ardına atar olmuş durumda!
    Kitapla kurtulmak hakikatine rağmen kitabı kurtarmak vehmine kapılmış; onu sarıp sarmalamış, üstünü örtmüş durumda! Son elçiyi, elçiliği örnek alacağına türedi varisler edinip nereye sürüklendiğinin farkında olmadan, sorgusuz sualsiz, peşin bir kabulle peşlerine takılmış vaziyette!
    Gerçeklerin yerini algılar almış! İletilen sahih dinin yerine üretilen zanlar yerleştirilmiş! Eklemecilik ve eksiltmecilik yol olmuş! Kulluk el hakk olan Allah'tan sahte ilah ve rablere tevdi edilmiş! İctihad kapısı kapatılmış (!), düşünce dumura uğratılmış, akıl emanete verilmiş halde!
    Gelenekçilik her şeyin üstünü sarıp sarmalamış, üretileni muhafazaya soyunmuş, akletmeyi kerih görür, gösterir olmuştur! Her tarafı mezhepçilik/meşrepçilik kuşatmış, dahası belli başlıcaları ile donuklaştırılıp mezhep/yol ihtimali de kapatılmıştır! Bir tarafı ' saltanat' , bir tarafı ' imamet' teorileri hakikatten kopartmıştır! Tevekkül ve kadercilik hastalığı, sorumlulukları unutturmuştur! Ne sabite kalmış, ne de değişkenlerle ilgili endişe!
    Ne eleştiri var, ne istişare! Ne muhabbet kalmış, ne hoşgörü! Kullar kendi hesaplarını unutmuş, karşısındakinin hesabını tutar olmuş! İyiliği başkalarına emrederken kendimiz unutulur olmuş! Neme lazımcılık, ' bana ne' ' beni ilgilendirmez' umursamazlığı yaygınlaşmış! İnsanların umuru umursanmaz olmuş! Ahiret ertelenir, dünya ve dünyadakiler öncelenir olmuş!
    Yarış mecrasından çıkarılmış, kolay, ucuz ve geçici olanların peşinden koşmaya indirgenmiş! Ne empati kalmış, ne sempati! ' Miş' gibi yaşamak yol olmuş! Kulluk süreci, mükellefiyet/sorumluluk meşguliyetlerden her hangi biri derekesine indirilmiş! Mazeretler çoğaltılmış, çokluk yarışı istikameti kaybettirmiş!
    Allah telakkisi, ahiret bilinci, peygamber tasavvuru, din bilgisi ters yüz edilmiş! Takva bilinci, mücahede şuuru yitirilmiş! Samimiyet, Allah eri olmak, adanmışlık, fedakârlık olguları unutturulmuş! Sahih kaynakla irtibat kesilmiş, başka yapay kaynaklar icat edilmiş! Bilgi ile imanın, iman ile amelin arası ayrılmış! Salih amel yükümlülüğü ritüellere indirgenmiş!
    İbadet olgusu adetlere, alışkanlıklara bırakılmış; adetler ibadetleştirilmiş! Ne kendini tanımak kalmış; ne ötekini, ne berikin! ' Sömürü ne, sömürüye müsait olmak ne' anlamını yitirmiş! Düşünsel safiyet, kavramlarla doğru irtibat endişesi kalmamış! Zındıklık ve /veya saflık ürünü uydurmacılık, Yahudilik ve Hristiyanlık kaynaklı rivayetler hiç bir elemine çabasına baş vurulmadan olduğu gibi alınır, savunulur olmuş!
    Hadis ve sünnet algısı yanlış kurgulanmış; ravi ile uğraşmaktan , metnin ne dediğine, Kur'an'la uyumuna bakılmaz olmuş! 'İyilik' olgusunda geridekine, ' dünyalık yarışında' öndekine bakılır olmuş! Yaratılış gayesi ve imtihan olgusu hakikatleri unutulmuş! Netlik, nitelik kaygısı unutulmuş; çokluk peşinde savrulmak çare zannedilir olmuş!
    Şeytanın varlığı günah işlemek için mazeret sayılmış! ' Nereden geldik', ' nereye gidiyoruz' sualleri terk edilmiş! ' Din' nedir, ' benden ne istiyor' neleri yasaklıyor', 'hayatımın neresinde ve ne kadar' arayışları bırakılmış!
    ' Hikmet, sözün en güzelini hatırlatma, en güzel yöntemle mücadele etme' vazifeleri arkaya atılmış! İbadetle siyasetin arası ayrılmış! İnsanlar arası ve varlıklarla ilişki kesilmiş! ' Ama', ' murad' sorgulama yapılmaz olmuş! Türedi ve amaçla uygun olmayan, Allah'ın rızasının dışında arayışları içeren, eklektik, reaksiyoner, pazarlıkçı, tavizci yol ve yöntemler benimsenir olmuş!.." ( iktibasdergisi.com. M. Bozaci)
    Yani, ne tarafa dönmüş olsak, neyi elimize alacak olsak, bir sakatlıkla, bir yanlışla karşı karşıya bulunduğumuz malumdur:. Niçin böyledir? Müslümanlar olarak, ' kör kadercilik' içiresinde boğuşup durduğumuz içindir. Kur'an, yükseklerde tutulurken, elimize alıp incelenme, tefekkür etme, tezekkür ve tedebbür uğraşıları yapılmazken, olacağı böyle idi ve böyle  olmuş ve olmaktadır!..
    Netice olarak;
    Aklın ilkelerini Kur'an'a taşımak, onunla uyum sağlar hale getirmek, Müslümanın en büyük görevi olmalıdır!.. Aklı, Kur'an'ın emrine vermezsek, Kur'an'ı akılla arkadaş yapmazsak, yanlış tevekkül, kör kadercilik, atalet, tembellik, miskinlik, düşüncesizlik, düşünceyi hapsetme dün olduğu gibi bu günde devam edecektir!..
    Yeni neslimiz, düne göre, daha atik, daha atılgan, daha dinamik, aksiyoner davranmadıkça, böylesi kör gidişattan kurtulmamız mümkün olmayacaktır!..
    Bendeniz, Ebu Hanife mezhebine mensup biri olarak diyorum ki, Ebu Hanife (ra)'in ictihadları, düşünceleri, yorumları hep zamanında kalmıştır. Onun içindir ki, yeni yeni Ebu Hanifeler yetiştirmek, başta gelen şiarımız olmalıdır!..
    Diğer taraftan, alemi İslam, aklî ve Kur'anî hareket etmediği için, perişan, sefil ve rezil bir halde yaşamaktadır!.. Böylesi bir çirkinlikten kurtulması için de, yine yanlış kader algısını reddedip, akla ve Kur'an'a yönelip, onun yüce düsturları doğrultusunda idame-i hayat etmesi başta gelen görevidir.
    Her türlü çekişme, didişme, senlik ve benlik, mezhepsel kavgalar, pircilik, kerametçilik, el alma, şeyhe bağlanma, Kur'an'a nazire olacak şekilde yeni yeni din peydah etmeleri bilmemiz, ona göre tedbir almamız gerekmektedir.
    Rabbimiz!.. Dünya Müslümanlarına, akıl, Kur'ani şuur nasip eylesin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık