ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Alevilik Sünnilik Meselesi
MİLLETİMİZ; 1200 YILDAN BERİ KERBELA'YA AĞLAMAKTADIR  VEYA ALEVİLİK-SÜNNİLİK MES'ELESİ!.. -1-
 
 
    " Onlara, " Allah'ın indirdiğine ve Resul'e gelin" denildiği vakit, " Babalarımızı üzerinde bulduğumuz ( yol) bize yeter" derler. Ataları hiç bir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde  bulunmuyor iseler de mi?" ( Mâide sûresi, âyet 104 )
    Başlıkta belirtildiği üzere, yazım bir kaç gün devam edecektir!.. Çünkü, millet ve ümmet olarak, Alevilik-Sünnilik kâbusunu,  kaosunu taa iliklerimize kadar yaşamaktayız. Hem de, öne sürülen iddialar, isnadlar, kitleler birbirlerini " Müslüman değildir" " yemeği yenmez, kızıyla evlenilmez" derecesinde suçlamalardır. Kimse, kimseyi anlamıyor, dinlemiyor, birliktelik konuşulmuyor, dayanışma, tesanüd, fikir birliğine varma kat'iyyen ön görülmüyen  bir durumdur. Bir şiirimde belirttiğim gibi:
    Birlik-beraberliği korumak gerek!..
    " Etnik farklılıklar, mes'ele olamaz,
       Bu yolda ser vermeyen, huzur bulamaz,
       Kavgadan ve kıtalden cennet bulamaz,
       Birlik-beraberliği korumak gerek.
                             x
       Özdemir tahammülsüz, ayrılıklara,
       Bir ömür cihad yap, gayrılıklara,
       Izdırap ve göz yaşı, sayrılıklara,
       Birlik-beraberliği, korumak gerek!.." (Ş. Özdemir)
    Ne acı ki, millet olarak, 1200 yıldan beri Kerbela acısına ağlamakta, bağrımızı dövmekte,Muharrem aylarında kendimizden geçmekte, sair vakitlerde de anıldığı, akla düştüğü zaman  ah çekmekten, feryat-figan etmekten şuur ve irademizi zaptı rapt altına alamıyoruz!..
    Oysa, Kerbela vak'asının, meydana gelişinin, Hz. Hüseyin (ra)'ın; milletimizle, millet içerisinde bir realite olan Alevilikle, Sünnilikle bir ilgisi, ilintisi bulunmamaktadır!.. Buna rağmen, sanki, bu facia ülkemiz içerisinde olmuşçasına, yaşanmışçasına, millet fertlerinin Alevilik-Sünnilik kamplarına bölünmeleri, birbirlerini kabul etmemeleri, anlamamaları tarihi, dini, imani, vicdanı bir sorumluluktur.  Şu alıntımı birlikte teati  edelim:
    " Hemen her toplumun belleğine kazınmış olan acıları vardır. Bunların, çekilen acıların sembolü haline getirilerek, yeni acıların yaşanmaması konusunda uyarıcı nitelik taşıması için, bir tür toplumsal korunma/hayatta kalabilme iç güdüsü ile gelecek nesillere abartılarak/mitleştirilerek aktarılmış olması mümkündür.
    İnsanoğlu her zaman yaşadığı acıları paylaşma eğilimindedir. Belki de bu yüzden insanlık tarihinde acıların izleri kalıcı hale gelmiştir. Belki de, intikam duygusu, gelecek nesillere aktarılarak da olsa, bir şekilde tatmin edilme bekleyecek kadar güçlüdür.
    İntikam söz konusu olunca, abartı ister istemez varlığını hissettirmektedir. Acaba, yaşadıklarımızı anlatırken, ya da yazarken ne kadar gerçeği yansıtabiliyoruz? Acaba, neler yaşadığımızın ne kadar bilincindeyiz? Etrafımızda olup bitenin ne kadar farkındayız?
    Her insanın güzellikleri, hoşuna giden şeyleri biraz daha güzelleştirerek anlatma eğilimi vardır. Olumsuzluklar konusunda ise, birbirinden farklı tutum ve tavırlar dikkat çekmektedir. Bazı acıları bırakın anlatmayı, hatırlamak bile insana acı verebilir. Burada, acıyı hafifletmenin yolu olarak, sembolik bir dil kullanmak düşünülebilir.
    Belki de " örselenme" denilebilecek olanlar bu türden olmalı. Bazı acıların etkisi de, anlatılarak ve paylaşılarak hafifletilebilir. Bazıları da, abartılı bir şekilde intikam duyguları ile beslenerek büyütülür. Acıların seçilmiş travmaya dönüştürülmesi, onların intikamının alınmasını garantilemek anlamına gelebilir.
    Çünkü daha sonraki kuşakların belleklerine kazınan acının, bir şekilde intikam duygularını diri tutması mümkündür. Bu yüzden seçilmiş örselenmelerin etkileri oldukça karmaşıktır." ( Hasan Onat)
    Evet, Alevisiyle, Sünnisiyle millet olarak Kerbela vak'ası ile bir alakamız bulunmamaktadır!.. Ama, Evlad_ı Resul'e karşı duymuş olduğumuz saygı, hürmet, ihtiram ve sevgi, saygı hislerimiz Hz. Hüseyin (ra) ve diğer evlad-ı Resul bağlılığımızı canlı ve diri tutmaktadır. 
    Ancak, tuhaf olan durum ve hal şudur ki, ülkemizde yaşayan aynı milletin çocukları olan Aleviler ve Sünniler niçin bir ve beraber değil, ayrı kulvarlarda yaşamaktadırlar?  Halbu ki, cem evine gitmekte olan Müslüman Aleviler camilere, camilere beş vakit gitmekte olan Sünni kesim Müslümanlar da Cem evlerine rahatlıkla gitmeli, birlik ve beraberlik içerisinde olmaları lazımdır!.. 
    Tabii ki, böylesi bir birlikteliği sağlayacak kesim, aydın, entelektüel, çağdaş, İlahiyatçılar, tüm din adamlarımızdır!.. Örneğin, Hünkar Hacı Bektaşi Veli, Sünni bir Müslümandır.. Beş vakit namazını kılan, zekatını veren, haccını eda eylemiş Sünni bir Müslüman!..
     Arzettiğim bu vasıflarını, bizlere bırakmış olduğu Makalat kitabını incelersek görmüş oluruz!..Horasan taraflarından hareketinden sonra, Kerbela makberesini ziyaret etmesi, Mekke ve Medine ziyaretlerinden sonra, Şam, Halep, Maraş ve Afşin Ashab-ı Kehf mekan ve makamında erbain çıkarması meşhurdur!.. 
    Daha sonra, Kayseri üzerinden bu günkü Hacıbektaş'a gelerek tebliğ, irşad, aydınlatma hizmetlerine devam etmesi unutulmayacak, destani bir vakıadır!.. Onun içindir ki;
    "İnsanların duygu, düşünce ve eylemlerinde etkin olan, kendi geçmişlerinden gelen, atalarının nesilden nesile aktardığı seçilmiş ve transfer edilmiş travmalar vardır. Bu tür travmalar, anakronizme olduğu kadar, toplumların tarih bilincinin tahrip edilmesine de yol açmaktadır.
    Seçilmiş, transfer edilmiş travmayla adeta özdeşleşen toplumlar, farkında olmadan mağdurların yanında yer alıp, onların çektikleri acıyı paylaşırken, o olayda etkin olan zalimleri de ebedi bir düşman olarak görmekte, kendi tarihlerini, mazlumların tarihine eklemlemektedir.  Türk tarihinde Yezid ve Muaviye adlarına hemen hiç rastlanılmaması, Kerbela'nın bütün Türkler için seçilmiş, transfer edilmiş travma niteliği  taşıdığının bir kanıtı olarak gösterilebilir.
    Alevi, tarihteki adıyla Kızılbaş Türkler'in bir kısmının, Türklükleriyle övünmelerine rağmen, kendilerinin " Seyyid" olduğunu, Hz. Peygamber'in soyundan geldiklerini iddia etmeleri, çok daha çarpıcı bir örnektir.
    Kerbela olayı, bütün Türkler için " seçilmiş ve transfer edilmiş travma/örselenme"niteliği taşımaktadır. Bu millet yaklaşık 1200 senedir Kerbela'ya ağlamaktadır. Seçilmiş travma/örselenme olarak Çaldıran, Kerbela'nın kar topu misali gittikçe büyümüş ve bütünüyle mitolojik hüviyete bürünmüş olan zemininde filizlenme imkanı bulmuştur. 
   Osmanlı'nın Kızılbaşlara yönelik politikaları sayesinde Kızılbaş Türkler, " seçilmiş örselenme" Çaldıran'ı büyülterek günümüze kadar taşımışlardır. Bu arada 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasını müteakip bazı Bektaşi Tekkeleri'nin kapatılması ve bazı Bektaşi babalarının idamı veya sürgün edilmesi, var olan travmanın üstüne bindirmiş ve sorunu daha da karmaşık hale getirmiştir.
    Belki de bu yüzden, hiç kimse Kerbela olayı gerçekleştiği zaman Türkler'in Müslüman olup olmadıklarını düşünmek ihtiyacı bile hissetmemektedir. Daha da ötesi, " Kerbela olayı olduğunda Türkler henüz Müslüman olmamıştı" denildiği zaman, bazı kimseler bu ifadeyi Hz. Hüseyin düşmanlığı, Ehl-i Beyt düşmanlığı olarak yorumlayabilmektedirler. Bize öyle geliyor ki, seçilmiş, transfer edilmiş travmanın oluşturduğu acı, zaman zaman, gerçeklerin acısını örtbas etmek için ilaç yerine geçmektedir." ( Hasan Onat)
    Netice olarak;
    1200 yıldan bu yana Hz. Hüseyin (ra) vak'asına ağlayan milletimiz, kendi aralarında, anlaşmalı, birleşmeli, dayanışmalıdırlar.  Çünkü, söz konusu, Kerbela olayı ile millet olarak bizim bir girdimiz, çıktımız bulunmamaktadır!.. 
    Tabii ki, Kerbela olayına acımız, üzüntümüz, hüzünlerimiz, ıstırabımız bitmeyecektir ve bitmemelidir. Ama, milletimizi, ayrı kulvarlara sürüklememeli, bu güzel duygular, ortak acı dolu  hislerimiz, millet olarak daha bir araya gelmemize, kardeş olmamıza, sevinçte, tasada bir olmamızı sağlamalıdır.
    Aksi halde, Kerbela olayı, bizde vuku bulmuş, Sünni kesim sebep olmuş gibi bir algı meydana gelirse, millet olarak bizim için bir mitolojik hadise olan Kerbela vak'ası, sanki Müslüman Türk milleti içerisinde olmuşcasına kahırlanmaların, küsgünlüklerin, ayrışmaların fitilini ateşleyecektir. 
    Hal böyle olunca, Kerbela olayına millet olarak üzülüyor, içten, derinden kahroluyoruz. Muaviye, Yezid ve sonraki Emevi krallarına karşı antipatimiz gittikçe alevlenmekte, bu alevlerin dumanları arşa doğru  yükselmektedir..
    Rabbim!.. Aziz milletimize, birlik ve beraberlik lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık