Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

ALLAH A ŞÜKRETMEK

" Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.

" ( Nisâ sûresi, âyet 147 ) Yüce İslam'ın samimi bağlıları yanında hemen her zaman, menfaat icabı inanmış görünen, vaziyeti kurtarmak için zahiren inanmışların yanında bulunan kimseler vardır; bunlara " münafıklar" denir Allah, dünyada değilse bile ahirette münafıkların sahte örtüsünü kaldıracak, namert kâfirler oldukları için onları cehennemin dibine koyacak, haklarında hiç bir şefaati kabul etmeyecektir Nisâ sûresi, 146 ncı âyet, münafıklıktan tevbe edip vaz geçenlerin üç vasfından bahsediyor ki bunlar aynı zamanda imandaki samimiyetin şart ve alâmetleridir: 1.

Yalnızca sözle yetinmeyip halini düzeltmek, 2 Allah'a ve O'nun Kur'an ve Sünnet'e tecelli eden iradesine sımsıkı bağlanmak, 3 Dinî yaşamını insanların rızası ve dünya menfaatleri için değil, yalnızca Allah rızası için yaşamak.

İşte bunlar samimi ve sağlam bir imanın tabiî sonuçlarıdır Allah'a şükretmek!.

" Şükür; iyilik yapanın iyiliğine karşı minnet duymak ve iyilik yapana saygı göstermek demektir Dini anlamda ise; Allah'ın bize ihsan ettiği nimetleri zaman-zaman hatırlayıp onları dile getirmek ve sonunda da tüm bu nimetleri veren Allah'a teşekkür etmektir Mesela Allah'ın verdiği evlatlarımızı, onların iyilik ve güzelliklerini dile getirdikten sonra; Allah bu gibi iyi evlatları herkese versin.

Yüce yaratımıza nihayetsiz şükürler olsun, gibi sözlerle Allah'a karşı olan minnetimizi dile getirmeliyiz İslam dini Allah'a karşı hamd, sena ve teşekkürü Müslümanlar için önemli görev olarak belirlemiştir Beş vakit namazda okuduğumuz fatiha suresi bu üç görevin hepsini birden ihtiva eder.

Allah'ın verdiği nimetlerin karşılığında bir başkasına minnet ve teşekkür borcumuz yoktur Çünkü bize ulaşan her türlü nimetin tek ve gerçek sahibi Allah'tır Sağlık, afiyet ve bunları değerlendirme fırsatını veren yine o'dur.

Çevremizde bulunan veya uzağımızda olan kimseler eliyle bize ulaşan her türlü iyiliğin kaynağı da yine Allah'tır Şayet Allah hakkımızda bir iyilik murat etmişse bu iyiliğin bize ulaşmasına hiç bir güç engel olamaz Allah bize bir zarar murat etmişse cihanın tüm güçleri bir araya gelse onu engelleyemezler.

Allah (cc) nimetlerini kullarına ulaştırırken, bunların bir kısmını doğrudan ihsan eder Bir kısmını ise bir takım vasıtalar aracılığı ile onlara kavuşmamızı sağlar Sağlıklı olmamızı Allah (cc)'ın ihsanına borçluyuz.

Şayet bir hastalığa yakalanırsak tedavi için bir doktorun müdahalesi gerekir Bu müdahale sonunda şayet şifaya kavuşursak, doktor vasıta olarak kabul edilir, şifayı veren ise Allah (cc)'tır Tüm bu durumlarda şükrümüz Allah (cc)'a olmalıdır.

Bu durum herhangi bir iyiliğin bize ulaşmasına sebep olanlara minnet duymamızı engellemez Bizler ne kadar şükredersek edelim Allah (cc)'ın bize karşı lütufkâr davranışının karşılığını ödememiz asla mümkün değildir Bir ömür dünya işlerimizi görmede kullandığımız elimizin karşılığı bedel olarak ne kadar meblağ gerektirir? Aynı şeyi diğer organlarımız için soralım.

Mesela gözleri iyi görmeyen bir insan çok iyi gören bir çift göz için bedel ödemesi gerekse ne kadar bir sürede bunun bedelini biriktirebilir? Sağlıklı bir mide için ödemeye hazır olduğumuz parayı bir düşünelim" ( Örnek Vaazlar3, M Sezgin, s.

371,372,373) Veya, kanserli bir hasta düşünelim! Tedavisiz, ilaçsız, çaresiz, ümitsiz bir şekilde ölümü, son nefesini beklemektedir.

Böylesi bir hasta şifaya kavuşmuş olsa, söz konusu tehlikeli hastalıktan kurtulmuş olsa neler vermez, neler yapmaz değil mi? Hiç çocuğu olmayan bir çift düşünün! Yıllardan beri her yeri gezmişler, çözüm aramışlar ama, bulamamışlar! Israrla, ümitle, inatla yalnız başlarına yaşamış oldukları evlerinde, bir çocuk sesine, cıvıltısına hasretlerini düşünün!.

İşte, böyle bir anda, tüm bu olumsuz tablo değişmiş olsa, bir çocukları dünyaya gelmiş olsa, onların dünyalarında neler değişmez değil mi? Yani, kul olarak, yaratılmış olarak, bedeni nimetler karşısında, soluklarımıza karşı, görmemize, duymamıza, yememize, tat almamıza, yürümemize, ayakta durmamıza, uyumamıza, dilenmemize, elimizin altında envaı eşit nimetlere karşı, evlad-ı iyalimize karşı, malımıza, mülkümüze karşı Allah'a ne kadar şükrediyor ve hamd'de bulunuyoruz? Bir çay ocağına oturduğumuzda, birinin çay ikramına karşı belki de on kere teşekkür ediyoruz!.

Lokantada birinin bir kap yemek ikramına yerlere eğilircesine ona temennada bulunuyor, teşekkür üstüne teşekkür, minnet üstüne minnet ediyoruz! Ama, yüce Allah'ın biz insanoğluna bahşetmiş olduğu, bunca nimetler karşısında, şükran borcunu ifade eden günde kaç defa şükür, kaç defa hamd kelimesini söylemektedir?.

Veya bunun karşılığı olarak güncel hayatta kaç kez secdeye kapanmaktadır? İnsan; tüm yaratılmışların içerisinde en şerefli, en yüksek mevkii işgal eden, tüm kainatın emrine müsahhar kılındığı bir varlıktır! Dünyada görülen tüm varlıklar, canlı, cansız her şey, akan sular, denizler, okyanuslar, deryalar, ovalar, çöller, dağlar, tepeler ve bitkiler, hayvanlar alemi ve her şey!.

Talihsizliğe bakınız ki, bu kadar çeşitli donanımla kuşatılmış insanoğlu, bazan öyle olmaktadır ki, emrindeki sürüngenler gibi, cansız varlıklar gibi, bir hiç mesabesine düşmekte, şükür etmeyi, hamdü senada bulunmayı unutmakta, yiyen, içen, boşaltan ve şehevî ihtiyaçlarını gideren basit hayvanlar durumuna düşmektedir Netice olarak; İnsan; dünyaya geliş, yaratılış gayesini iyice bilmeli, düşünmeli, düşünce sahibi , tefekkür dolu bir hayat yaşamalıdır!.

Düşünecek, düşünerek, çok çok Allah'a şükür secdesinde bulunmalı, hamdü sena kulluğunda bulunmalıdır!.

Yeryüzünde, hiç böbürlenmeye, gururlanmaya, ucub ve kibire mağlup olmaya , mala, mülke, paraya, pula, servete, kapitale esir olmaya, onlara kulluk etmeye hiç bir hakkı bulunmamaktadır! Sekülerleşme yani dünyevileşme yerine, dünyanın fani, insanın fani, her şeyin sonlu, yok olucu olduğuna inanarak, hayatı, yaşamı ahirete hazırlamalı, yaşarken öyle sayhalar, sesler, izler bırakmalı ki, öldükten sonra, herkes kendisinin iyi bir Allah kulu, iyi bir Muhammed bendesi olduğunu söylemelidir!.

Bendeniz, bu mevzuda, en çok sahabe-i kiramın civanmertliği, dünyaya kul olmayışı, infakı, isarı, yardımlaşması, dayanışması, sevmesi, sevgisi, birliği, beraberliği, üzerinde durur, onların hayatları karşısında utanır, utanır, kendi hayatımı bir hiç görürüm!.

Zaten, sahabe-i kiramın hayatlarını kendi evlerimize, nefislerimize, çoluk-çocuklarımıza taşımış olsak, vallahi, ülkemizin Van şehrinde de, Diyarbakır kentinde de, İstanbul sokaklarında da bir kaos olmayacak, Kürt, Türk, Hanefi, Şafii, Şii, Alevi olduğunu iddia eden herkes temennaya kapanacak, yüce Allah'a çok çok şükür ve hamd edecektir! Herkes, Kur'anî emirler doğrultusunda yaşamaya çalışacak, herkes " Yarabbi! Sana şükürler olsun, sana hamd olsun!" nidalarıyla, cennetin, ahirette Resulullah (sav)'le buluşmanın, müttakilerle bir olmanın yollarına düşecektir!.

Rabbimiz!.

Bizleri, şükreden kullarından eylesin!Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık