Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

ALTMIŞ BİR GÜN KEFFARET ORUCU VAR MIDIR?
     " Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa ( mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." ( Bakara sûresi, âyet 184)
 
    " ( O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim  hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir." ( Bakara sûresi, âyet 185)
 
    Bu konuyu daha önceleri bir iki defa gündemime taşımış, izahını, mahiyetini açıklamaya çalışmıştım. Tabii ki, böylesi bir mevzuyu, Ramazan ayına girmiş bulunmamız nedeniyle, yeniden izah etmeyi, açıklamayı, hakkında ayet bulunmadığı, Kur'an'da zikredilmediği halde, sadece ahad habere dayalı bir hadise göre  gündemi asırlardan beri meşgul ettiğini ifade etmeye çalıştım.
    Bilindiği üzere, Kur'an insanları, çok okuyanlar, entelektüel kesimler, tefsirlerle iştiğal edenler, takip edilmesi gerekli din adamlarının eserlerini çok çok okuyup müstefid olanlar, bu mevzu ile kat'iyyen uğraşmazlar.
    Ancak, ülkemizde, milletimiz arasında mızraklı ilmihal blgisine, Seadeti Ebediyye, Dürretül Vaizin vb. kitapları takip eden zümreler, kişiler, el-Hac Muzaffer Ozak'ın irşadlarından ictihad yapmayı marifet bilen mutaassıp insanlar, 61 gün oruç keffareti ile meşgul olmaktadırlar.
    Halbu ki, aziz kitabmız Ku'an'ın içerisinde, ayetleri arasında böyle bir, bir gün oruca karşılık,  61 gün ceza orucu tutun emrine rastlamak, okumak, şahit olmak mümkün değildir.
    Böyle bir mes'ele, halkımız arasında o kadar yaygınlaşmış, o kadar kuvvetli hale gelmiştir ki, bu hususta ileri-geri konuşmak, indirici, kolaylaştırıcı bir tarzda yorum yapmak suçların en büyüğü, hatta cehenneme zümera derecesine düşürme de söz konusudur. Halbu ki;
    " Hz. Aişe'den gelen, aynı konu ile ilgili iki rivayette ise belirli bir keffaretten söz edilmez, sadece bir miktar sadaka vermekten söz edilir ki bu da işlenen bir hatâ ve kusurun ardından bir miktar sadaka verme geleneğine ve bunu destekleyen Kur'ân öğüdüne uygun düşmektedir.
    Hz. Aişe'nin rivayeti şöyledir:
    " Bir adam geldi: Ey Allah'ın Elçisi, yandım ( mahvoldum), dedi. Peygamber: Niçin? dedi. Ramazan gününde karımla yattım, dedi. Peygamber:  Sadaka ver, sadaka ver! dedi.
    Adam: Yanımda sadaka verecek bir şeyim yok, dedi. Peygamber ona oturmasını emretti. O sırada kendisine gelen iki sepet yiyeceği adama verdi: Bunu götürüp sadaka vermesini emretti."
    Kur'ân-ı Kerim'de her ne sebeple olursa olsun, oruç yiyene, namaz kılmayana bir ceza belirlenmemiştir. Zaten oruca niyet etmeyerek oruç tutmayan kimseye keffâretin gerekmediğinde oybirliği vardır.
    Keffâretin, başlanan orucu, özürsüz olarak bozmaktan ileri geleceği belirtilmektedir. Bir namazı özürsüz olarak bozan kimse, nasıl o namazı yeniden kılarsa, orucu özürsüz olarak bozanın da yine onu kaza etmesi gerekir.
    Başladığı bir orucu bozan kimseye keffâret gerekeceği hususu, sadece andığımız vâhid ( tek kişi) haberine dayanılarak fıkıh hükmü haline getirilmiştir. Allah'ın Kitabında en ufak bir işaret olmayan bir şey farz olamaz.
    Eğer orucun zorunlu bir keffâreti olsaydı bu, Kur'ân'da belirtilirdi. Yeminin keffâreti açık açık belirtilmiş iken, neden orucu bozmanın keffâretinden  söz edilmemiştir?
    Oruç bozma, yemini bozmaktan daha mı hafiftir ki onun kefaretinden söz edilmemiştir. Doğrusu şudur ki sâf ibadet konularında yani Allah ile kul arasındaki kusurlarda cezâ-keffâret yoktur. Bu hususlardaki kusurun cezasını Allah âhirette verecektir.
    Ama bunlara, dünyada bir ceza konmamıştır. Fakat hukuki sorunlarda, yani toplumu ilgilendiren şeriat konularındaki yasal olmayan işlere ceza konmuştur. Bu bakımdan orucun farz ( zorunlu) keffâreti diye bir şey yoktur.
    Ancak vâhid haberi olduğu için zan ifade eden rivayet doğru ise Hz. Peygamber, Allah'a karşı işlenen bir hatâ ve günahtan ötürü bir miktar sadaka verilmesini öğütlemiştir ki, biraz önce andığımız üzere bu, hem dini geleneğe uygundur, hem de Kur'ân'ın öğüdüdür.
    Fakat altmış gün ard arda oruç tutmak gibi bir keffâret söz konusu olamaz. Çünkü Allah, işlenen suça, ondan çok daha ağır bir ceza vermez. Nasıl namazını kılmayan veya bozan kişi, aynı namazı kaza ediyorsa, orucunu bozmuş olan da bozduğu günleri kaza eder. Bundan dolayı ilmihal kitaplarında orucu bozup hem kaza, hem de keffâreti gerektiren hükümlerini burada anmayı yersiz görüyoruz.
    Zaten biz, oruçta anlatıldığı biçimde bir gün yerine 61 gün oruç tutmak gibi bir keffâret anlayışını, Kur'ân'ın, cezanın, işlenen suça denk olacağı prensibine aykırı olduğu gerekçesiyle kabul edemiyoruz. Çünkü Kur'ân:  " Kim bir iyilik getirirse ona, ondan daha güzeli vardır. Kim kötülük getirirse, kötülükleri yapanlar, ancak yaptıkları ( kötülük) kadar cezalanırlar." ( Kasas: 49/84) ( www.erdemyolu.com. S. Ates)
    Netice olarak;
    Kasti , sebepsiz yere oruç bozan kimseleri, " katil" " Zıhar" " Yeminini bozan" kimselerle aynı kategoriye koymak ne demektir?
    Evet, Ramazan ayında, kasdi olarak orucunu bozan kimse, ister yemiş, içmiş olsun, isterse ailesiyle cinsel mukarenette bulunsun, toplum onu, katil olarak , cinayet işlemiş olarak vasıflandıracak mıdır? Hayır, hayır!..
    Diğer taraftan, gelenekçi softalar, ilmihalciler, Kur'an dışında kalmış biçareler, söz konusu, altmış bir gün keffaret orucuna öylesi şartlar, maddeler, kriterler koymuşlardır ki, vallahi, derinlemesine incelendiğinde dudaklarınız uçuklayacak, hayatınız kap kara olacaktır. Şöyle ki;
    Diyelim ki, bir kişi keffaret orucuna başladı. Söz konusu iki ay içerisinde bir falso yaparsa, bir hatada bulunursa, yani, arada bir gün tutmamış olursa, işte, o kişi yanmıştır!.. Yeniden, sil baştan başlayacak, muttasıl iki ay oruç tutacak, ekstra olarak da yemiş olduğu bir günü kaza edecektir.
    Ya hanım kardeşler ne yapacaklardır? Onların kendilerine has muayyen hastalık günleri bulunmaktadır!.. Ya bir günde tam isabet edemezler ise, yine onlarında yandığı, cehenneme atıldığı (!) gün olacaktır.. Yeniden başlayacaklar, yolun sonuna kadar kör topal yürümeye devam edeceklerdir!..
    Beyler!.. Olmuyor!.. Bu anlatılanlar; Kur'ânî emirler değildir. Peygamber (sav), din koyucu değil, dinin emirlerini tebliğ edicidir. Onun içindir ki, orucunuzu bozmamaya dirençli olun, sakın bozmayın!. Ama, her nasılsa, bozdunuz diyelim. Gününe gün kaza ediniz ve Allah'a bir daha yapmamak üzere söz verin, tevbe-istiğfar ediniz!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık