Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Az Yemek, Az Uyumak, Az Konuşmak
 " Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır." ( Bakara sûresi, âyet 267)
 
    Gündemimiz; üç önemli emirle yüklü ve dop doludur!..  " Az yemek, az uyumak, az konuşmak" mevzuu, hakikaten, riayet edilmediği takdirde, Müslümanların belini bükmüş, onları omurgasız hale getirmiştir.
 
    Çok yemek yediğimiz için, nefsimiz azdıkça azdı. Etrafımızda bulunan garipleri, garibanları göremez olduk. Ve sonra da, obezite, oburluk, doyumsuzluk, şeker, tansiyon, kalp hastalığı, kolesterol illetleri ile boğuşur hale geldik.
 
    Dilimize sahip çıkamayıp, çok konuştuğumuz için, adımız, "dırdırcı"ya çıktı. Her şeye, lüzumlu, lüzumsuz bütün mes'elelere dil uzatıyor, alimin yanında dilimizi tutamayıp, onu beğenmiyor, yalancının yanında yalancı, hokkabazın yanında hokkabaz olup çıkıyoruz.. Onun içindir ki,
 
    " ...Mide, öncelikle bir kaba ve içerisine bir şeyler konan zarfa benzetilmekte, böylece değer itibariyle düşürülmektedir. Zira kap ve zarf, gaye değil; vasıtadırlar. Kendi zatları sebebiyle değil; içlerine konan şeyler sebebiyle kıymet taşırlar.
 
    Öyle ise onlar değil; içlerine konan şeyler asıldır. Hadis, mideye ayrıca " şerli" sıfatı vererek ikinci bir değerden düşürmeye tâbi tutmaktadır. Yani mide, sıradan bir kap değil; zarar veren, şer getiren bir kaptır.
 
    Mideyi çok doldurmanın dinî, tıbbî zararları vardır; dengesiz, kalitesiz... beslenmenin nice hastalığa sebep olması söz konusudur. " Kimin fikri fazla ise yemesi azdır; kimin tefekkürü azsa yemesi çok, kalbi de katıdır." ( Kütüb-i Sitte, c.11, s. 126)
 
    " Bu mal, tatlı ve hoştur. Ama bilin;  kim onu nefsanî hırsla alırsa, yediği halde doymayan kimse gibi olur." ( a.g.e.s. 126) (www.errahman.de/kuran-kavram-tefsiri)
 
    Toplum içerisinde öylesi obur, doymaz insanlar bulunmaktadır ki, yer, ha bire yer, yine doymaz, yine doymaz!..  O insanın, sohbeti, muhabbeti yoktur.. Toplum içerisine girdiği, cemaate, cemiyete karıştığı zaman, geğirmesi, hık, mık etmesi, esnemesi ve hemencecik uyuklaması dikkat çekicidir!..
 
    Böylesi insanlar, genelde obezite, şeker hastası, hipertansiyon insanlardır!.. Onlar için, fakir, fukara, garip-gureba, yetim, öksüz, dul, miskin önemli değildir.  O halde,
 
    Neyi nasıl infak etmeli?
    " İnfak bazen insanların gözünde büyür. Hep büyük miktarda paralar bağışlamak, külliyetli yardımlar yapmak gerektiği vs. gelebilir insanın aklına ve bu durum onun infaktan geri durmasına sebep olabilir.
 
    Bunlar eğer şeytanın vesveseleri değilse bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Çünkü miktarı belirlenmiş zekât, fitre gibi zorunlu ibadetler dışında, infakın alt sınırı da üst sınırı da yoktur.
 
    Kaldı ki güzel sözün, bir gülümsemenin dahi sadaka olduğu bilindiğinde infakın esprisinin mutsuzlukları gidermek olduğu anlaşılır. Demek ki, nerede ve ne kadar mutsuzluk varsa orası infakla çiçeklendirilmelidir. Şeytanın belki en önemli vesvesesi , verince fakir düşeceğimize bizi inandırmasıdır.
 
    Fakat insanlık tarihinde sırf muhtaçları karşılıksız doyurdu diye iflas bayrağını çeken bir varlık sahibine rastlanmamıştır. Bunu en iyi şeytan bilir. Dolayısıyla kaide şudur:
 
    Hem vakit geç olmadan infak etmeli hem de elde ne varsa, ne kazanılmışsa  ondan infak edilmelidir. İlginç bir biçimde Münafikûn suresinde yer alan bir ayet şöyledir:
 
    " Ey iman edenler! Her hangi birinize ölüm gelip de ' Ey Rabbim! Bana yakın bir zamana kadar vakit versen de sadaka verip salih kimselerden olsam' demeden  önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın." ( Münâfikûn,63/10)
 
    Bir de malın iyisinden, sevgili olanından verilmelidir: " Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe erdemli insan /Müslüman olma vasıflarına asla ulaşamazsınız. Her ne harcarsanız da Allah onu çok iyi bilir ( ve size ona göre davranır). ( Âl-i İmrân,3/92)
 
    Başka bir ayet  insanın muhtemel bir münafıklığına karşı bizi uyarır: " Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden bitirdiklerimizin/çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin bile ancak istemeye istemeye alabileceğiniz şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O'na mahsustur." ( Bakara,2/267) ( www.kuraniterbiye.com)
    Çiftci çocuğu ve köyde yetişmiş olduğum için, tarım ürünlerinden kimsenin zekat, sadaka, öşür, infak verdiğine rast gelmiş değilim. Oysa,
 
    Herkes, ne yetiştiriyorsa, ister meyve, ister, bal, ister zeytun, ister hububat türü şeyler olsun, tamamından fedakarlık yapacak, fakirin, fukaranın hakkını verecektir ve vermelidir.
 
    Zaten, bu düşünceyi hayata hakim kılmış olsak, her tarafta hoşnutluk, mutluluk çiçekleri açacak, herkes herkesten memnun şekilde yaşayacak, kahır, kırgınlık, hasetlik, istemezlik, çekememezlik olmayacaktır!..
 
    Netice olarak;
 
    Söz , yemekten açıldığı için, konuyu yine bununla bitirmeye çalışalım: Bilindiği üzere, çok yemek, oburluk, kutsal şeylerle gittikçe, yavaş yavaş arası açılan, irtibatı kesildikçe süratle dünyaya tapmaya, dünyaya tapmaya devam ettikçe de sürekli yiyen, tüketen ve bunun için durmadan gerekçe üreten tembel, atıl insanların yapıp etmelerinin kaçınılmaz bir sonucudur.
 
    Sözün burasında, bir önemli hususu daha hatırlatmadan geçmiyeceğim: Elbise dolapları, ayakkabılıklar ağzına kadar dop doludur!.. Garibanlar, fakir-fukara çorap bile bulamazken, bizlerin, gardroplarının giyeceklerle dop dolu olması, inanan insanlara tiksinti vermektedir.
 
    İslam hukukçuları, bir Müslümanın üç takım elbisesinden bahsederler!.. Fazlasını zekata tabi tutarlar, zekatlarının verilmesini önerirler!.. Onun içindir ki,
 
    Elbise dolaplarımızın da bir hizaya getirilmesi, onların içlerine bir el atmak zamanı gelmiştir ve geçmektedir!.. Rabbimiz!.. Bizlere, acıma hissi, Kur'anî bilinç nasip eylesin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 
   
 
   
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık