Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Camilerimizde derece

 CAMİLERİMİZDE; 27 DERECE SEVAP MI, YOKSA 27 DERECE BİD'ATMİ İŞLENMEKTEDİR?..

 
    " Dini yalanlayanı gördün mü? " ( Mâûn sûresi, âyet 1)
    " İşte o, yetimi itip kakar." ( Mâûn sûresi, âyet 2)
    " Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;" ( Mâûn sûresi, âyet 3)
    " Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar." ( Mâûn sûresi, âyet 4,5)
    " Onlar gösteriş yapanlardır, hayra da mâni olurlar." ( Mâûn sûresi, âyet, 6,7)
 
    Yine, bu konumuzla nalına, mıhına vuracağız!.. Hem de, Mâûn sûre-i celilesini baz alarak, onun vermiş olduğu güçle konuşacağız ve yazacağım. Bilindiği üzere,
 
    Mâûn, zekât vermek yahut bir şeyi geçici olarak birine vermek şeklinde yardım demektir. Tefsircilerin çoğuna göre surenin tamamı Mekke'de inzal olmuştur. Yedi ayetten ibaret ve dini yalanlayan , iyilik yapmaktan uzak duran kimseleri anlatmaktadır!..
 
    Öylesi, bazı kimseler vardır ki, namazlarına riyâ , bid'at ve hurafe katar karıştırırlar. Niceleri de, kılmış oldukları namazlarının tadili erkânını önemsemez, ihmal ederler. Mâûn sûresi, tamamen, iyiliği sevmeyen, yardımdan kaçan, ödünç vermekten uzak duran, namazlarını gösteriş, görsünler diye kılanları ele almakta ve yermektedir!..
 
    Maalesef, günümüz Müslümanları, acımasız kapitalizmin , maddeciliğin, madde severliğin baskısı altında, yardımlaşmayı, yardım etmeyi, kardeşinin işini bitirmeyi, komşusunun açmı, tokmu yattığını görmezlikten gelmektedir.  Niçin ve neden?
 
    Çünkü, dünya severlik, para severlik, aç gözlülük, bencillik, ben olma, benden başka kimse olmaz düşüncesi, iğrenç yaşamı her tarafımız sarmış. sarmalamış ve bizleri öylesine kucaklamış ki, ondan, yani dünya sevgisinden, paraya tapıcılıktan kurtulma düşüncesi ve fikri çok uzak görünmektedir!
 
    Kimse kimseye ödünç vermemektedir!..
 
    " Karz-ı hasen kurumunu işletemeyen Müslümanlar, sadece bankalara karşı çıkmakla kendilerini kurtaramazlar. Müslüman, bir bâtıla karşı çıkarken, sadece antitez olarak yapmaz bunu. Alternatifini sunar, hakkı gösterip hakka çağırır muhataplarını, " Putlara tapma!" derken Allah'a ibadet etmeyi tavsiye eder.
 
    Pis ve haram yiyeceklere karşı çıkarken temiz ve helâl yiyecekleri, sarhoşluk veren alköllü içecekleri eleştirirken helal yiyecekleri teşvik eder. Müslümanlar, toplum ve birey olarak kendi ekonomik modellerini yaşatmakla yükümlüdürler.
 
    Kendileri ve başkalarının fâiz batağına batmamaları için gönüllü bir yardımlaşma olan karz-ı hasen ( ödünç verme) gibi sosyal ve ekonomik kurumlara işlerlik kazandırmaları gerektiğini bilmek zorundadırlar.
 
    Camiler karz-ı hasen kurumu görevini de üstlenebilir: Bir komşu ülkede günümüzde uygulanmakta olduğu gibi, mahalle sâkinleri, gelirlerinden artırıp bitirdikleri paralarının saklanması ve uygun yerlere karşılıksız, sadece Allah rızâsı için borç ( karz-ı hasen) verme şeklinde kullanılması için emanet sandığı olarak mescidleri tercih etmektedir.
 
    Bu emanet paralar, mescide devam eden gençlerin evlenmeleri ve kuracakları yuva için gerekli masraflara harcanmak üzere fâizsiz kredi şeklinde, imamın onay vermesi şartıyla mescitlerden verilmektedir.
 
    Yine, mahalle sâkinleri ve mescid müdavimlerlerine kendi iş yerlerini açmak amacıyla, benzer şekilde karz-ı hasen fonundan yardım edilmektedir. Kapitalizm ve sömürü ile mücâdelede, Müslümanlar arası yardımlaşmada mescidlerin fonksiyonları değerlendirilmektedir.
 
    Bu tür mescid faaliyeti geniş coğrafyalara yayılabilir ve işlevi daha da genişletilebilir. "Câmi", kendisinde toplanılan anlamına geldiği halde, günümüzde câmiler sadece namaz kılınıp dağınılan yerler haline getirildi.
 
    Asr-ı Saâdette uygulanan yirmi yedi civarındaki fonksiyon kalktı, onun yerine yirmi yediden de fazla bid'atler devreye girdi.
 
    Ama, câmilerin bazı fonksiyonları vakıf ve derneklere taşınıp oralarda uygulanabilir. Karz-ı hasen de bunlardan biridir. Zâten bütün yeryüzü bu anlamda Allah'a kulluk sergilenecek mesciddir, mescid olmayı beklemektedir." (www.kuraniterbiye.com)
 
    Allah aşkına; sormak istiyorum?
 
    Sahi, günümüz dünyasındaki camilerde, cemaatle kılınan namazlarda, okunan Kur'an'lar da, toplu ibadetlerde, yirmi yedi derece sevap farklılığı nerededir?
 
    Toplu toplu çekilen, üflenen tesbihlerde mi? Anlamsız okunan Kur'an'lar da mı? İyiliği emretmeyen, kötülüğü nehyetmeyen anlatımlarda mı? Vaizin, uzun uzun anlatıp da, cemaatlerin usul usul uyumalarında mı? Küslerin, kırgınların, husumetlilerin ayrı ayrı saflarda yer almalarında mı? Nerededir bu yirmi yedi derece sevap?
 
    Oysa, yirmi  derece sevap, şunlarda olmalıydı!.. Selamın yayıldığı, küslerin barıştığı, kırgınlığın, düşmanlığın olmadığı, imama sonsuz şekilde güvenilip, tüm emanetlerin ona bırakıldığı, evlenemeyen gençlerin evlendiği, düşkünlerin aranıp sorulduğu yerler olmalı idi!..
 
    Biçare Müslümanları bankalara göndermeyip, kredi kartları ile yaşanılan bir ortamdan kurtarıp, ödünç verme işlemlerinin yapıldığı yerler camiler olmalı idi!..  
 
   Cemaatten, mahalleden, köyden, kentten kimler hasta, kimler öldü, kimlerin düğünü vardır sorularının sorgulandığı yerler olmalı idi camiler!..Camiler; " doldur-boşalt" yerleri olmamalı idi!..
 
    Kur'an'ı, Kur'anî emirlerin yaşandığı, yaşanması için emredildiği alanlar olmalı idi camiler, mescidler ve ibadethaneler!..  Yani, imama, müezzine, vaize, Müftüye maaş verilen yerler olmamalı idi!..
 
    Netice olarak;
    Bendeniz, bu günkü mescidlerde, saflarda, cemaatlerin toplanmalarında yirmi derece sevabı göremiyorum ve bulunmamaktadır!.. Sadece, yukarıda arzettiğim gibi, tesbihlere üflenmekte, imam efendi anlamını izah etmeden bazen de Kur'an okumakta ve toplanan insanları alel acele camiden dışarı çıkarmaktadır!..
 
    Hani mescidler, camiler, emin, güvenilen, mübarek yerlerdi? Bazı camilerimiz de, ayakkabılıklara " ayakkabılar alınmasın " diye bekçi konulması, görevlendirilmesi neyin nesidir?
 
    Demek ki, mescidlerimiz, manevi fonksiyonlarını kaybetmişler, el gördülük, göstermelik içeriksiz namazlarla insanların toplanıp, boşaldığı alanlardır!..
 
    Gönlümüz istiyor ki; camilere giren Müslüman, bir daha dışarı çıkmayı gönlü istemesin, arzu etmesin, doymasın caminin havasına, sohbetine, atmosferine!..
 
    İnsanımızı kutluyoruz!.. Niçin ve neden? Çünkü, kocaman kocaman, iri iri, dört minareli, üç şerefeli mescidler inşa etmektedir!.. Lakin, eksik olan, camilerimizin, toplumun hidayetine, Kurâni anlayışına, yeniden ihyasına, yeniden inşasına hizmet etmesidir!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık