Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

CİHAD ANINDA YEŞİL SARIKLILAR!..

" Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde az ( bir toplum) idiniz; insanların kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allah sizi barındır dı; yardımıyla destekledi ve ve şükredesiniz diye sizi temiz şeylerle rızıklandırdı." ( Enfâl sûuresi, âyet 26 )

" Muhaakkak biz, Peygamberimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz." ( Gâfir ( mü'min) sûresi, âyet 51 )

Bu yardımların hikmeti ise şöyle açıklanmıştır: " ( Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindir." ( Enfâl sûresi, âyet 8 )

Sanırım, yazı başlığımız takipçilerime bir şeyi, bir anlatımı hatırlatacaktır!.. Hani, eski vaizlerimiz, kürsü adamlarımız; kendilerini dinleyen cemaatleri coşturmak, bir yerlere götürmek için, Kur'an ve vahiy; sünnet ve mantık ötesi vaazlar vermiş olurlardı.

Örneğin, Çanakkale savaşları kutlama günlerinde, yığın yığın yeşil sarıklıların Çanakkale'ye yardıma geldiklerini, askere yardım ettiklerini, asker yerine kendileri düşman güçleri ile savaş yaptıkları anlatılırdı.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Urfa'da Balıklı  göl balıklarının bile, Kıbrıs'a gittiklerini, kimilerinin öldüklerini, kimilerinin de yaralı olarak, Balıklı göle tekrar döndüklerini bol bol izah ederlerdi. ( Allah rahmet eylesin, bu anlatımların üstadı Timurtaş hocadır.) Dolayısıyla;

" İlk bakışta gayet masum görünen bu tip anlayışlar, Kur'an'ın ortaya koyduğu toplumsal yasaları bilmemekten kaynaklanmaktadır.  Elbette bunun Allah'ın kitabına arz etmek gerekir.

Allah kitabında kimlere, hangi şartlarda ve nasıl yardımlarda bulunacağını şartlarıyla birlikte açıklamıştır. Bu insanlık tarihi boyunca Allah'ın değişmeyen sünnetidir. Müslümanlar yeryüzünde küçük bir topluluk iken bile onları koruyup kollamıştır.

Burada durup düşünmemiz gerekiyor. Allah Teala bu yardımları birilerinin gönlünü hoş etmek, zafer sarhoşluğu ile başını döndürmek için değil, " Hakkı gerçekleştirmek, batılı ortadan kaldırmak için" yapıyor.

Allah'ın sözü hak olduğuna yukarda bahsettiğiniz olayların ardından hangi batıl yok oldu ve hangi hak gerçekleşti ki, Allah'ın bu topluma gaybî yardımları bu veya başka yollarla ulaşmış olsun?

Bırakın bu toplumun hakkı gerçekleştirip batılı yok etme konusunda bir adım atmasını; yönünü Batı'ya çevirip onların yaşam tarzını almak için can atıyorlar. Allah'ın hükümranlığını göklere hasredip yeryüzünde kendilerini ilah ilan ediyorlar.

Şimdi hangi " akıl sahibi" çıkıp da buna rağmen Allah, kendisine ve ilkelerine rağbet etmeyenlere rağbet ederek bu gaybî yardımlarda bulundu diyecektir?" ( İktibas Dergisi, Mayıs 2008, sayfa 34 )

Yukarı satırlarda da izah edildiği gibi, mev'izeci, hikayeci, öykücü  vaizlerin miadı dolmuş, artık kimse bu tür kuru anlatımlara prim vermemektedir.  Yani, daha doğrusu dinlememektedir.

Günümüz dünyası, ne Timurtaş hocayı dinleyecek, anlattıkları ile heyecanlanacak bir zamanda, nede Fetö meczubunun, " Yeşil Sarıklılar" kuru anlatmaları bitmiş, toplum; Kur'an çağını yaşamaktadır.

Diğer taraftan, Bedir'deki hal ile, Uhud'daki ortam ile, Kore, Çanakkale arasındaki, niyeti, maksadı, düşünceleri iyi bilmek lazımdır.

Bedir ve Uhud sonucunda, hakka, hakkaniyete, dine yoğunlaşma, Kur'an'la bir bütün olma hali, arzusu, gayesi var iken, diğer alanlarda, Batı'ya göbekten bağlanma, Şer'î şerifi red, çağ dışı ilan etmek durumu vardır.

Yani, Çanakkale'den sonra, Kore hengamında durum böyle değilmi idi?.. Düşünmeliyiz ki, bu ülkede, 18 yıl ezan okunmamış, minarelerde, camii kubbelerinde ezan yerine " Tanrı Uludur" anlaşılmazlıkları namelenmiştir.

" Burada Allah'ı anmak, halkımızın dilinde olduğu gibi Allah'ın ismini arka arkaya söylemek değildir. Bütün bir hayatı onun rızası doğrultusunda düzenlemektir. Bunu yapmayanlar O'nun nimetini kullanıp şükrünü eda etmedikleri için Allah'a karşı nankörlük etmiş olmaktadırlar.

Allah ise, nankörlere yardım değil ceza vaat etmektedir. " Nankörlük ettikleri için onları böyle cezalandırdık. Biz nankörlerden başkasını cezalandırır mıyız?" ( 34/17 )

Allah-u Teala, Allah ve Resulüne itaatte kusur etmeyen  ilk Müslümanlara yapılan gaybi yardımları şöyle anlatmaktadır:

" Hatırlayın ki, siz Rabbinizden ( Bedir de) yardım istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu. Allah bunu ( meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini ( verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su ( yağmur) indiriyordu. Hani Rabbin meleklere: " Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu. Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır." ( 8/9-13 ) ( İktibas Dergisi, say. 34-35, Mayıs 2008 )

Netice olarak;

Maalesef, Başkanlığımız alanında, vaizlik müessesesinde istenen başarı, muvaffakiyet yakalanamamış, kürsüler; bir nevi hikaye anlatma, boş yere halkı heyecanlandırma alanı haline gelmiştir.

Öylesi, vaizlere rast gelmiş olduk ki, sırf heyecan uğruna, halkı kandırma adına, cemaat arasında bir kısım saf dil insanların " Allah!" " Ya Hû" diyerek nara atması için Kur'an dışı, akıl ötesi masalları, öyküleri anlatmaktan vaz geçemedik.

Yaz tatilimde, Afşin'da bir vaaz dinlemiş oldum.. Kürsüdeki vaiz efendi, " mevzu hadisleri" savunuyor, onların da faydasının olduğundan bahsediyor, " Kur'an Müslümanlığı" tehlikesine işaret ediyordu.

Dolayısıyla, vaizlik mesleğinin hitame ermesine vaizler sebep olmuştur!.. Balıklı göldeki balıkları, Kıbrıs harekatına göndermeleri, ölenlerin ölmelerini, yaralı olanların tekrar döndüklerini anlatmaları sebep olmuştur.

İntisaplı bir hoca efendi; selatın camiinin imam-hatibi!.. Diyordu ki, " bizim şeyh efendi balıklarla konuşur, kurbağalarla konuşur, hasbihal  eder"  diyordu.. Dolayısıyla, bu ortamda, " Yeşil Sarıklılar" mes'elesi de bir hikayeden, insanları kandırmaktan başka bir şey değildir.  Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık