ayyıldız vekaletle kurban kampanyası
ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Dini Bilmeyen Dindar
 DİNİ BİLMEYEN DİNDARIN, RADİKAL EĞİLİMLERİNDEN, BAĞNAZLIĞINDAN KORKMAMAK ELDE DEĞİLDİR!.. 
 
 
    " Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!" ( En'âm sûresi, âyet 35 )
    Bu âyeti kerime mealinden şunu anlıyoruz!.. Bilindiği üzere, mucize göstermek Peygamberin elinde değildir. Peygamber mucize ister; fakat Allah dilerse ona mucize verir, dilemezse vermez. İşte bu durum , peygamberlerin doğru söylediklerinin en büyük delilidir.
    Bu kısa girişten sonra, konuya başlayacak olursam, insanlık tarihi boyunca, toplumları, beşeriyeti en çok meşgul eden, içten içe kof hale getiren, pörsüten şey; cehalet, cahillik, bağnazlık, bilgisizlik, bilmemek olmuştur.
    Mülhidliğin, ilhadın, inkarın, mürtedliğin, dinsizliğin, imansızlığın temelinde de yine cehaletin var olduğu bir realitedir. Cahil insan, bağnaz, bağnaz olduğu kadar bilgisizliği doğrultusunda radikal, her türlü tehlikeye, zarar vermeye, yakıp-yıkmaya müsait kişi demektir!..
    Bu bağnazlığı, kendi milletimiz içerisinde en çok görmüş , şahit olmuş bir milletiz. Kos koca imparatorluğun içten içe çökmesi, gerilemesi, geri kalması, zaman zaman sokaklarda kazan kaldırılması, " kelle isterük" sloganlarının atılması tarihen sabit olmuş  bir vakıadır!..
    " Müslüman ülkelerinin çoğunda, iyi düzenlenmiş bir İslam eğitim örgütü bile mevcut değildir. Sadece Türkiye, 1949'dan beri insana gerçekten umut veren bir İslam eğitim çerçevesi veya örgütü meydana getirmeyi başarmıştır. Ayrıca Türklerin, Batı kültürü hakkında oldukça yakın, sistemli ve uzun tecrübesi bulunması ve bu gün bir bakıma İslami ' yeniden keşfetmekte' olması dolayısıyla bu ülkede İslam Rönesansının zengin ve anlamlı olacağını ümit etmek açısından önemli sebep bulunmaktadır.
    Çünkü geleceği ilgilendiren köklü meselelerle saklambaç oyunu oynamayıp, bu meseleleri hakkıyla karşılamak için lüzumlu cesarete sahip olmak, Türklerin ulusal karakterinde yerleşmiş bir unsurdur. Muhammed İkbal'in de ümit ettiği gibi, Türkiye'nin bir kez daha yeni ve semereli bir İslam Rönesansının öncüsü olduğunu ispatlaması pekâlâ mümkündür."  ( www.mezheplertarihi.com.h.onat)
    Ne acı ki, alemi İslam, bağnazlığın, taassubun, gericiliğin, dini bilmemezliğin, yanlış dindarlığın girdabında çırpınmaktadır. Sofidir, zahiddir, beş vakit namazlıdır, oruçludur, haccını da yapmıştır ama, bilgisizliğin, cehaletin içerisinde boğulup kalmıştır.
   " görünen köy kılavuz istemez" hesabından hareket edecek olursak, alemi İslam'ın içerisinde bulunduğu durum gözler önündedir. Irak ülkesi, yıllardan beri sömürgeciliğin içerisinde perişanlığı yaşamaktadır. Altı servet, üstü sefalet hali olduğu halkın yaşaması ile içler acısıdır.
    Suriye yönetimi ile, idarecisi ile, halkın sefaleti, sefilliği, ülke ülke kaçışmaları ortadadır. Örneğin, Türkiye'ye sığınmış Suriyeli Müslümanların çekmiş oldukları ızdırap, iffetsizlik, namustan olma, ırzın, kadının ayaklar altında örselenmesi bilinen bir gerçektir.
    Ya içe kapanmış bir İran Şiiliğine ne demeliyiz? Dinin, Kur'an'ın, Resul'ün geri plana itilip, Humeyni Şii cumhuriyetinin her şeyin üstünde tutulması içler acısıdır.  Tabii ki, 1979'lar da, Humeyni, İran devrimini gerçekleştirdiği zaman, herkes, her kesim alkışlamış, iftihar etmişti. Ama, ne çare ki, sonunda görülen, yine
taassup, mutaassıplık, bağnazlık ve Şia'nın din üstü tutulması oldu.  Ülkemize nazar edecek olursak;
    " Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın mirası üzerinde kurulmuştur. İmparatorluktan Cumhuriyete geçilmiştir. Ancak, gerek halkımız, gerekse siyasilerimiz, hâlâ Osmanlı imparatorluğu devam ediyormuşçasına düşünmekte, olayları, imparatorluk gözlüğü ile görmekte ve değerlendirmektedirler. Hiç kuşkusuz, bazen böyle düşünmeye ve değerlendirmeye ihtiyaç vardır; ancak, bunun alışkanlık haline getirilmesi, üstelik de " çöküş sürecindeki zihniyet" ile hareket edilmesi bizleri gerçeklerden uzaklaştırmaktadır." ( a. g. site)
    Hakikaten, imparatorluğun övünülecek, iftihar edilecek devir ve dönemleri unutulmamalıdır. Örneğin, Fatih, Yavuz ve Kanuni devirleri övünç ve iftihar edilecek zaman dilimleridir. Onun içindir ki, günümüz dünyasında öyle zamanlar olmaktadır ki, bir kısım Osmanlı aşıkları Lale devri kepazeliğini, rezaletini, gerilime sürecinin bitmişliğini hesap etmeden, İstanbul sokaklarında, Ankara caddelerinde veya bazı kentlerde, mehterli, köslü, kavuklu, tuğlu elbiselerle yürüyüş yapmaları dikkat çeken hususlardır.
    Elbette ki, bir milletin geçmişini, mazisini unutması, unutturulması doğru değildir.  Zaten inkarı da  mümkün değildir!.. Ama, Yeniçerilerin kazan kaldırmasını, " din elden gidiyor" " kelle isterük" avazeleri  sanki hâlâ, sokaklarda yankılanmakta, midemizi bulandırmakta, kör kaderciliği, geri kalmışlığı yaşar gibi olmaktayız!..
    Diğer bir durumda, ülkemiz bünyesinde bir ve beraber yaşadığımız Alevi-Sünni kesimlerin birlikteliğinin olmamasıdır!.. Alevi kesimler, Sünni kesimleri kabul etmemekte, Sünni cenahta Alevileri İslam'ın içerisinde görmek istememektedirler!. Halbuki;
    Alevi insanlarda, Sünni kesimlerde bu toprakların insanlarıdır!.. Sadece yanlış olan husus, mezhep bağnazlığının aşılamamasıdır. Niçin ve neden? Çünkü, Sünni kesimin içerisinde geleceği, atiyi hesap edecek aydın, ileri görüşlü, hesaplı, kitaplı din adamlarının bulunmayışıdır!..
    İsterseniz, camilerimiz de yapılan vaazlara, hutbelere, konuşmalara bir dikkat ediniz!.. Mümkün değildir, Aleviliğin gündeme gelmesi, hakkında konuşmalar yapılması kat'iyyen bulunmamaktadır!..  Alevi kesimler de öyledir!.. Sünni kesimi Yezid ünvanı ile değerlendirmesi ayrıca bir  cehaletin, bağnazlığın mahsulü olsa gerektir!.. Oysa, hiç bir Sünni Müslüman, Yezid'i sevmemekte, o ismi oğluna vermesi mümkün değildir.
    Bir Alevi kişi, Yezid'i ne kadar sevmiyor, nefret ediyorsa, Sünni insanda o nisbette sevmemekte, nefret etmektedir!.. Peki, problem nedir, nereden kaynaklanmaktadır!.. Elbette ki, cehalet, ilimsizlik, bilgisizlik, hoş görünün bulunmayışı, mezheplerin dinleştirilmesidir!..
    Netice olarak;
    Türkiye Müslümanlarının, yapacakları bir husus bulunmaktadır. Alevisi ile, Sünnisi ile bir araya gelmek, dayanışmak, olgun ortamlar oluşturarak, mes'eleleri güzel güzel tartışmaktır!..
    Çünkü, mezhepler, ister Sünnilik olsun, isterse Alevilik olsun bir kültür olgusudur. Ve buna inanmak, buna göre hareket etmek Müslümanlığın icabıdır!..
    Onun içindir ki, her Müslüman insan, bir takım kültür işlerini dinleştirmeden, ileriye yönelik hesaplar yapmalıdırlar.. Ne yapmalıyız, nasıl kalkınırız, teknik ve teknolojiyi nasıl yakalar, müreffeh ülke haline geliriz, hesabını, düşüncesini bayraklaştırmak lazımdır. Çünkü,
    İslam toplumlarının, geri kalmasını, gerilerde olmasını, cehaletini, bilgisizliğini bilen, Batı ülkeleri, ABD. bu noktadan hareketle, İslam ülkelerini  avuçlarının içerisine almış, kımıldayacak, kalkınacak hale getirmemiştir. İslam ülkelerinin hesabını, kitabını, geleceğini başka  ülkeler yapmakta, onlar plan ve proğram çizmekte, bu sebeple de, yapılan plan ve proğramların dışına çıkılamamaktadır..
    Bu sebeple, ülkemiz insanı, her şeyden önce kültürsüzlüğü, cehaleti, bilgisizliği, geri kalmışlığı yenecek, Allah'ın ülkemize, diğer İslam ülkelerine nimet olarak vermiş olduğu yer altı, yer üstü zenginliklerini kendisi kullanacaktır!..
    Rabbim!.. Aziz milletimize aydınlık günler lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık