Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

DÜŞÜNEREK YAŞAMAK !..

" Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca,batanları sevmem, dedi." ( En'âm sûresi, âyet 76 )

" Ay'ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O'da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi." ( En'âm sûresi, âyet 77)

" Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin ( Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım." ( En'âm sûresi, âyet 78 )

" Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim." ( En'âm sûresi, âyet 79 )

" Hanîf" Allah'ı bir bilen, Hakk'a yönelen ve bâtıldan hoşlanmayan anlamını ifade eder. İbrahim (as)'ın,  bu davranışından maksat, gerçekten Allah'ı aramak mı, yoksa gök cisimlerine tapanları kınamak, onların gittiği yolun yanlış ve yaptıklarının bir sapıklık olduğunu göstermek midir?

Tefsirciler, bu hususta ihtilafa düşmüşlerdir. Ancak ikinci görüş doğruya daha yakın görüştür. Çünkü En'âm 74 ncü âyette putlara taptıkları için babasını ve kavmini ağır bir dille kınaması  İbrahim (as)'da tevhid inancının mevcut olduğunu göstermektedir.. Zaten En'âm 78 nci âyette bunu doğrular.

Tüm bu anlatımlardan sonra, esasında şunları izhar etmek istiyorum: Yüce Allah, her insana akıl nimeti vermiş, bununla doğruyu, eğriyi, hakkı, batılı birbirinden ayırsın, doğruyu, hakkı, hakikatı bulsun diye.

     Bir kere, tıpkı İbrahim (as) gibi, insan, hiç bir hak sesi duymasa bile, bir Resul, bir Nebi tebliğatı işitmemiş olsa bile,yine  kendi aklı ile, düşüncesi ve idraki ile Allah'ı, doğru yolu, hakkaniyeti bulması aklının icaplarındandır.  Onun içindir ki;

" Düşünme konusunda derinleştikçe, yediğimiz besinlerin her birinin birer mucize olduğuna şahit oluruz. Yediğimiz pek çok bitkisel gıdanın, toprağa atılan bir tahta parçasından çıkması, Allah'ın yaratma sanatının bir delilidir.

Zira her bir tohumdan, farklı tat, koku ve renkte besinlerin oluşması Allah'ın insanlara sunduğu bir nimettir.

İnsan, sofraları süsleyen bitkisel ve hayvansal gıdaların hepsinden zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Bir genelleme yaparak dahi sayamayacağımız  kadar fazla olan nimetlerin az sayıda olduğunu, kokusuz ve lezzetsiz olduklarını ve yaşamak için bunları yemek zorunda kaldığınızı düşünün.

Sanırım insan, Allah'ın kullarına bahşettiği nimetlerin, üzerinde düşünüp şükredilmesi gereken konular olduğunu o zaman anlar.

Her mevsimde farklı meyvelerin bulunması da üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir konudur. İnsanların en çok vitamine ihtiyaç duyduğu kış mevsiminde " C vitamini" açısından zengin meyvelerin yetişmesi;

Susuz yaz döneminde ise susuzluğunu giderecek meyvelerin bulunması elbette tesadüf değildir. Bu, Yüce Rabbimizin kulları üzerindeki lütfu ve merhametinin bir göstergesidir.

Allah Kur'an'da insanları, kendi yaratılışları, göklerin ve yerin yaratılışı ve iman hakikatleri konusunda otururken, yatarken ve ayaktayken düşünmeye sevk eder.

Bunları düşünüp öğüt alabilmelerin de temiz akıl sahibi müminler olduğuna dikkat çeker:

" Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. ( Ve derler ki:) Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 191 )

".... Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez." ( Bakara sûresi, âyet 269 ). ( İktibas Dergisi, Ekim 2009, İ. Akın, say. 37 )

Maalesef, Kur'an'ın; baş ucu kitabı olmasını istemeyen kişiler, zümreler ve gelenekçiler, onun okunması, anlaşılması, düşünülmesi mevzuunda, bin bir çeşit engel, mania çıkartıp, Kur'an'ı okunmaz, anlaşılmaz ve emirleri yaşanmaz kitap haline dönüştürmüşlerdir.

Yok " Abdestsiz okunmaz" " Kıbleye dönülmesi" " Göbekten yukarı tutulması, " Okurken diz çökülmesi" " Okurken ağlayımsı bir hava içerisine girilmesi" " Okurken baş sallanması) gibi bir hayli uyduruk, Kur'an dışı te'viller, eklektikler ve uydurmalarla karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz.

Onun üzerinde düşünülmesi, kafa yorulması, aklın çalıştırılması her zaman dışlanmış, öte edilmiş, bu konu da çaba sarfedilmesi kınanmıştır.. " Biz kimiz ki, Kur'an'ı anlayalım, onun, ayetlerine kafa yoralım!" düşüncesi idrakleri dümura uğratmış, zihinleri çalıştırmaz etmiştir. Örneğin;

" Göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünmek, insanı bambaşka bir yaratılış mucizelerine götürür. Canlı ve cansız yapıları oluşturan atomların içinde, hiç ivme almadan 1000 km. hızla dönmeye başlayan elektronlar, üzerinde düşünülmesi gereken başlı başına bir mucizedir.

Zira ivme alarak hızlanan elektron modeli, atomun oluşmasına izin vermiyeceği için canlı ve cansız hayat diye bir şeyin olması da söz konusu olamazdı.

Saatte 1670 km. hızla dönen dünyanın üzerinde bu hızdan hiç etkilenmeden yaşıyor olabilmemiz, yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti, zaman, rüya ve daha pek çok konu insanın düşünüp Allah'ın gücünü gereği gibi takdir etmesi için birer fırsattır.

Ancak insanların çoğu, bu gerçeklerden habersiz, gaflet içinde şeytanın sistemine hizmet ederek, ahiretlerine hiç bir fayda sağlamayan boş işlerle ömürlerini tüketirler.

Unutulmamalıdır ki, yalnızca düşünen insanlar akledebilir ve diğer canlılardan farklı bir konuma ulaşabilirler.

Çevresindeki mucizeleri göremeyen, görüp de akledemeyen " İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip ( duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran ( bir hayvanın) örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler." ( Bakara sûresi, âyet 171 ) ( a. g. dergi. İ. Akın, sayfa 38 )

Netice olarak;

İnsanoğlu; Allah'ın kendilerine vermiş olduğu en güzel nimet olan akıl gereği düşünmek, tefekkür etmek zorundadır..

Bir kere, kendi vücutsal organizmamızı,yürüme kabiliyetimizi, konuşma, işitme, yeme, şehevani hislerimizi, kanımızın çağlayanlar gibi dolaşmasını, kalbin, ciğerlerin, midenin, bağırsakların fonksiyonlarını düşünmemiz gerekir..

Saçımızın, sakalımızın , bıyıklarımızın, kaşlarımızın, sair kılların sürekli büyüme, çıkma halinde olduğunu hesap etmemiz, bunun üzerinde kafa yormamız aklın gereğidir.

Sair hayvanatın büyümesini, göklerde uçuşmalarını, yuva kurmalarını, çiftleşmelerini, yurt, yuva sahibi olmalarını, kışı nasıl geçirdiklerini, bahar ve yaz aylarında cümbüşlerini hesap etmemiz , düşünmemiz  ve ibret almamız üzerimize düşün önemli bir görevdir.

Dağların zirve zirve yküselmiş pozisyonları, tepelerin varlığı, rüzgarın esmesi, karın yağması, yağmurun damla damla süzülmesi ne demektir?

Sellerin, depremlerin oluşumu, yıldızların kayması, bulutların cevelanı, yıldırımların şak şak çakması birer ibret, akıl yorulması gereken husus değil midir? Onun içindir ki;

Her mümin, bu hususları düşünmeli, envai çeşit yiyecekleri, konuşamalarını, haz etmelerini, midede eritmelerini düşünerek, ibret alarak yaşaması ve sonunda da; Rabbine karşı secdeye kapanması gereken en büyük  kulluk görevidir. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık