Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

EBU HANİFE Yİ NE KADAR TANIYORUZ

EBU HANİFE'Yİ NE KADAR TANIYORUZ?.

" Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.

Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır" ( Hucurât sûresi, âyet 13 ) Karanlık zihniyetli, katran ruhlu Emevi kralları ve Abbasi hanedan ehillerinin, İmam-ı Azam Ebu Hanife'yi " Mevali" Arap olmayan köle diye nitelendirmelerine rağmen, Hz.

Âdem ve Havva'dan çoğalan insanlar, yeryüzünde çeşitli renk ve dilde küçüklü büyüklü topluluklar oluşturmuşlardır Küçükten büyüğe, kabileden milletlere varıncaya kadar farklılık gösteren bu oluşumun, temel sebebinin kitlelerin birbirini tanıyıp, anlaşmak ve kaynaşmak olduğu anlaşılmaktadır Yani soy-sopla övünmek, insanları asil ırk, mevali ırk diye nitelemenin yerine, birleşip bütünleşmek öngörülmüştür.

Yüce Allah'ın tüm emirlerine, aziz peygamberimiz (sav)'in güzel, evrensel tebliğlerine rağmen, maalesef, Emevi ve Abbasi kralları, yüce İslam'ı baştan sona ters yüz etmişler, kendilerinden olmayan, ihanetlerini, hırsızlıklarını kabul etmeyen, diktatöryalarına göz yummayan, daima hakkı, hakikati söyleyen Ebu Hanife gibi civanmertleri, süründüre süründüre zindanlarda katletmişler, ilmin, ilerlemenin, inkişafın yükselmesine, yücelmesine " dur!" demişlerdir! Bu günde öyleyizdir!.

Şu şiirimde arzettiğim gibi: Cehalet!.

" Bir buçuk milyarı, aşmış bir kitle, Canlı-cansız, her şey, bir gelse dile, Haram kol geziyor, kalplerde hile, Kin, nefret revaçta, kral cehalet! x İsim mi istersin, işte ülkemiz, Yığın yığın ölüm, neresi temiz? Kan ağlar Suriye, derinden sessiz, Bilgiden eser yok, her yer cehalet!.

" ( Ş Özdemir) İçtihadi Şehadetle Taçlandıran Müçtehid: Ebu Hanife.

" Adı, Numan.

Sabit b Zûta'nın oğlu.

Asıl itibariyle " Numan", vücuda hayat veren kan demek Bu yüzdendir ki, bazıları onu " ruh" diye de anlamlandırmaktadır.

İmam-ı Azam'ın (ra) " Numan" adını almasına daha sonra üstleneceği vazife itibariyle bakıldığında görülmektedir ki O, fıkhın büyük üstadı olması hasebiyle vücuttaki kan gibidir.

"Numan"ın " Nimet" kelimesinden türediği kabul edilirse bu takdirde anlam, " Allah Teala'nın kullarına nimeti" demek olur Çözüme kavuşturduğu meseleler noktasından bakıldığında, Onun ümmet için ne derece büyük bir nimet olduğu ortadadır Künyesi, Ebu Hanife'dir.

Künye, " Hak dine meyleden kişi" anlamına gelen " Hanif" kelimesinin müennes formudur " Hanife" adında bir kızının olduğu, bu yüzden " Hanife'nin babası" anlamında Ebu Hanife diye anıldığı söylense de Onun Hammad'tan başka çocuğunun olmadığı kesindir Bu yüzden künyenin birinci seçenekle irtibatlı olması güçlü bir ihtimaldir.

Nisbesi: Nisbesi hakkında farklı rivayetler vardır Kumaş satmasından dolayı kendisine; ipek kumaş satan kişi anlamında " Hazzaz" dendiği gibi, doğup baüyüdüğü şehir olan Kûfe'ye nisbetle " Kûfî" de denmektedir Dedesi Zûta'nın Benû Teymillah b.

Sa'lebe'nin mevlası olması hasebiyle " Teymî" nisbesiyle de anıldığı bilinmektedir Ebu Hanife'nin (ra) asıl itibariyle nereli olduğu noktasında farklı rivayetler vardır Kaynaklarda Kabil, Babil, Nesa, Tirmiz ve Enbar şehirlerinin adı geçmektedir.

Sirac el-Hindi, Ebu Hanife'nin nisbesiyle alakalı farklı rivayetlerin şu şekilde telfik edilebileceğini söylemektedir: Dedesi Kabil'dendir Sonra sırasıyla Nesa ve Tirmiz'e girmiştir Ya da babası Tirmiz'de doğmuş, Enbar'da yetişmiştir.

Daha sonra Kûfe'ye gitmiş; orada görüştüğü Hz Ali (ra), nesline dua etmiştir" ( ihsansenocak.

com) Doğum yeri hakkında ne tür farklı şehirler ileri sürülürse sürülsün, Ebu Hanife Hzlerinin bir Türk olduğu bütün tarihi kayıtlarda öne çıkmaktaktadır Bu sebepledir ki, Emeviler, en çok da bu yüzden kendisine hasım kesilmişler, " Mevali" olduğunu üstüne basa basa söylemişler, kendilerinden, bu kadar üstün ilim sahibi olmasını hazmedememişlerdir.

Emevi zihniyetinin zararları, Ebu Hanife gibi ilim sahipleriyle kalmamıştır Bu aziz milletin, iki asır gibi bir zaman geç Müslüman olmasına, tevhide kavuşmasına sebep oldukları tarihi bir realitedir Çünkü, kendilerinden başka Müslüman insanlara, milletlere, ülke insanlarına sürekli ve daima tepeden bakmışlar, hatta, haraç almaları, cizye toplamaları nedeniyle, İslam'a girmelerini hoş görmemişlerdir!.

Mezhep sahibimiz İmamı Azam'ın takvası: " Ebu Hanife (ra), zahit, muttaki, abid bir müçtehitti Yahya el- Kattan diyor ki: " İmam-ı Azam'ın (ra) yüzüne bakıldığında Allah'tan korktuğu anlaşılırdı.

" Haram işleme endişesi onu eritir-bitirirdi Şüphe endişesiyle bir çok helali terk etmişti Kûfe'nin koyunlarına, gasp edilen bir koyun karıştığı zaman konunun uzmanlarına " Bir koyunun ortalama kaç yıl yaşadığını" sordu.

Yedi yıl cevabını alınca tam 7 yıl koyun eti yemedi Yezin b Harun'un anlattığı şu anekdot onun (ra) şüpheden ne derece uzak durduğunu açık bir şekilde belgelemektedir: " Bir gün Ebu Hanife'yi (ra) birinin kapısında güneşin altında otururken gördüm.

" Ey Ebu Hanife! Gölgeye gitsen ya" dedim ' Evin sahibinden alacağım var Bu yüzden evinin avlusuna ait gölgede oturmayı hoş görmüyorum.

' dedi Konuyla alakalı bir başka rivayete göre, evin duvarının gölgesinde oturmanın alacaktan kaynaklanan bir menfaat olabileceğini, bununda " menfaat temin eden her borç faizdir" hadisinin kapsamına gireceğini söylediği mervidir Bu hadisenin asıl ilginç olan boyutu ise, Ebu Hanife'nin bu duruşu insanlar için gerekli görmemesidir.

O (ra) bu nokta da şöyle demektedir: " Alim, insanlara fetva verdiği hususlardaki amelinde kendini insanlardan daha fazla sorumlu kılmalıdır" Mekki b İbrahim, " Kûfelilerle birlikte oldum; onlar içerisinde Ebu Hanife'den daha vera' sahibi birini göremedim.

" demektedir Takvası, fetvasına da hakimdi " İfta"yı zaruret gördüğünden yapmaktaydı.

Nitekim şöyle demektedir: " Eğer ilmin yok olmasından korkmasaydım kimseye fetva vermezdim Fetva, insanlar için selamet olurken bana ciddi manada sorumluluk yüklemektedir" Yaşadığı devrin devlet adamları, hakkaniyete riayet etmediklerinden onların gönderdiği hediyeleri kabul etmezdi.

Hapsedildiği günler oğlu Hammad'a şu meyanda bir haber göndermişti: " Yavrum! Aylık gıda harcamam, biri bulamaç, biri de ekmek için olmak üzere iki dirhemdir Hükümetin bütçesinden yemek zorunda kalmamam için bu parayı bana göndermede acele et" Teklif edilen kadılığı ve hazine bakanlığını reddetmesinin nedeni Allah korkusuydu.

Halka zulmeden idareler altında İslam'a göre hükmedememekten endişe ettiğinden dolayı memurluğu kabul etmekten imtina etti Ahirette verilecek cezadansa dünyadaki ezayı tercih etti" ( ihsansenocak.

com) Oysa, Ebu Hanife'nin müttakiliğini, günümüz dünyasına veya ülkemize taşıyacak olursak, vallahi! Sınıfta kalacağız, döküleceğiz, her tarafımızdan yanlış, hata, günah, istismar, suistimal sinyalleri gelecektir!.

Ebu Hanife (ra) memuriyette, en üst bir görev olan Baş Kadılık mesuliyetinden şiddetle kaçarken, bizler, memuriyet elde etmek, memuriyette yükselmek, şef olmak, müdür olmak, genel müdür olmak için aklın ve vicdanın kabul edemiyeceği taklalar atmaktayız!.

Allah aşkına, ellerde dolaşan uyduruk, uydurulmuş yüzlerce ilmihaller havalarda uçuşmaktadır! Birinin "ak" dediği mes'eleyi, diğeri "kara" diye adlandırmakta, biri, " namaz kılmayanın dövülmesi" gerektiğini ifade ederken, bir diğeri " namaz kılmayanın öldürülmesi" gerektiğini öne sürmektedir.

Lütfen, ama lütfen, bunları araştıralım, okuyalım, takip edelim Ve sonra da , Allahü Teala'ya çok çok hamdü sena edelim ki, bizlere Kur'an gibi bir kitabı Resulullah (sav) tebliğini sunmuştur!.

Netice olarak; Evet, mezhep sahibimiz, imam-ı Azam Ebu Hanife'yi tanımalıyız! Neslimize, çocuklarımıza tanıtmalıyız!.

Onun takvasını, Allah korkusunu, ilmini, erdemini, örnek olunuşu, ilminin hakkını verişini öğretmeliyiz!.

" Ebu Hanife, devlet başkanından gelen hiç bir hediyeyi kabul etmemeye ve onunla yaptığı istişareleri etkileyecek doğrudan bir ilişki içinde olmamaya büyük önem arzetmiştir Ebu Hanife, bu tutumundan çok rahatsız olan Yöneticiye, gönderdiği hediyelerin devlet hazinesine ait olduğunu, şahsi mülkünden vermediğini, oysa kendisinin beytülmalden yardım alacak bir konumda olmadığını belirtmiştir Abbasi Yöneticisi Ebu Cafer Abdullah b.

Muhammed b Ali Mansur ( 136-158/754-775) ve eşi arasındaki bir gerginlikte, Melik'in hanımının durumunu pekiştiren bir yargıda bulunması karşısında, kadının gönderdiği hediyeleri reddetmesi ve ' ben hakkı müdafaa ettim ve bunu Allah için yaptım Kimseye yakın olmak istemedim ve dünyalıkta arzu etmedim' ifadesi bunu göstermektedir.

" ( forummemurlarnet) Son söz olarak şunu demek istiyorum: Ebu Hanife (ra), günümüz dünyasında, camilerimizde bu yönüyle anlatılmamaktadır.

Sadece kıssa yönü, hikaye, keramet tarafı ifade edilmektedir Zaten, toplum, kitlesel halde, bölük-pörçük olduğu için, cemaat cemaat ayrılıklara koştuğu için, Ebu Hanife'yi tanımak zahmetinde bulunmamaktadır Rabbimiz!.

Bu aziz millete, mezhep sahibi Ebu Hanife hazretlerini yakinen tanıma, anlama fırsatı lütfetsin!.

Selam ve dua ile Şerafettin Özdemir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık