Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Ebu Hanife'nin Kur'an'a Hizmeti ve Hadis Anlayışı
 EBU HANİFE (RA)'İN; KUR'AN'A HİZMETİ VE HADİS ANLAYIŞI!..
 
   " ( Resûlullah'ın:) Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir, demesine karşı Allah: Şimdilik sen ondan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu." ( Zuhruf sûresi, âyet 88,89)
    Bu günkü yazımla, büyük önder, büyük hukukçu, mezhep sahibimiz, tüm müçtehidlerin hocası, hocaların hocası, şehid, direnç sahibi, iman eri, bir yiğit insan olan Hz. Ebu Hanife (ra)'dan bahsedeceğim. Makamı cennet olsun, nurlar içerisinde yatsın!.. Mevzuma başlamadan önce, 2011 yılında, kaleme almış olduğum " Cehalet" başlıklı şiirimden iki kıta alarak devam ettirmek istiyorum:
         Cehalet!..
    " Adım adım gezdim, Şark diyarını,
       Bulunmaz hoş görü, dolu cehalet.
       Düşünmüyor kimse, dünü yarını,
       Fakirliğe sebep, olmuş cehalet!..
                                  x
       İnsan hayatı mı, ucuz, çok ucuz,
       Ölüyor suçluda, ekseri suçsuz,
       Bilgi, bir ışıktır, olmuyor onsuz,
       Çökmüş, katran katran, rezil cehalet!.." ( Ş. Özdemir)
    Yıl 1983, Eylül ayı.. Hac görevlisi olarak, hacı adaylarımla birlikte Bağdat şehrindeyim!.. Daha, Bağdat şehrine gelmeden önce beni bir heyecan kaplamış, içim kıpır kıpır bir aşkla, bir sevda ile yanıp tutuşuyordum..Kendimi yokladım, anladım ki, bu his, bu heyecan, bu iştiyak, mezhep sahibimiz İmam-ı Azam aşkı idi!..
    Çünkü, onu çok çok okuyor, hayat serancamını biliyor, çekmiş olduğu zulmü, işkenceyi, kelepçeyi , zindanda öldürülmeyi anlıyor, onları düşlüyordum.
    Sonra da, bir Müslüman olarak, mezhep imamı, Ebu Hanife'nin, Kur'an'dan ve sahih hadislerden ve kıyası ile ortaya dökmüş olduğu içtihatlara göre amel ettiğimizi hesap ediyor, hacı adaylarıma bunları bir bir anlatıyordum.
    Bağdat'a ulaştığımızda, edeple, saygı ile, hürmet ve ihtiramla camisine girmiş oldum. Caminin ortasında bulunan makberesini ziyaret ettim, tabii ki, bir kabir nasıl ziyaret edilirse, öyle yaptım!.. Dua üstüne dua, selam üstüne selam verdim!..
    O büyük imamın, hayatı gözümün önünde canlandı!.. Emevi krallarının, Abbasi sultanlarının, hanedan ehlinin ona yapmış olduğu kötülükleri, eziyetleri, bukağıları, kelepçeleri, vurmuş oldukları dayakları, kendi cismimde, kendi vücudumda hissedercesine yaşadım ve yaşadım!.. İsterseniz, onun sivil itaatsızlığını değerlendirelim:
     Niçin Sivil İtaatsizlik Kavramı?
    " Sivil itaatsizlik kavramı, düşünce tarihinin hukuk ve siyaset açısından okunması açısından mihenk taşı konumunda olup; bir zoon politikon olan insanın devlet denen ve toplumsal sözleşme temelinde örgütlenmiş aygıt ile olan ilişkilerini özgürlük ve hukuk kavramı çerçevesinde kurgulamasını ifade eder.
    Bu, bireysel bir adalet ve özgürlük anlayışıyla birlikte onun ötesine geçmek ve toplumsal bir adaleti öncelemenin bilincinde olmak demektir. Zira toplumsal sözleşme ve uzlaşmadan kasıt, belirli bir topluma girmek veya belirli bir yönetim şeklini sorgulamaksızın kabul etmek anlamından ziyade belli ahlaki ilkeleri kabul etmek demektir. Ahlaki adalet, doğruluk ve dürüstlüğü öncelediği için otoriteye bağlılığı şartıdır.
    Bu çerçevede yapılacak bir okuma sonucunda , öncelikle, bir hakkaniyet ölçütü olarak adaletli ve doğru olmayı önceleyen bir alimin ve onun düşüncelerinden teşekkül eden hukuk ekölünün, düşünce tarihimizdeki yönetim biçimleri ve gelişmeleriyle, toplumsal gerçeklikleri hukuk etiği açısından nasıl etkilediğini görebiliriz.
    Birey devlet ilişkilerinde, devletin bireyi bir kul olarak değil de, yüce ve bağımsız bir kuvvet olarak görmesi, otoritesini bireyden alması, hür ve aydınlık bir devlet yapısı için şarttır.
    Bu bağlamda, hangi dönemde olursa olsun, kanun/ferman/emir adı altında sunulan yaptırımın? Bir eylem ve tutumun yanlış olduğunu düşündüğüm zaman ortaya koyacağım  doğru davranış nedir? Sorusu bağlamında sivil itaatsizlik ortaya çıkar. Bu nedenle, pasif direnme veya güncel ismiyle sivil itaatsizlik, hak ve hürriyetlerin korunmasında ve kazanılmasında  zaman zaman oldukça etkili olarak kullanılmakla beraber, uygulanması hiç de kolay olmayan; aksine son derece çetin olan bir yoldur.
    Zira baskı ve şiddet karşısında barışçı direniş, şiddete şiddetle karşı koymada olduğundan çok daha fazla yürek pekliği, sabır, fedakarlık ve moral güç ister.
    Bu zorlukların yanı sıra yapılan hukuksuzluklar karşısında kitlelerin tahrik olmalarını engelleyerek olası yanlışlıkların önüne geçebilecek, gerektiğinde kitleleri olumlu bir şekilde sürükleyecek güçlü bir liderin gerekliliği, Ebu Hanife'nin düşüncelerini önemli kılar.
    Çünkü pasif direnmede, hakikate ve adalete derinden bağlılık temel olduğu için, kanun, adı altında olsa, vicdana uymayan işler talep edilince, buradaki hukuki sapma ve yanlışlık hakkında mezhep imamı olması hasebiyle Ebu Hanife'nin tutumu ve siyasi duruşunu bir de sivil itaatsizlik bağlamında okumanın çok faydalı olacağı kanaatindeyim." ( forum.memurlar.net/konu/)
    İmam Ebu Hanife (ra), dileseydi, arzu etseydi binlerce, yüz binlerce insanı sokağa döker, Emevi ve Abbasi krallarına gerekli dersi vermiş olurdu.
    Zaten, bu iki yönetim insanları da bunu, onun bu özelliğini bildikleri, yakinen takip ettikleri için, imamın peşinden ayrılmamışlar, her türlü göreve çağırmış, vazife almasını istemişlerdir!..
    Ama, her iki yönetimin elleri Evlad-ı Resul'e kalktığı, onların mübarek kanlarını bir hiç uğruna döktükleri, peygamber torunlarını vahşiyane bir şekilde yerlerde, isimlerinden dolayı, kimliklerinden ötürü süründürdükleri için, Ebu Hanife gibi bir alimin ve allamenin kendisine gelen teklifleri kabul etmesi düşünülemezdi.
    Ebu Hanife (ra), Emeviyye ve Abbasi zulmünden çok çekmiştir!.. Bir kere, kendisi Arap değildi!.. Ne kadar üstün ilimlerle mücehhez bulunursa bulunsun, yine de onların gözünde " Mevali" bir insandı. Yani, kölelikten gelme, Araplar gibi " üstün ırk"a mensub biri değildi.
    Ama, buna rağmen, başı boş bırakılacak, imamın keyfince hareket serbestliği tanınacak biri değildi. İlmiyle amil, ameli salih bir insan, adaletten, hak yoldan ayrılmayan, hakkı konuşan, hiç bir idareciye yaltaklık yapmayan, eğilmeyen, bükülmeyen bir şahsiyetti. Onun içindir ki, böylesi bir kimliğin başı boş bırakılması düşünülemezdi.
    Ya verilen görevi kabul edip hadımlaştırılacak, ya Evlad-ı Resul tarafını tutmayacak veya ömrü billah zindanlarda ömrünü tamamlamış olacaktı. Netice de öyle oldu. Emeviyye'nin, Abbasilerin tüm lütuf dolu tekliflerini bir taraf ederek, Allah yolunda ölmeyi tercih etmiş, sivil itatsızlığı yeğlemiştir.
    Netice olarak;
    " İmam-ı Azam'ın siyasi duruşunda pasif muhalefet tarzına, yani güncel ibaresiyle sivil itaatsızlığe örnek olacak tavırlarını ana hatlarıyla, ama analitik bir şekilde tartışmaya açalım:
    1- Tesbit: Dini/fitrî yapıya ve hukuka aykırı bir düzenlemeye ve devlet başkanın yaptırımına meşruiyet sağlayacak hiç bir davranış içinde bulunmamak gerekir. Burada fıkıh teriminin din terimiyle özdeş olarak kullanıldığına dikkat edilmelidir; çünkü fıkıh, dini derinliğine anlamaktır.
    Bunu yapabilen kişi, hak ve sorumluluklarının bilincinde  demektir. Önemli veya sıradan da olsa bir resmi görev kabul etmeyerek, dini anlamak ve uygulamak bağlamında bireyin bedensel ve sosyal davranışlarını düzenleyen hukukun, bir takım kuru yaptırımlar olmanın ötesinde, bireysel ve toplumsal dönüşümü sağlayan kalbi hallerin fıkhına dönüşmesi, düşünce ve eylem uyumu ve uygunluğunu gerektirir.
    Örnek: Ebu Hanife, ilmiyle amil olan bir düşünür olarak, bu uygunsuzluğu bozacak hiçbir davranış içinde bulunmamış ; baş kadılık gibi çok önemli görevleri kabul etmediği gibi, basit ve sıradan bir cezalarını göze almıştır.
    Güvenirliliği o dereceye varmıştır ki, muhalif bir duruşu olmasına rağmen, hazineden sorumlu olan yetkili olmasını talep edilmiş, o, bunu da reddederek, sadece ilim talebinde bulunmayı ve öğretmeyi tercih etmiştir. Bu entelektüel tavır, insanlar üzerinde kimsenin tahmin etmediği kadar etkili ve verimli olmuştur." ( forum.memurlar.net/konu/)
    İşte, bu büyük imamı yani mezhep sahibimizi yürekten kalbi olarak alkışlıyorum.. Böylesi halleriyle, milletin gözünde büyümüş, hiç bir kimseden çekinmeden, hakkı, hakikati söylemeye ölünceye kadar devam etmiştir.. Kabri nur, makamı cennet olsun.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık