Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Ezan Ebediyyen Kur'an Diliyle OKunacak

EZAN-I MUHAMMEDİ;  EBEDİYYEN KUR'AN DİLİYLE OKUNACAKTIR!..

" Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır." ( Mâide sûresi, âyet 58 )

" ( İnsanları ) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve " Ben Müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha güzeldir?" ( Fussilet sûresi, âyet 33 )

" Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı ( ezan okunduğu ) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır." ( Cum'a sûresi, âyet 9 )

Ezan; tüm İslam memleketlerinde, emredildiğinden bu yana Kur'an diliyle okunmakta, kubbeleri, minare şerefelerini  süslemekte, çın çın okunduğu zaman bütün dikkatleri üzerinde toplamakta ve huşu ile, huzur ile dinlenilmektedir.

Ama, ne hazindir ki, ülkemizde, 1932 tarihinden itibaren 1950 yılına kadar 18 yıl gibi bir zaman diliminde,  " Tanrı Uludur" şeklinde okunarak, bu aziz milletin, küsmesine, kırılmasına, incinmesine, zorlanmasına, zor koşulmasına sebep olunmuştur.

Bu açıdan mes'eleyi bir alıntı yazı ile değerlendirecek, 18 yılın nasıl bir manzara arzettiğini, millete vermiş olduğu baskıyı, cendereyi, korkuyu anlatacağım:

" 18 Haziran'a Nasıl Gelindi?

1950 yılının 16 Haziran'ı, yakın tarihimizin kırılma anlarından biridir. Türkiye, 1932 yılı ortalarından itibaren " Tanrı uludur, Tanrı uludur" şeklinde okunan Türkçe ezanı o gün resmen terk edip Arapça ezana, daha doğrusu aslî diline geri dönecektir.

Gerçi 16 Haziran günü yapılan yasa değişikliğinde Türkçe ezan okumak yasaklanmış değildir, sadece Arapça ezan okunması üzerindeki yasak ve ceza kaldırılmıştır, o kadar. Ancak Türkçe ezan okumak serbest olduğu halde 16 Haziran günü ikindi ezanından itibaren Türkiye'de bir tek minarede olsun Türkçe ezan okuyan ne duyulmuş, ne de görülmüştür.

Bu da gösteriyor ki, yasaklama boşunaydı. Halkın gönlünde " ezan" denilince Arapça veya Adnan Menderes'in o çok ustalıklı deyişiyle " din dili"nde okunan " Ezan-ı Muhammedi" yatıyordu.

Demokrat Parti'nin yaptığı bu değişiklik, 18 yıl boyunca halkın gönlünde mahfuz tuttuğu asıl ezanı minarelerin şerefelerine taşımak olmuştu. Zira o gün arifeydi, ertesi gün mübarek Ramazan ayı başlayacaktı. Halkın sabırsızlanmasının sebebi buydu.

Bu yüzden kanunun bir an önce çıkması için hangi partiden olursa olsun milletvekilleri üzerlerinde ağır bir  toplumsal baskı hissediyorlardı. Hatta milletvekilleri Türkiye Büyük Meclisi'nin bahçesinde toplanan halk tarafından adeta kuşatma altına alınmışlardı. Burada toplanan halka, belki de meclis tarihinde ilk defa, dışarıya hoparlör uzatılarak görüşmeler dinletilmiş, usul gereği yapılan konuşmalardan canı sıkılan halk, bir an önce oylamaya geçilmesi yönünde tezahürata başlamıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de heyecan had safhadaydı. Kanun hakkında konuşmak isteyenler, ister Cumhuriyet Halk Partili, ister Demokrat Partili olsunlar, bizzat partileri tarafından protesto ediliyorlar, kendilerine şimdi sözün sırası olmadığı hatırlatılarak bir an önce oylamaya geçilmesi için sıra kapaklarına vuruluyordu. Sanırım Meclis çatısı altında böylesine ilginç bir " susturma" ve " protesto" yöntemi de ilk ve son kez görülüyordu.

Nihayet madde ittifakla kabul edildi, ardından Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a gönderildi. Ama babam Rafet Armağan'ın hatırladığı kadarıyla Celal Bayar o sırada İstanbul'dadır ve bir vapurdadır. Bu da ilginç : Yasa oylanır oylanmaz Bayar'a telsizle gönderilir. Bayar'da telsizle onayladığını bildirir ve yasa yürürlüğe girer.

Şimdi iş kanunun duyurulmasına gelmiştir. Aynı gün müftülüklere bildirilen Arapça ezan yasağının kalktığına dair bilginin ardından ' ilk ezan' beklentisi toplumda giderek yükselmeye başlar.

Vakit öğleyi geçmiştir. İkindi ezanı hahişkâr bir şekilde beklenmektedir. Hazırlıklar yapılır. Yine babamın anlattığına göre, o saatlerde Urfa'da esnaf kendine göre kutlama hazırlıkları bile yapmıştır. Bayrak, süs gibi şeyler asılmıştır çarşıya. Belki de ilk kez vakit girse de bir an önce ezana kavuşsak diye sancılanmaktadır insanlar. Ezan uğrunda sancılanmaktadırlar ki, bu maalesef şimdi yitirdiğimiz çok ince bir duygudur.

Nihayet vakit girmiş, ezanın Arapça okunması beklenir olmuştur. Urfa'da o zamanlar müezzinler âmâlardan seçilirmiş. Hasan Padişah Camii'nin müezzini - ezan şimdiki gibi hoparlörle okunmamaktadır henüz- minareye çıkartırlar. İlk " Allahu Ekber" sesine kulak kabartılmıştır. Pür dikkat... Beklenmektedir...

Bir, üç, beş, derken dakikalar geçer ama ezan sesi gelmez bir türlü. Müezzini görürler şerefede ya, nedense okumamaktadır. Seslenirler kendisine; cevap alamazlar.  Bunun üzerine " Git bak bakalım ne olmuş" diye bir genci gönderirler şerefeye.

Genç birazdan soluk soluğa iner aşağıya. Hep birlikte merakla sorarlar: " Neden okumuyor müezzin?" Genç cevap verir: " Ağlıyor da ondan!" Âmâ müezzin ağlamaktan ezan okuyamamaktadır." ( Türkçe ezan ve Menderes, M. Armağan, say. 10-11 )

Netice olarak;

Binlik yıllık Müslüman-Türk tarihimizde, ezanın 18 yıl kesintiye uğraması, gerçekten bu aziz millet için çok zor olmuş, bir bakıma camilerinde cemaat kalmamış, camilerde bu sebeple başka alanlar için kullanılmıştır.

Halbu ki, bendeniz bile, ezanın Türkçesinin öğrenilmesine, anlamının ezberlenmesine karşıt biri değilim. Ama, İslam'ın evrensel lisanı olan Arapça ezan; tüm dünyada bir tek dil ile okunmaktadır o da Arapçadır.

Arapça, ezan, İngiltere'de aynı, Amerika'da aynı , Yemen'de aynı, Endonezya'da aynı ve tüm dünyada Arapça okunmaktadır.. İran Şia'sında, ufak-tefek eklentiler olsa da, orada da ağırlık Arapça üzerinedir!..

On sekiz yıl gibi bir zaman dilimi, hatırlanacak, takip edilecek, araştırılacak olursa, Arapça ezan okuma adına binlerce, iddia, hikaye, yaşanmışlık, zorlama, cebir ve icbar, sonunda da dayak ve mahkumiyet bulunmaktadır..

Bilhassa, şunun iyice bilinmesi, idrak edilmesi lazımdır. Mustafa Kemal Atatürk, Türkçe ezanı; bir Türkçe kültür, neslin ezanı Türkçe olarak algılaması şeklinde düşünmüş, planlamış olmasına rağmen, sonra ki yıllarda, yani 1940-ile 1950 arasındaki tutumlar, zorlamalar bir ard niyeti, ezan düşmanlığını göstermektedir..

Rabbim!.. Bir daha bu millete, bu tür kaos dolu günleri , ızdırap içeren zamanları göstermesin!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık