Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

FENDİLERİN SAPTIRMASI VE TASAVVUF

" Ey Rabbimiz!.

Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler" ( Ahzâb Sûresi, âyet 67 ) " Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.

" ( Ahzâb Sûresi, âyet 68) Tabii ki, imparatorluk süresince, bilhassa yükselme devirlerinde Müslüman Türk ordusu, kendini İslam'a adamış, Resulullah (sav)'e gönül vermiş tasavvuf büyüklerinin bir hayli hizmetini, manevi desteğini görmüş, yaşamış bir milletiz! Örneğin, İstanbul fethinde hoca Akşemseddin efendinin tüm direnmelere, içten içe karşı çıkışlara rağmen, direnmiş, Fatih Sultan Mehmed'e manen önderlik ve rehberlik yapmıştır!.

Hatta, Fatih Mehmet, onun bu manevi erdemine karşılık, ilk defa surlardan içeri girerken, kendisini selamlayan insanlara hocası Akşemseddin'i işaret etmesi, onun ne denli büyük bir alim, derviş, fazıl bir kişi olduğunu göstermektedir Ne yazık ki, sonraki zamanlarda bu ortam şirazeden saptırılmış, ehil, liyakatli olmayan kimselerin elinde oyuncak haline dönüştürülmüştür.

Şu alıntım, bir nebzecikde olsa mes'eleyi vuzuha kavuşturacaktır! " Avni İlhan'ın " Mehdilik" adlı kitabında yazdığına göre; Sünni İslam'da Mehdi'yi bir inanç esası olarak kabul edenler de reddedenler de vardır.

Hadisenin dayandırıldığı kaynaklardan biri Endülüslü, sosyoloji ilminin babası sayılan " Mukaddime"nin yazarı İbni Haldun'un adı geçen eserindeki bir bölümdür Diğeri ise çoğu İslam âliminin sahih ( gerçek) olmadığı kanaatini taşıdığı bir kaç hadis" Kur'an'da " Mehdi" kelimesine rastlanmaz.

Mehdi'nin mevcut olduğu veya geleceğine dair hiç bir ayet yer almaz " Mehdi"yi bekleme inancı Sünni Müslüman topluluklar arasında da Şiilerin anladığı tarzda yaygın olmuştur Halbuki bu onların anladığı tarzdaki İslam'ın dinamizmi ile bağdaşmayan bir husustur.

" ( Avni İlhan, Mehdicilik, s 147) Şii İslam'daki Mehdi beklentisi ile Evanjelist Hristiyanların Mesih beklentisinin hemen hemen birebir örtüştüğüne dair detaylı bilgileri, R.

Kağan Kurt, " Evanjelizm-Dünya İmparatorluğu ve Türkiye" adlı eserimizde bulabilirsiniz Mehdi inancının ana fikri " dönüş"tür Ve dönüş inancı Yahudilik ve Hristiyanlıktaki Mesih ile örtüşmektedir.

Ayrıca bir hususun daha altını çizelim Mesih veya Mehdi'nin " son savaş"ta yeneceği " Deccal" Kur'an'da yer almaz İncil'in vahiy kitabının 13.

Bölümünde yer alır ve açık açık tarif edilir Deccal'ı temsil eden sayı da 666'dır Ancak mevcut İncillerin hiçbiri vahiy kitabı değildir.

" (ortadoğugazetesinet) Ne acı ki, Sünni Müslümanlar ve bilhassa ülkemizdeki tarikat alanında " Mehdi" " Mesih" sayıları çoğalmış, her tarikat şeyhi, lideri ve mürşidi kendini şeyh, mürşid ilan ettiği gibi, daha yükseklerden uçmak, müridlerine hava atmak maksadıyla Mehdi ve Mesih olduklarını da kabul ettirmişlerdir Mehdi ve Mesih geçinen insanları, ülkemizde sayacak olsak, vallahi bir tabur, bir alay olacak kadar fazladır!.

Hani, asırlardan beri, İslam'ı; Hristiyanlığın peşinden koşan bir din haline getiren mürşidizm, pirizm, şeyhlik ve üstadlık odakları , İsa peygamber, nasıl Allah'ın sağında oturmakta ise, bizim veli, evliya kesimleri de ondan aşağı kalacak durumda değillerdir Bizim Mehdiler de, Mesih'lerde, yüce Allah'ın yanına manen uçmuş, İsa ile yarış halindediler.

Halbuki, aynı pozisyonu Resulullah (sav)'e vermezler, sahabe-i kirama hiç kaptırmazlar, mezhep imamlarını zaten hiç oralara yakıştırmazlar, ancak ve ancak kendileri, o makamlarda boy gösteriler Evet, bol keseden atmak, saf, masum insanları, okumamış, Kur'an tahsil etmemiş insanları kandırmak, onları söğüşlemek, sömürmek basitin basitidir Aslolan nedir biliyor musunuz? Madem ki, tasavvuf yerleşmiş, ümmet içerisinde kurumsallaşmış bir yapıdır.

İslam ve Kur'an Müslümanlığında böyle bir şey olmasa bile, kurumsallaşmasından dolayı, yerleşmesinden ötürü, bundan asgari ölçülerde istifade etmek gerekir Tarikatların başında bulunan şeyh efendilerin, Müslümanların yararına olan çalışmalar yapmalarıdır Örneğin, Darende İlçemizde Hakk'ın rahmetine kavuşmuş olan merhum Hulusi Efendinin yaptığını yapmak lazımdır.

O büyük insan, devlet, millet, ülke yararına çalışmalar yapıyor, eğitim seferberliğine katkıda bulunuyordu Bir kere, kendisi dolu dolu idi!.

1987 yılında bir grup din görevlisi ile kendisini ziyaret ettiğimizde, görmüş olduğum manzara beni hayran bırakmış, o muazzam kütüphanesi karşısında hayretlere düşmüştüm! Merhum Müftü Ahmet Komşul ile birlikte, anı defterine notlar yazmış, hayranlığımızı, saygımızı ifade etmiştik.

Ayrıca, Hulusi Efendi, İlçesine Kur'an kursları, Müftülük binası, İHL Lisesi , İlahiyat Fakültesi ve Hastane gibi benzeri kuruluşları kazandırmış bir muhteremdir İşte, mürşitlik böyle olmalıdır.

Kendisini halkına, halkın hizmetlerine adamalıdır Yoksa, lüzumsuz, gereksiz tavır ve davranışlar içerisine girerek, keramet göstermek, havalarda uçmak, denizlerde yürümek, ateş ellemek, kendisini şişletmek gibi cambazlıklar, ne İslam'ın emridir, ne de insan fıtratına uygun haller değildir!.

" Geleneksel dinin uygulayıcıları, atalarından miras kalan mezheplerine hiçbir akılsal kritere dayanmadan uyarlar Mezhebin bu tabileri, mezhep büyüklerine kadar zeki, ne kadar üstün ahlaklı olduklarına dair hikâyeler anlatarak bağlılıklarını meşrulaştırmaya çalışırlar Bu şahıslara göre büyükleri ( mezhep imamları) her şeyi düşünmüştür.

Onlara uymak yeterlidir; onların karar verdiği bir konuda düşünmek, tartışmak, sorgulamak edepsizliktir Geleneksel yaklaşımı benimseyenlerin dini doğrudan öğrendiği bir kaynaksa tarikattaki şeyhleridir Tarikattaki bu şeyhlere de çoğu zaman " efendi" ve "efendi hazretleri" gibi ünvanlar yakıştırılır.

Vefat etmiş mezhep imamlarına karşın bu efendiler yaşayan dini kaynaklardır Bu " büyükler"e ve "efendiler"e uymaktaki temel mantık aynıdır; düşünmeden tabi olmak, sorgulamamak, aklı çalıştırmadan onların aklına güvenmek Oysa Kur'an'ın alıntıladığımız ayetinde örüldüğü üzere, bir çok insanın doğru yoldan sapmasının sebebi " büyükleri"ne, " efendileri"ne körü körüne bağlanmalarıdır Aklı çalıştırmanın yerine taklidi ön plana çıkartmanın, atalara uyarak ya da çoğunluğun tercihine bakarak ve efendilere, büyüklere teslim olarak yol bulmanın hiçbirini Kur'an kabul etmemektedir.

Kur'an dinin kaynağı olarak kendisinden başka ne bir efendiyi, ne bir mezhebi, ne bir hadisi, ne de herhangi bir tarikatı gündeme getirmemiştir Kur'an'a göre doğruya ulaşma, aklı dışlamayla değil; aklı kullanma ve düşünme faaliyetiyle gerçekleşir: " Hâlâ Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda bir çok tutarsızlık bulurlardı" ( Nisâ sûresi, âyet 82) ( tektanri.

com/Kur'an) Bu ayeti kerimeden şunu anlıyoruz: Aziz kitabımız Kur'an-ı Kerim, hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından bir bütünlük arzetmektedir İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgünlük bakımından daima aynı olmaz Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu hal ve şartlara göre değişir.

Kur'an'ın ifade ve üslûbu ise baştan sona emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir Bu sözlerin ihtiva ettiği mana, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyyete kadar hemen her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum arzetmektedir Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur'an'ı Kerim'in insan eseri olmadığını, Allah'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya, tefekkür, tezekkür etmeye yetecektir.

Netice olarak; Tüm bu anlatımlardan anlıyor ve öğreniyoruz ki, tarikatlar, tarikatçılık, tasavvuf, şeyhlik, mürşitlik, başlı başına birer bağımsız kurum ve kuruluş olmayıp, Kur'an'a, onun aziz Peygamberi Hz Muhammed (sav)'in öğretilerine göre, hareket edilirse, müritler bu doğrultuda eğitime, öğretime tabi tutulursa, sanırım, daha çok faydalı olacak, haklarındaki bir hayli uyduruk, saçma, akıl dışı hikayelerden, mev'izelerden, öykülerden kurtulmuş olunacaktır!.

Diğer taraftan, tarikatlar ve tarikatçılık, aksiyoner, aktivite sahibi insanlar yetiştirmelidir!.

"Şeyhe kulluk" değil, " buyur efendim" değil, "robot mürit" hiç değil, tam bir Kur'an insanı, Kur'an bendesi, onu okuyan, anlayan ve yaşayan insan yetiştirmek boynumuzun borcu olmalıdır! Hani, Kuşadalı merhum, tekkesi yandığı zaman, yeni bir tekkenin yapılmasına, imar edilmesine gerek olmadığını vurguladığı bilinen, okunan bir realitedir.

Çünkü, imparatorluğun son dönemlerinde, tarikatçılık, tekkeler, dergahlar, zaviyeler, birer tembelhane durumuna dönüşmüş, asker kaçaklarının, devlet düşmanlarının birer barınağı haline gelmişti Tasavvufda, esas gaye, Kur'an'a göre insan yetiştirmek, eğitmek, kültürlü, aydın, çağdaş, bilgi yüklü insan yetiştirmek olmalıdır Rabbimiz!.

Bu taleplerimizi gerçek kılsın! Âmin!.

Selam ve dua ile Şerafettin Özdemir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık