ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

FIKIHTA ZEKÂT NİSABI VE GÜNÜMÜZ ŞARTLARI!..

" Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin." ( Bakara sûresi, âyet 43 )

" Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür." ( Bakara sûresi, âyet 110 )

İlmihal ve fıkıh kitaplarında, İslam'ın; beş temel esasından hem de namazla birlikte zikredilen Allah'ın zekât emri olan  nisap miktarı, günümüz koşullarında düşünülmesi, değerlendirilmesi, ne derece tatbik edilir olması gereken bir husustur. Çünkü,

Müslüman toplumların, 21 nci asırda; hayat şartları, geçim usulleri, gelir ve gider dağılımı bu hususları düşündürmeye, irdelemeye yöneltmektedir. Onun içindir ki;

" Zekâtın iki boyutu vardır. Birinci boyutu her zaman ve zeminde değişmeyen varlıklı kimselerden alınıp Tevbe suresi 60 ncı ayetinde:

" Sadakalar ( zekatlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, ( zekât toplayan) memurlara, gönülleri ( İslâm'a) ısındırılacak olanlara, ( özgürlüklerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir." ( Tevbe sûresi, âyet 60 )

Ayetinde bahsedilen şahıslara verilmesi konusu. İkinci boyutu ise zaman ve zemine göre varlıklı olmanın veya İslam'ın öngördüğü zenginlik sayılan şeyin/ miktarın durumu.

Birinci konu ayetlerle tesbit edilip hükme bağlanmasına rağmen, ikinci konuda belirleyici bir ayet yoktur. " Şu miktar zenginliktir" denmiyor. Çünkü zenginlik olan şey zamana ve zemine göre değişebilen bir özelliğe sahiptir.

İşin bu boyutu, yaşayan ekonomiyle alakalıdır. Ekonominin takip ettiği seyir çizgisi bazı değerleri değersiz hale getirirken bazısını da değerlendirmektedir. Bu her ülkeye göre değiştiği zamanla da değişmektedir.  Örneğin;

Peygamberimiz zamanında zenginlik sayılan yaklaşık 96 gram altın ve 640 gram gümüş bugün zenginlik olmaktan çıkmıştır. Keza hayvanlardan belirlenen zenginlik unsuru 5 deve ve 40 koyun da öyle.

Bugün ne beş devenin ne de kırk koyunun zenginlik adına bir değeri kalmıştır. İşte işin bu kısmı Allah tarafından zamanı yaşayan Müslümanların içtihadına bırakılmıştır.

Bu nedenle Hz. Muhammed (as) yaşadığı dönemdeki nisabı/ mallardaki zenginlik sayılan miktarı belirlerken içtihad yapmıştır. Bu içtihad tabiatı gereği hayatın değişen şartlarına intibak ettiği sürece aynen alınıp uygularken; intibak etmediği zaman ve zeminlerde ise, aynı usul ve gaye ile yeniden içtihad yapılarak hayat intibakı sağlanır.

Bu konuda hiç kimsenin içtihadı değişmez değildir. Çünkü değişen ekonominin şartları onu da bir zaman sonra değişmeye mahkum edecektir. " ( İktibas Dergisi, Haziran 2008, sayfa 29 )

Yani, bu günkü koşulları inceleyerek, hesap ederek, ekonomik hususları nazari itibare alarak, gelir ve gider mes'elelerini ele alarak, bu hususların, nisap miktarlarının yeniden gündeme taşınması lazımdır..

Bu tabii ki, bunları hesap edecek, ele alacak, bilgin hocalarımıza, İlahiyatçı ulemaya büyük işler, mes'uliyetler düşmektedir.

Hamdolsun, böylesi yeteneklere sahip, teknik imkan ve birikimlerle bu mes'eleye el atacak alimlerimiz, sanırım, bu hususlarda, korkmadan, ürkmeden, her hangi bir tedirginliğe meydan vermeden çalışacaklardır..

Aksi halde, " İçtihad kapısı kapalıdır" saçmalığına mes'eleyi havale edersek, akıl ve beyinlerin durağanlaşması, tüm beşeri yeteneklerin buz dolabına hapsedilmesi demek olacaktır.

Her ne kadar, " İçtihad kapısı kapalıdır" denilse de, maşallah, hayat, İslam adına yenilikler, aksamadan her hangi bir inkıta uğramadan aynen devam ederek gitmektedir. Örneğin;

Dünkü zamanlarda, organ nakli, tüp bebek ve benzeri hususlar, akla bile gelmezken, bu günkü dünyada bu hususları, toplumlar fersah fersah  aşmış durumdadır.

Sayın Mehmet Görmez hocamızın; ekranlardan, organ naklini dile getirmesi, dillendirmesi, tavsiyede bulunması örnek davranış olsa gerektir. Demek ki, yenilik, içtihadi çalışmalar, kendiliğinden gelişip, hayatta tatbik imkanı bulmaktadır. Zekatta, nisap miktarları da öyledir. Dolayısıyla;

" İslam'da bu ve benzeri olayların içtihadi olması asla tesadüfi değildir. Şârî'nin kullarına olan sonsuz merhametinin eseri olarak alınması gerekir. Allah Teala kıyamete kadar yaşayacak olan bu dinin, her zaman ve zeminde uygulanabilirliğini bu yöntemle temin etmiştir.

Dinin itikat, ibadet, ve ahlakî konularında açıklık, aynilik ve değişmezlik esastır. Ancak ameli konularda konuya taalluk eden açık bir nâss yoksa, o konuda Kur'an'ın ilkelerine ters düşmemek kaydıyla içtihad yapılır.

Müslümanların içinde bulunduğu müşkül böylece çözüme kavuşturulur. " Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar." ( Şûrâ sûresi, âyet 39 ) başta peygamberimiz olmak üzere müminler de bu güne kadar uygulamışlardır.

Bunun ilk delili Bedir esirleriyle ilgili uygulamadır. Yapılan içtihadlar tamamen galip zandan ibarettir. Yapanı bağlar iken diğer kimseleri bağlayıcı değildir; dileyen alır dileyen bırakır.

Ancak umumu ilgilendiren bir konuda devletin tercih ettiği içtihada gizli açık herkesin uyması zorunludur. Başka türlü kamu düzenini sağlamak mümkün değildir.

Münferit konularla ilgili Ebu Hanife'nin şu sözü manidardır: " Bu Numan bin Sabit'in ulaşabildiği en son kararıdır; dileyen alır dileyen bırakır." Ferdi ilgilendiren konularda her içtihadın durumu böyledir. Bu demek değildir ki , din sadece içtihatlardan ibarettir.

Yeniden hatırlatalım ki, sadece ameli konularda ve konuyla ilgili bir nâssın olmadığı yerde, adalet ve ehliyet sahibi kimselerce yapılması halinde meşruiyet ifade eder. Hakkaniyet sahibi olmayan kimselerin hezeyanlarına ne Allah değer verir ne de Müslümanlar." ( a. g. dergi, sayfa 29)

Netice olarak;

Demek ki, günümüze kadar uygulanagelen nisap miktarları, yani, 81,18 cm. altın, 640 gr. gümüş, 40 koyun ve beş deve, insanları ne kadar zenginleştiriyor ise, bunların yeniden, hem de Kur'an baz alınarak hesap edilmesi, hesaplanması mecburi hale gelmiştir.

Ayrıca, günümüz dünyasında, örneğin ülkemiz de, laik-demokratik bir idare sistemine haiz olan ülkemizde, devletimize verilen vergiler, zekat yerine geçer mi, geçmez mi mes'elesi de açık açık tartışılmalı, açıklığa kavuşturulmalıdır.

Nice kardeşimiz bulunmaktadır ki, devlete verilen vergileri, zekat olarak algılamakta, bu mevzuda bir hayli beyin jimnastiği yapılmaktadır. ( S. Yalvaç kardeşin kulakları çınlasın).

Zekat mevzuu, miktarı, kimlere verilmesi, ne kadar verilmesi, gündemi, günü meşgul etmelidir. Çünkü, ülkemizde, garibanlar, şehid aileleri, asker yakınları, miskinler, fakirler, geçimlikleri olmayanlar bir hayli dikkat çekmektedir.

Diğer taraftan, üniversite kapılarında, eğitim-öğretim gören yavrularımız da önemli bir mes'eledir. Tabii ki, camiden, yurttan, yuvadan öncelikli olarak, fakir öğrencilerin zekatta tercih edilmesi, dinde temlik hususunun unutulmaması gerekir. Yani,

Zekat ibadetini, " Himmet" algısından kurtarmalıyız. Sufizme, şeyhizme, müridizme akan ve adı zekat olan usulsüz zekat vermelerin de önlenmesi gerekir. Çünkü,

Mürşidizme verilen bağışlar, sadakalar, zekatlar nereye, hangi kaynağa akmakta, bunları hayır sahibi Müslümanların idrak etmesi, algılaması, soruşturması lazımdır.

Rabbim!.. Tüm Müslüman bireylerin, hak üzere, hakkaniyetle vermiş oldukları zekat ibadetlerini kabul buyursun!...Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık