Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

GEÇMİŞİ UNUTMADAN, YARINLARA YÜRÜMELİYİZ!.

Geçmişi unutmak mı? Hayır!.

Hayır!.

Geçmişi unutmamız mümkün değildir Geçmişi unutursak, göz ardı edersek veya geri plana atarsak, tarih önünde mes'ul duruma düşer, geleceğe yönelik hamle yapamayız!.

Çünkü, Geçmişi unutmak demek, bin yıllık tarihimiz de, Malazgirt ruhunu, fetih ruhunu, milli mücadele ruhunu unutmak olacaktır Veya, milletçe, devletçe çekmiş olduğumuz sancıları, karın ağrılarını es geçmek olacaktır ki, bunu yapmamız, mümkün değildir Bilhassa, Milletimizin, geçmişte yaşamış olduğu acılı, sancılı, ızdıraplı zaman dilimleri, halen yaşamakta olan büyüklerimizin belleklerinde, zihin dünyalarında unutulmamak üzere yaşamaktadır.

Bu gün, yaşları 80-90 olan insanlarımıza bir sorun ki, neler görmüşler, nelerle karşılaşmışlar, bunları acı acı, sıkıntılı, stresli bir şekilde, sanki, o günleri tazeden yaşar gibi anlatmaktadırlar Bu noktadan hareketle, bir önce ki, yazımda da arzettiğim gibi, sayın hocamız, tecrübeli insan, ilim adamımız veya ilim namına son çınar diye bileceğimiz Prof Dr.

M S Hatipoğlu'unun görüşlerini, düşüncelerini ve anılarını yazmağa devam edeceğim.

Yüce Allah, kendisine uzun uzun ömürler versin dileğiyle! " Abdülaziz Tantik: Türkiye Cumhuriyeti'nin İslam'a bakış açısı nedir? Temel soru bu galiba.

Hatipoğlu: Şimdi bu sorunun cevabı 1924 Diyanet İşleri Başkanlığı kanununda vardır.

Yâni Diyanet İşleri Başkanlığını kuran kanunda, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ne ile meşgul olacağı yazılıdır Orada mealen diyor ki: İslamiyet'in akaidi ile ibadetleri ile ahlaki ile ilgili meseleleri Diyanet İşleri Başkanlığı yürütür Ama bundan maada kaynakların çözüm yeri " Millet Meclisi"dir, diyor.

Yâni İslam'ın muamelat diye nitelendirdiğimiz insan ilişkilerinin belirlendiği yer Meclis'tir diyor Müşahhas konuşmakta yâni sizin deyiminizle " somut" konuşmakta fayda var Diyanet İşleri Başkanlığı'na ne sorulur? Bayram vakitleri, ahlaki ve ibadi konular sorulur.

Ama içki fabrikasının kurulmasını soramazsınız Cumhurbaşkanı Demirelin bize sorduğu bir sualden yola çıkarak size izah edeyim !998 yılına kadar yaklaşık sekiz sene üniversite mensubu olarak Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliği yaptım.

Son senelerinde bize bir mektub gönderdi O mektuptaki suali şu: " Medeni Kanun'un Kur'an ahkâmı ile çatıştığı yerler var mı" Yani din ile uzlaşamadığımız yerler nelerdir? " Müsveddesini benim yazdığım metinde gayet açık bir şekilde cevap verdik Dedik ki eğer hukuki ayetleri harfi manada kabul edecek olursanız çatışma kaçınılmazdır.

Mesela miras meselesi.

Ceza hukukunda dile getirilen, kadına erkeğin yarısı miras hakkı ile hırsızın elinin kesilmesi hükümlerini, kadınların tanıklıkları mevzuu gibi hükümleri sıraladık Eğer dedik bu ayetleri harfiyen alacak olursak bunların devletin kanunları ile çatışması mukadderdir Türk Ceza Hukuku'nda yazılı olan kanunlar ile çatışma kaçınılmazdır diyerek, bunları yazdık ve gönderdik.

Demirel'den bir kaç ay hiç cevap çıkmadı Ve bir gün bir yerde hatırlayabildiğim kadarı ile dedi ki: " Kur'an'ı Kerim'de altı bin küsur ayet var, Ahkâm ayetleri de altı yüz kadardır Bu yüzde onu kadardır.

Yüzde onunu yapmasak ne lazım gelir" Bu mühendis kafası ile verilmiş bir karardır ve bu tutumun meselenin aslı ile hiç bir alakası yoktur Benim açımdan bu cevabın Türkiye'de İslami tatbikatın sorunlarına çözüm getirmesi mümkin değildir.

Ama esas meselesine geldiğimiz zaman eğri oturuyorsak da doğru söyleyelim: Bu meselenin halli devlet adamlarının meselesi değildir Bu mesele İslam kültürüne sahip âlim dediğimiz, en azından bu günkü ilahiyatçıların oturup çözmesi gereken bir meseledir Fakat ne kadar yüzlerce ilahiyatçı dahi çağırsanız bu meselenin hemen halledilebileceği kanaatinde değilim.

Niçin? Şimdi biz İslam şeriatı deyince Mecelle'mizde ifadesini bulan bir kanaatten hareket ediyoruz Mecelle'de kayıtlı bulunan madde şu: " Mevrid-i nassda ictihâda mesâğ yokdur" Ne demektir " mevrid-i nass" yâni herhangi bir konuda Kur'an'ın veya Sünnet'in herhangi bir hükmü varsa sizin orada onlara rağmen yeni bir hüküm getirmeniz mümkin değildir.

Mecelle'mizin, Hanefi hukukunun veya eğer hukuk ekollerinin söylediği şey budur Dolayısıyla miras hukukunda eşitlikçi bir tutumu öne çıkarmamız mümkin değildir" (www.

fikribeyannet/ MS.

Hatipoğlu) Maalesef, Osmanlı imparatorluk döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde de zaman zaman güçlük ve zorlukları yaşamış bir milletiz Bilhassa, Şer'î alanlarda görülen problemler, sürekli araştıran, yetişmiş, kariyer sahibi ulema aramaktadır Böylesi ulemalar, ülkemizde kendisini gösterdiği zaman, sanırım, çözülemeyen sorunlar çözülecek, sıkıntılar ortadan kalkacaktır.

Tabii ki, hali hazır geniş halk kitleleri, aziz kitabımız Kur'ân'ın çağa göre, zamanımıza hitap eder şekilde yorumlanmasına, klasik düşünce ve fikirlerin üzerinde bir çalışmaya müsait değildir Çünkü, halk yığınları, basit, yüzeysel ilmihal bilgilerini aşmış, Kur'ânî bilgilere, yorumlara, ictihadî çalışmalara tahammül edemeyecektir.

Dün, İmparatorluk döneminde bunları yaşadığımız gibi, kazanların kaldırıldığı, sokaklarda, meydanlarda " din elden gidiyor" naraları ile, haykırışları gibi, günümüz dünyasında da millet olarak her hangi bir çağdaş, ilerici, hamleci bir çalışma yapdığımız için yine aynısı ve tıpkısı olacaktır ve olmaktadır "Ümit Aktaş: Peki hocam, Osmanlı'dan bu yana uygulana gelen şey bu mudur? Osmanlı şerî hukuku uygulaya gelmekle birlikte farklı uygulamaları da sürdüre gelmiş değil midir? Osmanlı'da bu meselelerde hukuki bir çerçeve arama yerine, kendilerince daha kullanışlı olan örfî hukuk ile sorunu çözmüştür Bu gün yapılması gereken şey nedir? " Hatipoğlu: Bu meselenin nazari ve tatbiki olmak üzere iki boyutu var.

Nazariyat diyor ki ' Mevrid-i nassda ictihâda mesâğ yoktur' Peki, Mecelleyi yapan Osmanlı döneminde tatbikat böyle miydi? Sizin belirttiğiniz şekildeydi Tanzimat ilanı ile birlikte İtalya, Belçika ve Fransa hukuklarından bölümler alınmıştır.

Ama bütün bu işleri yapan kişilere İslam dışı oldunuz diye saldırı yapılmadı Nazariyat başka şey söylüyor, tatbikat başka işliyor Ben İslâmî Araştırmalar dergisinin ilk sayısında " İslam'ın aktüel değeri" diye uzunca bir makale yazdım.

Bu yeni yayımlanan kitaplarım da var Lütfen boş vakitlerinizde bu kitapları okuyun Medrese dışı adamların getirdiği çözüm şekillerini biz kabul etmiyoruz.

Sen İslamiyetten anlamazsın diyoruz Peki, kiminkini kabul edeceksin? İslam şeriatını bilen, ahlaklarından, ilimlerinden hiç şüphe edilmemiş kimselerin bu meselelerde getireceği çözümleri biz kabule hazırız Bu seviyede bizi ikna edecek ilmi ellerinde bulunduran kimseler var mı? Yok maalesef.

Ferî mahiyette bulabildiğimiz bazı bilgiler var Mesela verdiğim bazı misallerde gördüm ki daha birinci asırda Kur'an'ın hukuki emirleri ile ilgili olarak " şartların değişmesi yüzünden hükmün değişebileceği" söyleyen âlimler var Ve bu görüşleri bizim muteber saydığımız kaynaklarımız söylüyor bizlere.

Ama biz o kaynakları okumamışız.

Ben o misali verdiğim zaman bunu bilecek, benim çevremden bir kişi dahi yoktu Fahruddîn-i Râzî'nin tefsirinden aldım ben bunu, o dönemde Fahrûddîn-i Râzî'nin tefsirini baştan sona okuyan kimse yoktu Başka kaynaklarda da buldum.

Bazı arkadaşlar da, nadir olsa bazı kitaplarda yazdılar bunları Mesela Mehmet Erdoğan'ın yazdığı İslâm Hukukunda Ahkâmın Değişmesi kitabı önemli bir çalışmadır Ama bu kitapların daha delilli ve daha geniş kaynaklara dayalı olarak yazılması gerekir.

Niçin bunlar yazılamıyor? İşte o kaynakları okuyacak bir kadronun bizde yetişmediğini gösteriyor bu durum Türkiye'de bulunmadığı gibi diğer İslam ülkelerinde de bu okumayı yapacak kişiler yoktur Bu seviyeye henüz gelmedik.

Bu seviyeye gelmediğimiz için de problemlerimiz çözüme kavuşmuş değildir Şimdi ecdadımızın kitapları basılıyor İnsanlar bunu okuyor, ancak amele yansımasını hiç hesaba katmayan bir yaklaşımla okuyorlar, Bir konferans çıkışı başörtülü kızlar etrafımı sardılar, konuşuyoruz.

Ben de o kızlarımızdan birine bir soru sorma ihtiyacı duydum Dedim ki " Senin erkek kardeşin var mı?" Var" dedi " Annen, baban, Allah gecinden versin, vefat eder de miras taksimatına geçilirse, sana erkek kardeşinin payının yarısı verilecek dedim.

" Bakın buna verdiği cevap aynen şu: " Ne münasebet hocam" dedi" ( a.

g site M.

S Hatipoğlu) Netice olarak; Tüm bu anlatımlardan şunu anlıyoruz.

Elhamdülillah Müslümanız! Ama, millet olarak, yukarılar da arzettiğim gibi, toplum katmanlarının takriben aşağı yukarı tamamı sayılacak bir oranda, ilmihal bilgisi dışında bilgilere sahip değiliz.

Zaten tüm sıkıntılarımızda buradan kaynaklanmaktadır Başını örten hanım kızımız, altında kot pantolonu ile, düğünlerde, diğer çıplaklardan daha aşırı şekilde pozisyona girmekte, iç gıcıklayıcı bir şekilde, baş örtüsünden bile iğrendirmektedir Mahalle aralarında okunmakta olan, müdavimlerinin hanımlar ordusu olan 21 yasin, 40 yasin ve diğer mevlid proğramları yapmakla, İslam'a, Kur'an'a bir katkımız olmayacaktır.

Cuma günleri, caminin yanı başındaki evlerinde zaman geçiren, " el alma" " tesbihat çevirme" merasimleri tatbik eden hanım kardeşlerimiz, " kadınlara cuma namazı yasaktır" diye camiye gelmemektedir, Böylesi, bir toplumda, tarikat müritliğinin farzlaştırıldığı, el almanın sünnetleştirildiği, tesbih çevirmenin dini ibadet edildiği bir ortamda, ilim, bilim, Kur'ân insanı yetişe bilir mi? Toplumun ileri, daha ileri Kur'an ortamlarına ulaşabilmesi için, milletimizin, bütün imkanları kullanarak, klasik, gelenekçi atalarcı düşüncelerden kurtulması lazımdır Rabbimiz!.

Aziz milletimize, Kur'ânî aydınlık günlerde yaşamayı nasip eylesin.

Selam ve dua ile Şerafettin Özdemir .


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık