Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Haluk'un mu, Yoksa Asımın Nesli mi?
 HALUK'UN MU; YOKSA ASIM'IN NESLİ Mİ?
 
 
    " Âsım'ın nesli... diyordum ya nesilmiş gerçek.
       İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
       Şüheda gövdesi; bir baksana dağlar, taşlar...
       O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar."  ( M. Akif)
                                 ...........
    Bu günkü yazımla, madde ile mananın, ruh ile cesedin, rüku ile rükusuzluğun, secdesiz ile secdelinin mahiyetini yazacağım!.. Rabbim!.. Neslimizi; alnı secdeli, kalbi iman dolu eylesin!..
 
    Belki diyeceksiniz; merhum Akif'in evlatlarına millet olarak sahip çıkabildik mi? denilecektir!.. Tabii ki, bu soruya müsbet anlamda cevap vermemiz mümkün değildir!..
 
     Bizim millette, adet, gelenek olmuştur!.. Hayatta iken , sahip çıkmadığımız nice değerleri, iman erlerini öldükten sonra alkışlamış , değer vermiş milletiz!.. Örnek mi istiyorsunuz? 
 
    Abdürrahim Karakoç merhum, daha hayatta iken, sıradan bir şair, muhitsel kabuğunu kıramamış, tanınmamış, " Hasan'a mektuplar"ını okuyup geçmişizdir. Ama, büyük usta vefat ettikten sonra, gündeme oturdu, dile getirilmiş oldu.
 
    Üstad Hayatı Vasfi'de öyledir!.. Aşık Mahzuni Şerif'te, kendi İlçesi Afşin'da, bir türlü insanların sinesine, gönlüne taht kuramamış, naaşı bile, hiç de alakası bulunmayan Hacı Bektaş İlçesinde defni yapılmıştır!..
 
    Her neyse, konumuza dönecek olursak, " Haluk'un mu, yoksa Asım'ın nesli mi?" sorusuna cevap aramaya bakalım: Haluk; Tevfik Fikret'in çok sevmiş olduğu oğludur!..
 
    " Tevfik Fikret 1915 yılı Ağustos ayında: " Yıkılıyorum... Yavrum, yavrum!" diye yaşama veda etmiştir. Yavrum dediği, elbette biricik oğlu Haluk'tu. Haluk babası öldüğü zaman Amerika'daydı.
 
    O günlerde ülke Birinci Dünya Savaşı'nın içinde, can derdindeydi. Haluk dinde değiştirmiş, Hristiyanlık dinine girmiş, Protestan kilisesinin sadık üyesi olmuştu. Şeker hastalığından hayatı cehenneme dönen, son deminde kolu bile kesilen Fikret öldüğü oğlu Haluk babasının cenazesine gelemedi.
 
    Tevfik Fikret öldüğünde 48, oğlu Haluk'da 21 yaşındaydı. O güne kadar babasına yaşattığı en büyük şok , Haluk'un Hristiyan oluşuydu. O bu kararını verdiği zaman henüz İskoçya'daydı.
 
    Haluk'un bu kararına aile olarak çok üzülmüşlerdi. Hele annesi Nazıme hanım!.. Buna bir türlü inanmadı. Bunun gelip geçici bir heves olduğunu düşünüyordu. Ancak hayır!..
 
    Haluk, içinde yaşadığı manevi boşluğu, önce Lise eğitimini gördüğü Robert Kolejin ardındanda İskoçya'nın ve burada kaldığı Protestan ailenin etkisiyle, bu dine yönelerek doldurmak eğilimine girmişti.
 
    Haluk, Amerika'da ileri yaşlarda Teoloji dersi aldı. Sonra papaz oldu. Fikret şiirinde oğluna:
 
    " Bol bol ışık getir, teknik getir; uygarlık getir!" diye seslenmişti. Hüseyin Haluk Fikret, 1965'te 72 yaşında Amerika'da kanserden öldü. Öldüğü zaman Lake şehrinde Presbiteryen  Kilisesi Baş papazıydı." ( Kemal Arı)
 
    Tüm bunları niçin yazdım?.. Malum olduğu üzere, ülkemizde son iki asırdan bu yana, maddecilik ve maneviyat kavgası yaşanmaktadır!.. Bir kısım Batıcılar ki, iki asırdan bu yana, Müslüman Anadolu'da, ezan seslerinin yanında, çan seslerinin de olmasını, hatta camilere sıra, sandalye, masa konularak kilise içerisinde olduğu gibi ayin yapılmasını öneren, düşünen insanlar olmuştur.
 
    Oysa, Asım'ın nesli, farklı bir nesildir!.. Yüce Allah, Asım'ın neslini diriltsin, gençlerimizi, neslimizi Kur'an yolunda yürüyen, onu anlayan ve emirlerini yaşayanlardan eylesin!..
 
    Asım'ın nesli diye dile getirilen, anlam kazanan, meşhur olan sahabe-i kiram Asım bin Sabit (ra) Hz.leridir. Uhud savaşında, büyük yararlıklar gösteren Asım bin Sabit, sonraki zamanlar da, Kur'an öğretmeni olarak gönderildiği yerde arkadaşlarıyla birlikte şehid edilmiştir!..
 
    Asım bin Sabit; Allah'a, Resulullah'a söz vermişti. Her halükarda, ne pahasına olursa olsun, din ve imanını koruyacak, bu uğurda lüzumunda şehid olacaktı. Ve öyle oldu.
 
     Asım Bin Sabit (ra)'ın, başının kesilerek, Mekke'ye götürülmesi isteniyordu. Mes'elenin ilginç, harikülade tarafına bakınız ki, müşrikler, şehid etmiş oldukları Asım'ın cesedine yaklaşamıyorlardı. Niçin ve neden? Allah'ın lütfü ihsanı ile, bir Arı sürüsü o gün akşama kadar cesede kimseyi yaklaştırmadı.
 
    Aynı günün akşamında, o muhite muazzam bir sel gelerek, Asım'ın mübarek naaşının bilinmez, bulunmaz bir yere nakletmiş oldu. Bu hususta, büyük İslam inkılapçısı Hz. Ömer (ra) diyor ki:
 
    " Allahü Teala, elbette mü'min kulunu muhafaza eder. Asım bin Sabit, sağlığında müşriklerden nasıl korundu ise Allahü Teala da ölümünden sonra onun cesedini muhafaza edip müşriklere dokundurmadı. Bunun için Asım bin Sabit anılırken; " Arıların koruduğu kimse" diye anılırdı.  Zaten Akif merhumda öyle diyordu.
 
    " Sen ki Asım'ın neslinin, çiğnetme namusunu,
       At üstünden korkunun ve gafletin kâbusunu,
       Ateşler yakıp Nemrut misali, atsalar seni,
       Sakın hâ! Terk etmiyesin, imanını, dinini." ( M. Akif)
 
    Netice olarak;
 
    İşte, Asım'ın nesli diye gururla, iftiharla dile getirmiş olduğumuz hadise budur!.. Diğer taraftan, Batıyı, Batıcılığı taklit ve temsil adına, Haluk'un feci sonu da, papazlığı da, Protestanlığı tercih edişi de önemli, geri plana atılmayacak bir vak'adır!..
 
    Bu gün bile, nice zavallı insanımız bulunmaktadır!.. Batı'ya göbeğinden bağlanmış, her şeyi, medeniliği, kalkınmayı, ilerlemeyi, müreffeh hayatı, zenginliği, modern yaşamayı Batı'da görmekte, bilmekte ve ona göre yaşamaktadır!..
 
    Oysa, Batı'da maneviyat bitmiş, Teoloji iflas etmiş, her Batılı fert, hayatı; yemekten, içmekten, sarhoş olmaktan, şehvetten, tatil yapmaktan ibaret görmekte, ölümden sonra dirilişe, ahiret alemine kat'iyyen imanı bulunmamaktadır!..
 
    Fikret, oğlu Haluk'un Zangoçluk yapmasından tiksinmiş, ah, vah etmiş ama, ne çare ki, kaybedilen neslin bir daha aynı çizgiye gelmesi, mana dünyasında gezinmesi mümkün değildir!..
 
     Bizler, millet olarak, ülke olarak, her türlü kısır çekişmeyi bir tarafa iterek, Asım'ın neslini ihya etmek için, bu nesli Kur'an potasında eritmek için var gücümüzle çalışmalıyız!..
 
    Yukarı satırlarda da arzetmiş olduğum gibi, içimizden çıkmış bulunan deha misali insanlara kıymet vermeliyiz!.. Onları korumalı, kollamalı ve bir kenara atmamalıyız!.. Akif, İkbal, Arif Nihat, Y. B. Bakiler, A. Karakoç, H. Vasfi vb. biinlerce medarı iftihar ettiğimiz insan; bizim her şeylerimizdir. Ağıdımızdır, şiirimizdir, destanımızdır, Malazgirttir, Fethi mübindir, Çanakkale'dir, Anadolu'nun, Türkiye Cumhuriyeti'nin felahı demektir!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 
   
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık