Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Hamal Tuzsuz Bekir'in Kabir Suali
 HESABI ZOR VERİLECEK ZENGİNLİK VE HAMAL TUZSUZ BEKİR'İN KABİR SUALİ !..
 
 
    " Sümme le tus'elünne yevmeizin anin naîm." " Sonra o gün mutlaka, size dünyada iken verilmiş her türlü nimetten sorguya çekileceksiniz." ( Tekâsür sûresi, âyet 8)
 
    Dünyaya bağlanmak, dünyayı aşırı şekilde sevmek, ölmemecesine saplanıp  kalmak, hoş bir tutum ve davranış değildir.
 
    Tarihte, mal sevgisinden, dünyaya perestij etmekten ötürü, nice zengin insan mağdur ve perişan olmuştur!.. Bilhassa, bu tür zenginlikler, hak yolunda, hak namına sarfedilmiyorsa, vay o zengin insanın haline!..
 
    Yazı başlığından da anlaşılacağı üzere, hamal tuzsuz Bekir'in; hamallık yapmış olduğu ipinin hikayesi dikkat çekicidir!..  İsterseniz, bu ilginç hikayeyi birlikte okuyalım:
 
    " Çok sayıda hizmetçisi, uşağı, binlerce işçisi olan zengin bir adam varmış. Ölümden o kadar korkuyormuş ki, etrafa haber salmış:
    " Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle birlikte geçirirse, servetimin 3'te 1'ni ona bağışlarım."
 
    Bu haber, kendi halinde yaşayan, Tuzsuz Bekir isimli bir hamalın kulağına gitmiş. " Benim sadece bir ipim var. Kaybedecek bir şeyim yok" diye düşünerek, ölüm döşeğindeki adamın yanına koşmuş. Zaten o sırada zengin adam da son nefesini veriyormuş.
 
    Zengin ile Tuzsuz Bekir'i birlikte defnetmişler. Sorgu-sual melekleri gelmiş kabre.  Önce Tuzsuz Bekir'i sorgulamaya başlamışlar:
 
    " O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?"  Sabaha kadar sorgu devam etmiş. Sabah olunca, Bekir kendisini kabirden dışarı zor atmış. Onu karşılayanlar " Tamam kazandın" demişler.  " Servetin üçte biri senin"
 
    Tuzsuz Bekir arkasına bakmadan kaçmaya başlamış. Bir yandan da avaz avaz bağırıyormuş:
 
    " Aman istemem kalsın. Ben sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?" ( Sabah,09.12.2008/İktibas Dergisi, Şubat 2009, say.29)
 
    Evet, hikaye, böylesi bir kurgu cidden komik ve ilginçtir!.. Tuzsuz hamal Bekir; hamallık yapmış olduğu ipinin hesabını veremediğine göre; bunca kapitalin içerisinde, rüşvetle, faiz yığınları ile, oradan, buradan temin edilmiş dünyalıklarla meşhur olmuş zenginlerimiz, nasıl hesap vereceklerdir?
 
    Günümüz dünyasına baktığımız zaman, görmüş oluruz ki, her tarafta hırs, tama, ucub, ihtiras, nefsi emmare insanlarımızı o kadar gırtlaklamış ki, nefes alamaz, etrafını düşünemez, göremez duruma getirmiştir.
 
    Her gün yığın yığın gelen şehitlerimiz, onların yavukluları, nişanlıları, dulları, yetimleri ve öksüzleri yüreklerimizi paralamakta, vicdan ve gönlümüzü dilhun etmektedir!.. Diğer taraftan,
 
    İl, İlçe tüm Türkiye genelinde Üniversitelerimiz de yüz binlerce öğrencimiz tedrisat yapmaktadır!.. İHL, Kur'an Kursları, İlahiyat, Siyasal, fizik, kimya, hukuk, tıp, ekonomik ve tüm diğer alanlarda eğitim-öğretim gören çocuklarımız; zenginlerimizin; yardımına, himmetine, bağışlarına muhtaç durumdadırlar!..
 
    Her zaman vurguladığım gibi, dün, bu gündür minare yaptırmış olduğumuz gibi, mezarlarımızı konforlu konforlu mermerlerle yükselttiğimiz gibi boş, gereksiz, faydasız işlerden kendimizi alıkoyarak, yukarıda saymış olduğumuz verimli, üretken, sevap dolu, mağfiret içeren hayri kanallara elimizi uzatırsak, hamal Bekir'in yaşamış olduğu kabir ızdırabından kurtulmuş oluruz!
 
    Biraz duygu!..
    " Bir gece sabaha karşı anne oğlunu telefonla arar. " Nasılsın yavrum, iyi misin?" Tatlı uykusundan telefonun sesiyle uyanan delikanlı sinirli sinirli konuşmaya başlar annesiyle:
 
    " Gecenin bu saatinde niçin arıyorsun?"  Anne cevap verir. " Sesini özledim de." " Bilmiyor musun anne, sabah erken kalkıp işe gidiyorum, sabah arasan olmazmıydı, uykumdan ettin beni."
 
    Daha birçok kırıcı ve yüksek sesle söylenen sözden sonra anne oğluna sorar: " Yani aramakla seni rahatsız mı ettim evladım?" Delikanlı bağırarak, " Evet, rahatsız ettin" deyince, anne " Öyle mi evladım, sen de beni bundan 25 sene önce bu saatlerde rahatsız etmiştin. Doğum günün kutlu olsun yavrum" deyip telefonu kapatmış." ( İktibas Dergisi, Şubat 2009, say. 29)
 
    Evet, evladlar olarak, büyüklerimize karşı hürmeti, sevgiyi, saygıyı, onları incitmemeyi, " öf bile dememeyi" unuttuk!.. Zalimleştik, acımasız olduk!.. Onları, itip-kakıyoruz, sivri dilimizle incitiyoruz!.. Sözün burasında, isterseniz, aziz Resul'den bir anı ile gündemi kapatalım:
 
    " Adı güzel kendi güzel"den bir hatıra...
    Sekiz yaşında dedesi de vefat edince sorumluluğunu amcası Ebu Talib üstlenir. Hanımı Esad kızı Fatıma ile küçük Muhammed'e yetimliğin acısını hissettirmemek için ellerinden geleni yaparlar.
 
    Peygamberliğinden sonraki yıllarda önce amcası ardından da yengesi vefat eder. Özellikle yengesinin vefat haberine çok üzülür. "-Bugün sevgili annem vefat etti" der.
    Gömleğini kefen olarak verir. Yetmiş kez tekbir aldırarak cenaze namazını kıldırır. Kabre önce kendisi uzanıp bir süre yatar.
    Arkadaşları o güne kadar bir benzerini görmedikleri bir olağanüstü ilginin sebebini sorarlar.
    "-O benim annemden sonra annemdi" diye cevap verir. ( Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed  (as) ( Asır Ajans, sh.71)
 
    Netice olarak;
 
    Büyük Resul  (sav) efendimizi layıkı veçhile tanımıyoruz!..  Onun evrenselliğini, insan sevgisini, insan nasıl kazanılır düşüncesini, merhametini, büyüklerine sevgi ve saygısını, küçüklere merhametini, çocuklara karşı engin tavrını bilemiyoruz!..
 
    Resulullah (sav) bir halk insanı idi.. Öyle yaşamış, öyle kalmış ve sadeliğini hiç bir zaman değiştirmemiştir!.. Lakin, kral Muaviye'den sonra, o büyük ruhun bizlere sunmuş olduğu prensibler, yaşam tarzı baştan sona değiştirilmiş, dünya severlik, doymazlık, hile, işret, rüşvet Müslümanların içerisine girmiştir!..
 
    Bilhassa, Muaviye'nin oğlu kral Yezid tarafından, İslami ve Kur'anî emirler, tamamen ters yüz edilmiş, kamu malı talan edilerek, Müslümanları kendilerinin kölesi olarak görmüşlerdir!..
    Muaviye'ye kadar, dört halife, Resul'ün halifesi olarak anılırken, Muaviye; bu tabiri beğenmeyip, "Allah'ın halifesi (!) " ünvanını kendisine ve evladlarına yakıştırmıştır!..
 
    Rabbimiz!.. Bizlere, Kur'anî duygu ve bilinç lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık