Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Hazin Bir Öykü, Un Sandığı
 AFŞİN, ELBİSTAN VE TANIR ÜÇGENİNDE YAŞANMIŞ HAZİN BİR ÖYKÜ:" UN SANDIĞI" -3-
 
    İnsanın var olduğu, yaşadığı yerlerde neler olmamaktadır ki?.. Güzel güzel yaşamlar mı dersiniz, ölüp-öldürmeler mi dersiniz, aşk, sevda, kara sevdamı dersiniz, insanların birbirlerine çelme takmaları mı dersiniz, hırsızlık vak'aları, densizlikler, haksızlıklar mı dersiniz, ne derseniz deyiniz, tamamı, insanın bulunduğu, yaşadığı yerdedir!..
 
    İşte, Hacı Mehmet Göçer'in, kitaplarına isim olmuş meşhur  " Un Sandığı" öyküsü de böyle bir yaşanmış gerçektir!.. Çocuk yaşta nişanlandırılan oğlanın, kız tarafından "Un Sandığı"na, erkeğin de büyüdüğü zaman nişanlısı Elif'i yine " Un Sandığı"na hapsetmesi ile intikam alan Durdu'nun hazin, acıklı hikayesidir!.. Buyurun, 3 ncü bölümde bunları anlatalım ve mes'eleyi sonlandıralım:  
 
    " .. Adı üstünde Cinali!.. Oğlu Durdu'nun evlenme çağına geldiği halde zayıf ve cılız kalmasından rahatsız. Bünyesi bir türlü gelişmemektedir. Pek gelişeceğe de benzemiyor. Bu durumu eşiyle konuşur; " Hanım; Durdu'nun bu zayıf ve cılızlığı beni çok rahatsız ediyor. Eğer bu hastalık ise, Cenab-ı Allah: " Ben, bin ( 1000) dert yarattım, bin bir (1001) deva yarattım" buyuruyor.
 
    " Ben derim ki, sen-ben, Durdu'yu alıp Ashab'ül Kehf'e gidelim. Bir gece Yedi Uyurların 309 yıl uyudukları mağarada yatalım. Allah'a dua edelim. Allah'ın methü sena ettiği sevgili kullarının yüzü-suyu hürmetine oğlumuz Durdu'da diğer delikanlılar gibi, belki daha güçlü bir bünyeye kavuşur" teklifinde bulunur ve ittifakla aldıkları kararı uygulayıp dönerler.
 
    Ne var ki, Cinali bir sıkıntı ile daha karşılaşır. Oğlu Durdu, Elbistan ağaları Hacıhaliller ailesinden Ali Efendinin ( Erten) küheylan atının bakımını yaparken, tekme vurması sonucu bir gözü kör olur. Böylece, bu sıkıntı tam 7 yıl sürer.
 
    Biz gelelim Durdu'nun durumuna. 16 yaşında iken nişanlanan Durdu, 23-24 yaşlarına gelir. Sanki bir zuhurat olmuş, Allah'ın bir lütfuyla kucaklaşmıştır. Çünkü Yedi Uyurlar Mağarasında yaptıkları duayı Cenab-ı Allah kabul etmiş; cılız, zayıf olduğundan dolayı bir gece Un Sandığı'nda hapis yatıp, sabahleyin de nişanlısı Elif tarafından tekme vurulup kovulan Durdu'nun bünyesinde büyük bir gelişme olmuştur. 1,95 boy, 110 okka sıklet, ( bir okka 333 gr.) bünyeye ulaşmış, acı da bir kuvvete sahiptir.
 
    Bu zaman içinde, güreşe merak sarar. Derken, Âlembey ve etraf köy düğün güreşlerinde başı hep Durdu pehlivan almaktadır. Ne üzücü ki, tek gözünü kaybetmesi dolayısı ile, ister istemez adının baş tarafına " Kör " kelimesi eklenir, istemeyerek de olsa; " Kör Durdu" namı ile anılmaya başlanır.
 
    Bu arada, Afşin İlçe merkezi ağalarından Çölbeyi, Tanır'dan Hacı Ağa, Lorşun ( Altunelma kasabası) köyünden Dirgen Ali ( Ali Binboğa) adındaki ünlü ağalar, karşılıklı bir güreş tertip etmişlerdir. Tüm bölge pehlivanları davetlidir. Her ağanın pehlivanları daha önceden belirlendiği bilinmektedir.
 
    İkramiye büyük. Bunu duyan Afşin İlçe merkezinden bir pehlivan, Durdu'nun iyi güreştiğini bilmektedir. Doğru Âlembeye gelip Durdu'yu Tanır'a götürür. Üç ağa arasında iddialı bir güreş olduğu için tahminlerin üstünde izleyici katılır.
 
    Olacak ya, Hacıağa'nın grubundaki pehlivanlar yıkılır. İki ağanın pehlivanları finale kalmıştır.Ağa üzülmeye başladığı sırada, Afşin'li pehlivan Durdu'yu göstererek: " Ağa, şu adam da iyi güreşir" diye öneri de bulunur.
 
    Ağa: " Güreşir misin oğlum?" diye sorar. Kayınbabası olduğunu tanımadığı Hacı ağaya; " Güreşirim Ağa" der. Hacıağa'nın görüp tanımadığı bir pehlivan. O da damat adayı olduğunu bilmemektedir. Durumuna bakar. İyi bir bünyeye sahip. Bu arada, Afşin'li pehlivan yeniden destekleyip iyi güreştiğini söylemesi üzerine, " Peki güreş bakalım. Bizim pehlivanlar hep yıkıldı. Kendini göster, yüzümüzü ağart" der.
 
    Durdu soyunur. Yaptığı peşrev ( Perdah) ile dikkat çeker. " Ben çangalı takarsam, 3-4 yaşındaki kavak ve söğüt ağacını sökerim" demesi ile de ün yapmaya başlayan Durdu pehlivan, tuttuğunu tuş eder. Derken; finala kalan arka arkaya tam 9 ( Dokuz) pehlivanı yıkar. Baş pehlivanlık ikramiyesini, diğer deyimle şalvarı alır.
 
    " Görmediğimiz bir pehlivan. Bu kim imiş?" diyen diyene. Bu sırada; " Bu pehlivan, Hacı Ağa'nın damadı imiş" diye bir yaygara kopar. Ağa damadını, damat da kayınbabasını tanımıyor. Aradan 7-8 yıl geçmiştir. Bir hayli serancam da malûm ..
    Zayıf, cılız bir çocuk durumundaki Durdu'nun, 110 okka gibi bir sıklete geleceğini kim düşünür? Bu bir Allah vergisi. Tanımama da haklılar. Durum anlaşılır. Hacıağa: " Gel bakalım gel, eve gidelim" der. diye damat adayı Durdu ile evine henüz varmadan Elif'e müjdeci gider. " Senin nişanlın baş pehlivan oldu" diye  çocuklar Elif'ten müjde isterler.
 
    Derken Ağa da eve gelir. O da hanımına müjdeler; " Benim yüzümü ağarttı. Bu bizim damat imiş" der. Çifte döşek serilir. Yemek faslından sonra, 7- 8 yıl önceki macera yaşanan oda annesi tarafından hazırlanmış ve baş başa bırakılmışlardır. Elma, Armut ve çerezden oluşan yatsılık getiren Elif, Durdu'nun tek gözünü kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını anlaması üzerine:
 
    " Üzülme, tek başa tek göz yeter" diyerek teselli eder.  Biraz sonra; " Gel bakalım Elif gel, sana ahdim var idi" demesi ile Elif'i kucaklayıp aynı Un Sandığı'na kapatıp hapseder. Bu kere de Elif yalvarmaya başlar. " Hayır, şafak sökünceye kadar, benim gibi sen de bu sandıkta hapis yatacaksın. ( Eden bulur)" deyip şafak sökünceye kadar bekler. Daha sonra barışırlar. " Geçmişin üzerine bir tapan çekelim." derler. Bir süre sonra düğünleri yapılır.
 
    İlginç olay, Elbistan-Afşin ovaası ve çevresinde, halen; olay bu gün olmuş gibi konuşulmaktadır. Zaten enterasanlığı dolayısı ile unutulacak gibi değil. Hele yaşlılar, bu durumu konuşurlarken, bir tiyatro sahnesi gibi söyleyip gülüşmektedirler. Ruhları şad olsun." ( www.unsandigi.com/un3/49)
 
    Netice olarak;
    Tecrübeli, usta gazeteci Mehmet Göçer ağabey inşallah, beni muaheze etmez. Affına sığınarak, kitaplarına isim olmuş " Un Sandığı" macerasını yazılarımda üç bölüm halinde yazmış oldum. 
 
    Tabii ki, bundan maksadım, " Un Sandığı" isminden dolayı şöhret olmak, tanınmak değil, bilakis, bu güzel anının herkes, her kesim tarafından okunmasını, bilinmesini istedim..  Ümid ederim ki,
 
    Göçer hoca, böylesi anılarla, bir ilke, bir yeniliğe imza atmaktadır. Afşin-Elbistan mıntıkasında okuyanımız, aydınımız, entelektüellerimiz çoktur ama, böylesi bir derlemeyi, öyküyü meydana getirenlerimiz hiç bulunmamakta veya yoktur..
 
    Hele, Afşin aydınları!.. Bu mevzuda çok çok gerilerde kalmış durumdadırlar!.. Örneğin, Göksun İlçesi Ericek köyünden, Profesör Dr. Osman Gökçe hoca  kadar bile Afşin'in anılarını, Ashab-ı Kehf'ini gündeme taşıyanımız yoktur..
    Zamanımız, yazma, çizme, hatıraları, yaşanmışlıkları internete, kitaba, yazıya dökme zamanıdır!.. Rabbim!.. Neslimize ve tüm inanmış dostlarımıza güç, kuvvet versin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık