Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Her Müslüman Allah ın Velisidir Allah da Onların velisidir

" HER MÜSLÜMAN ALLAH'IN VELİSİDİR, ALLAH'DA ONLARIN VELİSİDİR!.

" "Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür.

İşte bunlar cehennemliklerdir Onlar orada devamlı kalırlar " ( Bakara sûresi, âyet 257) Bu ayeti kerime de mümin ile kafir mukayese edilmiş, Allah'a ve onun gönderdiği peygamberlere inananları Allah'ın aydınlığa götürdüğü, şeytana uyup kâfir olanları da şeytanın karanlığa ittiği, bu sebeple cehennemlik oldukları anlatılmıştır.

Şirk denilen çirkin musibet ve zulmün , etrafımızı çepe çevre kuşatmış olduğu bir dünyada yaşıyoruz! Yahudi aleminde gittikçe dozajını artırdığı gibi, Hristiyan dünyası da zaten " Teslis" denilen, " Günah çıkartma" adı verilen belanın içerisinde boca olmuş, çıkması, kurtulması da mümkün değildir.

Zaten, Hristiyan aleminin kurtulmak için, şirk ahtapotundan felaha ermek için bir gayreti, bir atılımı söz konusu görünmemektedir! Ya İslam dünyasına ne demeliyiz? Mezhepsel ayrışmaların gırtlakladığı, tarikatçılığın, pirizmin, mürşidciliğin, velilerin, evliyaların, rabıtanın, tevessülün, vesileciliğin, müridizmin fink atmış olduğu bir Müslümanlığı diriltmek nasıl mümkün olacaktır? Ne yazık ki, yaşamış olduğumuz Müslümanlık, Resulullah (sav) ve sahabe-i kiram dönemi Müslümanlığı değildir.

Çünkü, Asr-ı Saadet denilen muazzez, mualla ve muazzam dönemde, ne şeyhlik, ne tarikatıçılık, ne Hinduizm, ne Yunan fikirleri, ne Şamanizm kalıntıları , ne de Zerdüşt pagan düsturları bilinmiyor, bilinse bile sahabenin elinin tersi ile itilip, kabul edilmiyordu! Rabıtanın saçmalığı!.

" Tarikatlardaki en garip olaylardan bir diğeri ise şeyhe yapılan rabıtadır Türkiye'mizde en yaygın tarikat olan Nakşibendiliğin de en önemli uygulamalarından biri olan rabıta şu şekilde yapılır.

Mürit, abdestli olarak ve kıbleye dönerek yere oturur Şeyhinin iki kaşının ortasını hayalinde canlandırarak Allah'ı zikreder Rabıtayla, şeyh ile mürit arasındaki sürekli beraberlik sağlanır.

Fotoğrafın icadından sonra rabıtayı fotoğrafa bakıp yapan " modern Nakşibendiler" de mevcuttur Bu uygulama kadar acayip olan bir izah ise şöyledir: " Rabıtasız zikir yerine, zikirsiz rabıta tercih edilir Zikir ve rabıtadan birini terketmek zorunda kalırsak zikri terketmek daha uygundur.

Çünkü zikirsiz rabıta erdirir, fakat rabıtasız zikir erdirmez" Bu uygulama, tarikatlar konusunu niye ayrı bir başlıkla incelediğimizin sebeblerinden biridir En kibar ifadeyle " saçmalık" olarak değerlendirdiğimiz bu uygulama, Kur'an'ın diniyle hiç bir şekilde bağdaşmaz.

Görüldüğü gibi Kur'an'da 80'den fazla yerde geçen " veli" veya " evliya" kelimeleri, hiç bir yerde günümüzde halka takdim edilen Süpermen insanlar manasında kullanılmamıştır Bu evliyaların, şeyhlerin gösterdiği olağanüstü haller manasında " keramet" kelimesinin kullanılmasına da Kur'an'da rastlamıyoruz Bu kelimeyle aynı " KRM" kökünden bir çok fiil Kur'an'da geçer ve bu kelimelerle Allah'ın cömertliği, verdiği rızıkların bolluğu anlatılır ama " süper adamların süper olağanüstülükleri" anlatılmaz.

( Bakınız 27-Neml Suresi 40, 8-Enfal Suresi 4, 17-İsra Suresi 70, 36-Yasin Suresi 11) Tarikatlardaki dönmelerin, semanın, musikinin; dinin bir parçası olduğu iddia edilmediği sürece hiç bir zararı olmadığı kanaatindeyiz Çünkü Kur'an bunları ne yasaklamıştır, ne de emretmiştir.

Yeter ki bu uygulamalar ibadet olarak takdim edilmesin Fakat ne yazıktır ki bir çok tarikatta bu tarz uygulamaların adeta dini bir gereklilik gibi tanıtıldığına tanık olmaktayız Bizim karşı olduğumuz budur.

Yoksa Müslümanlar elbette ki vakıflar, dernekler gibi kurumsal yapılar kurabilir ve bunların içinde bir hiyerarşi oluşturabilirler Tüm bu kuruluşlarda şiir okunması, müzik dinlenmesi, sema, sanat, toplantı, gösteri yapılması da normaldir Fakat anormal olan, tarikatların; insanları tartışılmaz ilan etmeleri, ister iyi ister kötü olsun kendilerini ve Kur'an'da yer almayan uygulamaların dinin bir parçası gibi göstermeleridir.

Tarikatların diğer bir zararı ise dinimizi bir çile dini gibi tanıtmaları olmuştur Hindu anlatımlarını ve Hindu tarikatlarını andıran suni çilelerle, müritleri terbiye edeceğini söyleyen tarikatlar; insanları karanlık odalarda uzun süre aç ve susuz bırakıp , onlara acı çektirip, bir çok kişinin ruh dengesini bozmuşlardır Ruh dengesi bozulan bu insanların gördüğü halüsinasyonlar ise bu kimselerin üstünlüğüne, " evliya" olduklarına yorumlanmıştır.

Oysa Kur'an'da hiç bir Peygamber'in ya da inananın, kendisine böyle suni çileler çektirip, kendi kendine işkenceler ettiği görülmez Kur'an'a göre Allah, gerekirse imtihan için zorluk verir ve bu zorluk her ne olursa olsun Müslüman buna sabreder Fakat bu zorluklar hayatın doğal akışında insanın karşısına çıkar; yoksa çile olsun diye, zorluk olsun diye insanın kendisine işkence etmesinin dinimizin tek kaynağı olan Kur'an'da hiç bir dayanağı bulunmamaktadır.

" ( tektanricom) Yani, tüm bu ifadeler bizlere göstermektedir ki, Resulullah (sav)'in, hayatında, sözlerinde, fiillerinde, takrirlerinde, bu tür saçma, sapan, düzmece şeylere rast gelmek mümkün değildir Sahabenin örnek yaşamlarında bu tür rezaletlere, kepazeliklere şahit olmak, tarihte rast gelmek yine mümkün olmayacaktır.

Çünkü, İslam, akla hitap eder, aklı kaynak olarak örnek alır Akılsız, aklı bir kenara bırakmış kimsenin Müslümanlığı sağlıklı olabilir mi? Netice olarak; 21 nci çağın Müslümanları, her şeyden önce aklı ile hareket etmeli, aklını aziz kitabımız Kur'an'ın emrine vererek, birlikte hareketlerini sağlamalıdır Aksi halde, akla önem ve değer vermeyen bir İslam, kör, topal aksak, sadece aklı önermiş, ön plana almış İslam'sız, Kur'an'sız bir akılda çölde fanussuz, ışıksız, çerağsız yola çıkmış veya seyahat etmekte olan bir seyyahtır.

Diğer taraftan, günlük hayatta sürekli çekmiş olduğumuz Kelime-i Şehadette geçen, " Abduhu ve Rasülühü" ifadesi bile, aziz peyamberimizi (sav); " Kul-Nebi" " Kul Rasul" şeklinde vurgularken, şeyh, üstad, ağabey, pir, veli, evliya, mürşid, müridan, el almış, tesbih veren kişi de, kim oluyor ki, Peygamberin önüne düşmekte, ona yol gösterircesine rehberlik yapmaktadır? Allah aşkına, bir güzelce düşünmeliyiz!.

Asr-ı Saadet döneminde, yukarıda geçen kelimelere, yani, gavs, kutup, ermiş eren, ulu, büyük önder, şeyh, rabıta, tevessül, vesile, şefaat kelimelerine rast gelmek mümkün değildir Tüm bu kelimeler, kavramlar isnadlar, yakıştırmalar , Asr-ı Saadetten 3 asır sonra , Şam şehrinde ortaya çıkmış Tasavvuf adına hareket etmiş bir kişinin icadıdır.

Bunun dışında, ne Kur'an'da, ne İslam'da, nede Nebevi uygulamalar da böylesi uyduruklara rast gelinmemiştir Rabbimiz!.

Aziz milletimize basiret, ihlas ve Kur'an'a dayalı Müslümanlık nasip eylesin! Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık