Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

HİÇ BİR MÜMİNİN PASİF YAŞAMAK GİBİ BİR LÜKSÜ YOKTUR

KUR'AN'DA; HİÇ BİR MÜMİNİN PASİF YAŞAMAK GİBİ BİR LÜKSÜ YOKTUR!.

" Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık ( Ondan) öğüt alan yok mu?" ( Kamer sûresi, âyet 17 ) Aziz Kur'an'ın, baştan sona bütün ayetleri incelendiği zaman görülecektir ki, tamamında, hareket, eylem, amel, fiil, dinamizm, mücahede, aksiyon, aktivite, cihad, faaliyetleri ilgili emirler olduğu müşahade edilecektir.

Aksini düşünmek, anlamak mümkün değildir! Yani, " yan gelip yatmak" " Bana ne" " Neme lazım" " ak koyun ak bacağından, kara koyun kara bacağından" türü kolaya kaçmalar, tembellik, atılı tercih, miskinlik, bir lokma, bir hırka türü yaşamalar, Kur'anî emirlerle taban tabana zıt, İslam'ın kat'iyyen kabul etmediği çirkinliklerdir!.

Örneğin; " Kur'an'ın ilk muhatabı olan Hz Peygamber (s) de ilk vahyin indiği andan itibaren kendisini bir takım güçlükler karşısında bulmuş, özel hayatındaki rahatını terkedip, bütün dünyayı karşısına almak durumunda kalmıştır.

Zira O ömrünün yirmi küsur yılını Kur'an uğrunda, cehalet, inkarcılık ve kötülüğün önderleriyle mücadeleyle geçirmiş ve asla bundan bir an olsun vaz geçmemiştir Bizim de bu anlamda Hz Peygamber'in mücadele azmini örnek almamız elzemdir.

Şimdi de Kur'an'ın anlaşılmasının önündeki engeller nelerdir sorusuna cevap arayalım: Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor Kur'an'ın inmiş olduğu Mekke toplumu öyle süper zekâlı bir toplum değildir Hatta günümüz insanlarının sahip olduğu düşünce gelişmişliğine, bilgi ve teknik donanımına da hiç sahip değildir.

Buna rağmen o toplum bu Kur'an'ı çok iyi anlamışlardı Eğer buna itiraz olarak konuşma dilimizin ( lisanımızın) farklılığını öne sürecek olursak bununda geçerli bir sebep olmayacağı kanaatindeyim Şayet Kur'an-ı anlayamayışımızın nedenini dile bağlarsak, bu gün O Kur'an'ın dilini fevkalade iyi bilen arap toplumlarının anlamaları gerekmez miydi? Oysa ki bu gün arap toplumlarının hâli ortadadır.

Yine dil birinci derecede önem arzetseydi, o gün Mekke toplumunda o dili mükemmel şekilde bilen Ebu Cehil iman etmeli değil miydi? Anlaşılıyor ki; " dil" Kur'an'ı anlamada birinci etken değildir O zaman başka bir faktör vardır Bu faktör benim kanaatime göre Kur'an'ı anlamanın en önemli şartı " İhlas ve samimiyet" dir.

Çünkü Yüce Allah ihlas ve samimiyetle kitabına yönelen kullarının ufuklarını açacağını vaat etmektedir O Allah ki vâadinden aslâ ve aslâ dönmez" ( islamvehayat.

com) Hakikaten, günümüz dünyası arap alemine nazar ettiğimiz zaman, yaşanılan, sergilenen rezaletler, kepazelikler, içte ve dışta vuku bulan zilletler midemizi bulandırmakta, onların Müslümanlığından şüphe eder duruma düşmekteyiz! Demek ki, Arapça lisan sahibi olmak, arapça konuşmak, çözümsüzlüklere çözüm olmamaktadır.

Ne zilleti önleye bilmekte, nede ırzın, namusun, iffetin, hayanın, hicabın ayaklar altında çiğnenmesine çözüm getirmektedir Ülkemizin yanı başında vukubulan Suriye vahşeti, vampirliği midemizi bulandırmaktadır Mezhepsel kavgalar, arap, Nusayri, Kürt, Türkmen, Nusra, Işid, Pyd.

vb bölünmüşlükler insanlığın yüz karası olmaktadır Bu gün, milyonlarca muhacir Suriyeli, Türkiye topraklarında rezil, perişan, acınacak, merhamet edilecek bir şekilde yaşamaktadır.

İşsizlik, okumamışlık, avarelik, açlık, dilencilik, köşe-bucak polisten kaçmalar, çöplüklerden ekmek kırıntıları toplamak tüm insanlığın yüz karası olan hallerdir! Diğer taraftan, Irak ülkesinde yaşanan, yaşanmakta olan vahşetler aynısının tıpkısıdır!.

Yani, kral Muaviye'den bu yana, yaşanmakta olan kaos ve kabuslar, gün geçtikçe artmakta, Kur'anî emirleri yaşanmamakta, Müslümanlar da, pasif yaşamayı, boş vermişliği, " bana dokunmayan bin yaşasın" hesabı ile çağları, zamanları heba etmektedir!.

Çağın Müslümanları, bir toparlanıp kendine gelmelidir İrşad, cihad, tebliğ, duyurma, yaşama ve yaşatma faaliyetine başlayarak, pasif yaşamayı, etkisiz, tepkisi kalmayı acilen bırakmalıdır.

Pasif yaşamaya devam etmiş olursa ne olacaktır? Olacağı şudur! Kabe'nin tam karşısında dikilmiş bulunan Zem Zem Tovers denilen Müslümanların göz yaşlarından, alın terlerinden, akan kanlarından yükselen devasa binalar, daha da yükselecek, beton kafalı krallar, prensler, tiranlar, egemenler, müstekbirler mazlumun iniltisinden, ağlamasından, akan kanlarından zevk ve haz duyacaklardır.

Onun içindir ki; " Kur'an'ı anlama noktasında toplumumuzda yer etmiş ön yargılara geçersek: 1- Kur'an anlaşılmaz, O yüce olan Allah tarafından indirilmiş Biz aciz olan insanlar onu anlayamayız ve onu herkes anlayamaz! Bu söz veya düşünce Allah'a atılmış ( Haşa) en büyük iftiradır/suçlamadır Şöyle ki; eğer Allah biz kullarına anlayamayacağımız bir kitabı göndermekle en başından ( haşa) zulmün en büyüğünü yapmış olacaktır.

Oysa ki Allah ile zulmü bir arada düşünmek olası şey değildir, düşünülemez bile O rahman, rahim, adil olan bir Allah'tır O kullarına gücünün üstünde yük yüklemeyen bir Allah'tır .

Kaldı ki Yüce Allah aşağıdaki ayetle bunu açıkça beyan etmektedir " .

Muhakkak ki size Allah tarafından apaçık bir nur ve apaçık bir kitap geldi" ( Mâide 15) 2- Kur'an-ı bilgi edinmek, bilgimizi artırmak, fikir jimnastikleri yaparak bazı ortamlarda kendimize kariyer, üstünlük, makam, mevki veya sözümüzü karşı tarafa dinletmek, üste çıkmak ve egolarımızı tatmin etmek için değil de, O yüce kitabın mesajlarını anlayıp ona göre yaşamak için okumamız gerekir.

İşte bunu ben İhlas ve samimiyet olarak adlandırıyorum 3- Kur'an'da ki kıssaları masal, macera, hikaye gibi değil bilakis onlardan ibret alarak hayatımızda çıkacak engelleri aşmamızda bir ışık/işaret olarak görmeliyiz 4- Kur'an'ın sadece lafzını belirli gün ve gecelerde veya merhum M.

Akif'in " Bu Kur'an inmemiştir bunu hakkıyla bilin; ne fal bakmak için ne de mezarlıkta okunmak için" dediği gibi değil; bizi karanlıktan aydınlığa çıkartacak, bizi hayatta diri tutacak, zalimin karşısında, mazlumun yanında olmayı bize öğretecek şekilde okumanın yollarını arayıp bulmalıyız" ( islamvehayat.

com) Netice olarak; Yüce Kur'an; baştan sona kadar incelendiği, tetkik edildiği zaman görülecektir ki, tüm inananların, bütün müminlerin pasif, tembel, biçare şekilde yaşaması değil de, insanlığı ayağa kaldıracak gibi, herkesin birer Mus'ab Bin Umeyr misali olmasını istemektedir Hani, Mus'ab Bin Umeyr (ra),, ( büyük şehid).

Mekke'den Medine'ye görevli olarak geldiği zaman, tüm hayatını Kur'anî emirlere adamış, Allah'ın emirlerinin hakim olması için, gece, gündüz, Medine sokaklarında insan aramış ve Hakk'ı duyurmada da başarılı olmuştur! Medine'de, ev ev, hane hane, sokak sokak, meydan meydan canını dişine takarak, insanı kurtarma avına, arayışına çıkmıştır.

Hakikaten, Resulullah (sav), Medine'ye teşrif ettiği zaman, şahit olduğu ortamdan, görmüş bulunduğu manzaradan memnun olmuştur Onun içindir ki, 21 nci çağın Müslümanı, bu idealle cihad yapmış olsaydı, vallahi, küfürden, küfür izlerinden eser kalmayacak, göklerde ezan, yerlerde Kur'an'ın sesinden başka, diğer baykuş sesleri duyulmayacaktı.

Kahvelerde, çay ocaklarında, meydanlarda, camii, mescid önlerinde pasif pasif oturan vurdum duymaz, neme lazımcı sözde Müslüman kitleler bulunmayacak, her yerde lahuti Kur'an sesleri çın çın gönülleri okşamış olacaktı Rabbimiz!.

Tüm bu arzularımızı, düşüncelerimizi gerçek eylesin Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık