Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Hz Ali (ra)'ı Ne kadar tanıyoruz?
 HZ. ALİ (RA)'I; İSVEÇ'Lİ BİR  HANIM OLAN RESASE DU LA CHAHPELE KADAR TANIYOR MUYUZ?!..
 
    Merhum Ali Şeriati'nin, " Fatıma Fatıma" dır, kitabından alınmış bir bölümdür yazım!.. Ali Şeriati; her ne kadar İranlı bir alim olsa da, bütün İranlı ayatullahlar ve diğer alimler gibi fanatik, bağnaz bir Şiî değildir. Düşünceleri güzel, görüşleri isabetli, duruşu, bilgileri çağımıza ve gelecek nesillere ışık olacak bir dehadır!.. Makamı cennet olsun!..
 
    Zaten, merhum Ali Şeriati böyle bir kahraman, İslam eri olduğu için, Fransa'da, Savak ajanları tarafından şehid edilmiştir!..
 
    Hakikaten, Hz. Ali (ra) gibi, İslam kahramanlarını yeterince tanımıyoruz!.. Sadece onun, Resulullah (sav)'in damadı, Hz. Fatıma'nın kocası, Hasan ve Hüseyin (ra)'ın babaları, Bedir, Uhud ve tüm harplere katılmış ve dördüncü halife olmaktan öte hakkında detaylı, geniş, malumatlı bilgiye sahip değiliz!.. Tıpkı bunun gibi,
 
    Hz. Ebu Bekir'in kişiliğini, şahsiyetini, Hz. Ömer'in adalet anlayışını, yenilikçiliğini, Hz. Ebu Zer'in, infak anlayışını, Ömer bin Abdülaziz'in ıslahatçılığını , Hasanül Basri'nin kader mevzuundaki dik duruşunu ve Emevilerden korkmamasını, Ebu Hanife'nin, Matüridi'nin Kur'an ve akla hizmetlerini vb. yüz binlerce konu ve mühim şahsiyetler hakkında araştırmamız, bilgimiz bulunmamaktadır!..
 
    Desem ki, Batılı araştırıcılar, ilim ve bilim adamları, İslam'ı, İslam'a hizmeti geçmiş yiğitleri bizden daha mı çok araştırıyor, hakkında bilgi sahibi oluyorlar desem, acaba yanılıyor muyum?  Hayır!.. Bu mevzuda yanılmıyorum!..
 
    Bir Alman Üniversitesi'nde; 42 bin Kur'an'ı Kerim üzerinde araştırma, tetkik, inceleme yapılmıştır!.. Hem de her yönüyle!.. Acaba, bir eğrilik, bir yanlış, bir çelişki bulabilir miyim? diye!.. Ama bizde, bin bir hatimler indiririz, ölülerin ruhlarına bohça bohça göndeririz, ama, aziz Kur'an'ın; okunması, anlaşılması ve emirlerinin yaşanması hususunda sınıfta kalmaktayız!.. Onun için, buyurun İsveç'li bayanın Hz. Ali'yi nasıl araştırdığını, değerlendirdiğini birlikte okuyalım:
 
    " .. Bize madam Gusahan'ı tanıma imkanı ve hakkı verilmedi. Tüm çalışmalarını felsefe çalışmalarına adadı. Avicenna'nın, İbn-i Rüşt'ün, Molla Sadri'nin ve Hacı Mola Hadi Sabzevari'nin felsefi çalışmalarını ve olaylara yaklaşma mantığını incelemeye aldı.
 
    Bu düşüncelerin kullandıkları mantığın ve felsefenin köklerini buldu, ortaya çıkardı. Bu kişilerin Yunan Felsefesindeki rollerini de tesbit etti. Ayrıca Aristo'nun bazı çalışmalarının kökenlerini de buldu. Dahası bu çalışmaları karşılaştırdı. Haliyle felsefecilerimizin Yunan'dan yararlandıkları noktaları da böylece tesbit etmiş oldu.
 
    Madam Guashan'i bin yıllık İslam medeniyetinin yetersiz ve hatalı tercümeler sonucu meydana gelen yanlış anlaşılmalar yüzünden uğradığı sakatlıkların ve yanlış anlamaların önüne geçerek ortaya koyarak kanıtladı. Bir İtalyan Mmi'yi de tanımaya müsait değiliz. Yani De La Vida'yı. Amaçlarından biri de " Ruh Bilimini" tamamlamak ve yayına hazırlamaktı. Bu çalışma Avicenna'yı konu ediniyordu. Kaynaktan ise Aristoteles'in eski Yunanca el yazmaları idi.
 
    Mmı'yi tanıma olanağımız yoktu. Hatta hakkımız yoktu. Radyoaktiviteyi keşfeden Curie'yi ve Hz. Ali'nin yüce kişiliğini tüm İslam alimlerinden ve hatta tüm Şii'lerden daha iyi tanıyan Resas Du La Chahpelle'yi  de tanıma olanağımız hatta hakkımız bulunmamaktadır.
 
    Resase Du La Chahpele genç, güzel ve özgür bir İsveçli kız idi. İslami kültürlerden çok uzak bir toplumda dünyaya gözlerini açmıştı.  Müslüman da değildi. Belki inançları da zayıftı. İslami çizgide mevcut sırrı bulmaya çalıştı. İslami dirençli ve azimli kılan sırrı yakalamaya çalışıyordu.
 
    Bu özgür insan her yönüyle, zıt bir insanı tarih içinde takip ederek yakalamış ve anlamaya çalışmıştır. O kişi de kuşkusuz Hz. Ali'dir. Dahası genç ve özgür kız Hz. Ali hakkında en doğru, en isabetli belgeleri keşfetmiş, vesikalara toplamış, Hz. Ali'nin ince ruhunu kavramıştır.
 
    Hz. AIi'nin duygularının derinliğini, düşüncelerinin isabetliliğini görmüş ve tanımaya çalışmış. Öncelikle Hz. Ali'nin acılarını, özlemlerini, yalnızlığını, korkusuzluğunu ve ihtiyaçlarını tanımıştır. O sadece Hz. Ali'yi Bedir'de, Uhut'ta ve Huneyn'de görmemiştir. Sadece buralarda göstermek istememiştir.
 
    O Hz. Ali'yi Küfe'deki camide de görmüş namaz kılışına şahit olmuş, ibadetine yakinen şahit olmuştur. O Hz. Ali'yi gece namazında gözden kaçırmamıştır. En önemlisi bu genç kız Nehcü'l Belağa'yı bir araya getirmiştir. Bu eser büyük sünni alimi Muhammed Abduh'un edebi çevirisi ile çoğaltılmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki bir yandan bu gelişmeler olurken, diğer taraftan Şii'ler Cevat Fazü'ın Hz. Ali'yi konu edinen seminerleri ile uğraşmışlardır.
 
    Bu kız çabalarının ve emeğinin bir ürünü olarak şu veya bu şekilde, şu veya bu tarzda da olsa Hz. Ali'nin tüm sözlerini bir araya getirerek topladı. Hangi nedenle olursa olsun bu sözler not edildi. Teksir edildi, saklandı ve korundu.
 
    O tümünü okudu, çevirilerini yaptı, yorumladı ve hazır hale getirdi. Bu yazılar şimdiye kadar Ressas Du La Chalpells'in kaleminden bir insan için yazılmış ve en derin yazılardır. Kırk iki yıl boyunca çalıştı, emek sarfetti, didindi ve yoruldu. Düşündü ve yazdı. Araştırdı ve Hz. Ali'yi yazdı." ( www.anlamak.com/fatima-fatimadir-alişeriati)
 
    Bravo vallahi!.. 42 yıl, bir yabancı bayan, merak sarmış, meraklanmış Hz. Ali'yi araştırmaya, onu didik didik etmeye ve etmiştir!.. Kutlamak gerekir!.. Tebrik etmek lazımdır!..
 
    Amma velakin, Müslümanlar; ister sünni kesimler olsun, isterse Şii cenah olsunlar, böyle çalışmayı, başarıyı, emek vermeyi yakalayamamışlar, sadece  Hz. Ali: " Allah'ın arslanı", " Zülfikarın sahibi" " cenkçi" "ilmin kapısı" " hikmetin başı" vb. şekillerde değerlendirmişlerdir!..
 
    Netice olarak;
    Gönlümüz arzu ediyor ki, tüm böylesi İslam bahadırları enine-boyuna tetkik edilsin, araştırılsın, yaşam tarzları, ilmi fonksiyonları, kariyerleri bir bir ortaya çıkarılsın!..
 
    İşte, bu tembelliğimizden dolayıdır ki, alemi İslam, gelenekten, atalarcılıktan, babalarcılıktan, ninelercilikten kurtulamamış, camilerinde mevlid okumak, ölüye okutmakla meşgul olmuşlardır!..
 
    Allah aşkına!.. Hangi Müslüman kalkıp diye bilir ki, Müslümanlar, ilmi sahalar da, tarihi vakıalarda ileriye gidiyor, felsefi çalışmalar yapılıyor, sosyal alanlarda ilerlemeler kaydediliyor?  Hayır, hayır!.. Bunu , bu iddiayı kimse öne süremez!..
 
    Gelenekçiler, ilimden, irfandan, kitaptan korkmaktadırlar!.. Ufuk insanı, İslam insanı olmaktan korkmaktadırlar!.. İlmi tartışmalardan, müzakerelerden muhasebelerden, İslam akılcılığından, mantıktan korkulmaktadır!..
 
    "Korkmuyoruz!" deniliyorsa, buyurun " Halep ordaysa, arşın buradadır" yapın da görelim. Araştırın da  alkışlayalım.  Buyurun araştırın!..
 
    Merhum Akif'i, Abduh'u, Afgani'yi, Reşid Rızayı, Ali Şeriati'yi, Muhammed İkbal'i, Fazlurrahman'ı, M. İslamoğlu'nu, S. Ateş'i, Ali Bardakoğlu'nu, Mehmet Görmez'i, Mehmet Okuyan'ı, A. Bayındır'ı, Y. N. Öztürk'ü vb. binlerce İslam yiğidini!..  Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık