Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Hz. Ebu Bekir Sunni, Hz. Ali Şii mi di?
 " Hep birlikte Allah'ın ipine ( İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın, Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız." ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 103 )
 
    Bu ayeti kerimeyi baz alarak, güzel, nefis, ciddi ve varlığına susamış olduğumuz bir konu ile karşınızdayım. Çünkü, günümüz Müslümanları, bilhassa aziz milletimiz bin yıldan bu yana perişan, payimal ve mağdur durumdadır!.. Niçin ve neden?
 
    Çünkü, mezhepler, mezhepçilik din haline getirilmiş, peygamberimizin ve vahyi emirlerin önüne geçirilmiş durumdadır. Yani, sünni, şii, yezidi, kaderi, cebri, mutezili, mürcie, Matüridiyye, Eşariyye konuları, dini emirlerin önünü tıkamış, müslamanlar bu ayrılıkların içerisinde boğuşup durmaktadır.
 
    Şafiiler; Hanefi imamın arkasında kuşku ile,şüphe ile namaz kılmakta, " elini şuradan bağladın" " Fatiha'dan sonra açıktan amin demedin" vb. eften püften mes'eleler yüzünden ayrılık, gayrılık bizleri tiksindirmiş durumdadır.
 
    Bu noktadan hareketle, Hollanda'da zaman zaman karşılaşmış olduğum bir ilim adamı, alim, kalemi kuvvetli, edebiyatı mükemmel H. Kerim Ece hocamızın, bir yazısından alıntı yaparak mevzuyu devam ettirelim:
 
    " Ali Şeriati'nin şöyle dediğini bir yerde okumuştum: " Ne Musa Yahudi idi, ne İsa Hristiyan idi, ne Ebu Bekr sünnî idi, ne de Ali şiî idi. Bu muhteremlerin sonradan kendileri hakkında uydurulanları duysalar nasıl bir tepki vereceklerini merak ediyorum."
 
    Doğru, ama bir de önümüzde bir gerçek var. İnsanlardan bir kısmı Hz. Musa'nın (as)Allah'tan getirip tebliğ ettiği İslâma Yahudilik, o güzide peygambere de Yahudi dediler. Sonra da onun tebliğ ettiği vahye dayalı dine ekleme yaptılar, çıkarma yaptılar, değiştirip - tabir yerinde ise - kendilerine benzettiler.
 
    İnsanlardan bir kısmı  da hz. İsa'nın (as) Allah'tan getirip tebliğ ettiği İslam'a Hristiyanlık, o güzide İslâm peygamberine de Hristiyan dediler. Sonra da onun tebliğ ettiği dine ekleme yaptılar, o dinde işlerine geldiği gibi anladılar, daha doğrusu değiştirdiler.
    Bu gün Hristiyanlık adına ortada olan dinler ile, hz. İsa'nın inananlara öğrettiği din ( İslâm) arasında acaba benzerlik var mı sormak gerekir.
 
    Hem Yahudiler hem Hristiyanlar, yaptıklarını hz. Musa'ya, hz. İsa'ya ve onun dinine nisbet ettiler. Yani ne yaptılarsa onlar adına yaptıklarını iddia ettiler. Bu gün her iki peygamber de-olmaz ya- dirilip bu durumu görseler, insanların kendileri hakkında neler uydurduklarına herhalde şaşar kalırlardı." ( www.kuraniterbiye.com)
 
    Tıpkı, Yahudilerin ve Hristiyanların, Musa (as)'ın, İsa (as)'ın nübüvvetlerini kuşa çevirdikleri gibi, Allah'tan almış olduklari ilahi emirleri ters yüz ve baştan sona değiştirdikleri gibi, alemi İslam'da; bin bir başlılıkla, parçalanmışlıkla karşı karşıya oldukları için bu mes'elenin vebalinden kurtulamayacaktır!..
 
    Hz. Ebu Bekir (ra); manen, ruhen görmüş olsaydı,  bu günkü ehli sünnet geçinen, Muaviye taraftarlığı içinde boğulmuş bulunan kitlelere ne demiş olacaktı?
 
    Diğer taraftan, hikmetin başı Hz. Ali (ra); dünyanın orasında, burasında Şii, Şia, Ali taraftarı geçinen, aslında yaptıkları eylemlerin Hz. Ali ile hiç alakası olmayan insanlara ne dese gerekti?
 
    Yani, Hz. Ebu Bekir (ra), Sünniliği geliştiren, kuran ve neşvü nema bulmasını sağlayan insandı öyle mi? Hz. Ali efendimiz de, daha hayatta iken, Şiilik, Alevilik denilen içeriği bom boş eski Orta Asya kültürünün başlatıcısı olmuş olacaktı? Yesinler sizin Ehli Sünnetliğinizi, kurban olsun sizin Şiiliğinize?
 
    " Benzer durum Müslümanların tarihinde de söz konusu maalesef. Hz. Ebu Bekr, ne hz. Ali, ne diğer sahabeler ne de bugünkü mezhep anlayışlarıyla ilgisi olmayan selef-i salihin ( ilk dönemin nezih Müslümanları) kendilerine nisbet edilenlerden, kendi adlarına oluşturulan, uydurulan söylemlerden ve anlayışlardan haberleri yok.
 
    Bu yanlış anlayışa meşrebi, mezhebi, tarikatı, cemaatı dini daha iyi anlamak, daha iyi yaşamak, daha iyi hizmet etmek için bir imkan olarak değerlendirenler düşmezler. Ama cemaatini, mezhebini, meşrebini, grubunu, tarikatını partisini dinin önüne geçirenler, hatta din edinenler bu vahim hataya düşerler.
 
    Bu hatayı işleyenler de İslâm'ın vahdet ( birlik) emrine rağmen ( Âli İmran 3/103) tefrikaya, ayrılık-gayrılığa, çekişme  ve hasımlığa sebep olurlar.
 
    Bu vesile ile aklıma yaşadığım bir hatıra geldi. Paylaşmak istiyorum. Bir müddet önce Tahran'da otobüsle bir yerden bir yere giderken yanıma bir genç oturdu. Selâmdan sonra muhabbete başladık. Genç aslen Azeri olduğunu, ama uzun zamandan beri Kum'da oturduğunu, fazla Türkçe konuşmadığından Türkçesinin zayıf olduğunu, o yüzden Arapça konuşa bilir miyiz dedi. Ben her ne kadar siz Türkçe konuşun, ben anlıyorum dediysem de Arapça konuşmayı tercih etti.
 
    Karşılıklı hal hatır sorduk. Nereden gelip nereye gittiğimizi , sebebi ziyaretimizi, nerede kaldığımızı, ne iş yaptığımızı , aile çoluk durumunu falan sordu. Ben de benzer sorular sordum. Babasının iş icabı Tebriz'den Kum'a göç ettiğini ve orda yaşamaya başladıklarını anlattı. Kendisinin Kum'da Mustafa Üniversitesinde Şer'i ilimlerde öğrenci olduğunu, evli ve bir çocuk babası olduğunu anlattı.
 
    Eğitim dili Arapça olduğu için Arapça'yı Türkçe'den daha iyi konuştuğunu söyledi. Zaten konuşmamızda bu belli oluyordu.
    Böyle konuşup giderken birden: " Üstad mezhebiniz ne?" diye sormaz mı...Ben " bu soruya gerek olmadığını, ne güzel yol arkadaşı  olarak muhabbet ettiğimizi, Müslüman olduğumu, bunun da en azından dini konularda konuşmak için yeterli olduğunu" söyledim.
 
    Genç " kendisinin şii mezhebinden olduğunu, benim hangi mezhepten olduğumu da merak ettiği " tekrarladı. Bu sefer , " İslam'ın ilk dönemlerinde mezhep olmadığını, yarın hesap gününde Allah'ın (cc) kimseye mezhebini değil, kulluk görevlerini yapıp yapmadığını soracağını, bir Müslümanın kendisini mezhep kimliği üzerinden değil. iman üzerinden tanımlamasının Kur'an'a daha uyun olacağını ekledim.
 
    ...Neyse konuyu değiştirdik. Yol boyu çeşitli konularda konuştuk, fikir alış verişinde bulunduk. Kum'daki eğitim faaliyetlerinden, hangi dersleri aldığından, eğitim kalitesinden ve hedeflerinden bahsettik. Ben de ona soruları üzerine Hollandadaki  genel durumu ve Müslümanların durumlarını anlattım.
 
    Yolculuğun sonuna doğru ; " Üstad, çok merak ettim. Hangi mezhepdensin? diye tekrar sormaz mı." " Bak arkadaş, dinin genelinde mezhep olmaz. Biz Allah'ın dinine tarihteki siyasi mezheplerin görüşlerine göre değil, Kur'an'ın ve Allah'ın Rasûlü'nün öğrettiği gibi inanmalı ve uyulamaya çalışmalıyız.
 
    Ama amelde, dini uygulamada mezhep/mezhepler bir imkandır. Ben de amel de Hanefi mezhebiyle amel ediyorum. Zira hem onu öğrendim , hem bana kolay geliyor" deyince; " Anladım, demek ki sünnîsin veya ehl-i sünensin" dedi. Ben de tebessüm ederek; " Senin dediğin gibi olsun, evet sünnîyim." ( www.kuraniterbiye.com. H.Kerim ece)
 
    Netice olarak;
    Ne yazık ki, Musa peygamberin, İsa (as)'ın dinini guguk kuşuna döndürenler ortada. Aziz İslam'ı; mezheplere kurban edenler de ortadadır.
 
    Yahudiler ve Hristiyanlar, böylesi bir dine alışık oldukları halde, maalesef, Müslümanlar; sürekli kan kaybetmekte, birliği parçalanmış, dirliği bozulmuş, mezhebi kaoslar sebebiyle param parça olmuştur.
 
    Onun için dir ki, Kur'an'ın etrafında bütünleşmeli, bir araya gelmeli, dertlerimizi, sorunlarımızı ona havale etmeliyiz. Ana kaynağımız Kur'an olmalı, derdiğimizin ilacı onda, hastalıklara çare de ondadrır!.. Şurada, burada aramanın, boşa vakit kaybetmek olduğunu kesin olarak bilelim.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık