ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 20 Ekim 2017, Cuma 22:26
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

İNANMAK VE YAŞAMAK

" Müminler ancak , Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir." ( Enfâl sûresi, âyet 2 )

" İşlerinizde orta yolu tutunuz. Amellerinizi olgunluğa yaklaştırınız. Sabah, akşam ve bir parçada gece çalışınız; ibadet ediniz. Ölçülü olmaktan ayrılmayınız ki hedefe ulaşasınız. " ( R. Salihin Terc. C.1/177 )

Sahabe-i kiramın Mekke hayatı, çekmiş oldukları zulüm, çile, işkence, ızdırap, her türlü kötülüğün daniskası bizlere " inanmak ve yaşamak" nedir onu öğretmekte, onu belletmektedir.

On üç yıllık baskının, zulmün, eziyetin, vahşetin, aç kalmanın, bir dilim ekmeğe, bir yudum suya muhtaç olmanın nasıl bir hayat olduğunu güzel bir şekilde tarif etmekte ve " İnanmak ve yaşamak" ne demek onu bizlere, 21 nci asrın konformist Müslümanlarına güzel bir şekilde izah etmektedir.

Hele, üç yıl bir gibi zaman diliminde " Mihne" döneminde, Müslümanların çekmiş oldukları sıkıntı, eza, cefa tüyler ürpertici, sokaklarda kimselerin bulunmayışı, yasak bölgeye giriş yapılmaması, İslami davanın hangi şartlar altında tezahür ettiğini bizlere doya doya izah etmektedir. Onun içindir ki;

" ..gerçekleri doğru tanımlayarak, tarihi ve dünyayı doğru tanımlayarak, düşsel tahayyüllere ihtiyaç duymaksızın işe başlayabiliriz. İçtihadın, yeniden hayata , topluma, dünyaya ve tarihe dönmesi gerektiğini ısrarla konuşmalı ve yazmalıyız.

Hayatın bütün alanlarını kuşatan, hayatın bütün alanlarıyla ilgilenen, dünyadaki bütün gelişmeleri takip eden bir içtihad faaliyetinin gereği üzerinde yoğun bir şekilde durmalıyız.

İçtihada ehliyetli kadroları nasıl yetiştirmemiz gerektiği üzerinde yanıtlar geliştirmeliyiz. Bunalım ve tıkanmanın hangi yöntemlerle aşılabileceği konusunda kapsamlı ve açık çerçeveler geliştirmeliyiz. Bu konuda iki farklı görüş olduğunu biliyorsunuz. Bu görüşler, temel İslami kaynakları güncelleştirmek suretiyle bunalımı aşmak; ya da modern yöntemlerden yararlanmak suretiyle aşmak şeklinde özetlenebilir." ( İktibas Dergisi, A. Müftüoğlu, Ekim 2008, sayfa 30 )

Asr-ı Saadet dönemi Müslümanları; 30 yıl gibi kısa bir zaman zarfında, İslam'ı; dünyanın, insanlığın belleğine yerleştirdiler, mes'elenin özünde bulunan ölüm, cebir, şiddet, her türlü baskı, onları yollarından döndüremedi.

Hal böyle olunca, günümüz Müslümanlarına ne olmaktadır ki, içinde bulunduğumuz sorunları, mes'eleleri aşamıyor, Müslümanların birlik ve beraberliğini sağlayamıyor ve birlik, tesanüd yollarını bulamıyoruz?

Nüans farklılıkları, mezhep düelloları, mistik çatışmalar, dervişlik sanki İslam'ın tepesine binmiş kambur gibi, müminlerin gözlerini açtırmıyor, sen-ben düellosundan kurtulamıyoruz!..Bir kere:

" günümüz insanı mutlaklaştırdığı ağabey-üstad-şeyh-hocaefendilerin dogmatik ufuklarıyla sınırlı dünyalarda yaşıyor. Sözünü ettiğimiz zevat, kendi keyfi konjonktürel, teslimiyetçi yorumlarını Allah'ı (cc) hükmü gibi dayatabiliyor.

Her hangi bir üstad--şeyh-hocaefendi'yi izleyenlerin akılları bu zevatın akıllarının baskısı altında bulunuyor. Her hangi bir üstad-şeyh-hocaefendi'yi izleyenlerin akılları bu zevatın akıllarının ve yöntemlerinin baskısı altında bulunan akıllar, hiç bir şekilde bir entelektüel gelişme kaydedemiyor, tek boyutluluktan kurtulamıyor. Tek boyutluluk başka bilinç ve yaklaşım biçimleriyle etkileşim içerisine girilmesine imkan vermiyor." ( a. g. dergi. sayfa 30 )

Maalesef, kamplaşma, tek boyutluluk, bir yere sıkı sıkıya yapışmak, ümmeti ve bilhassa milletimiz bu günlere getirmiştir. Hatta diyebilirim ki, söz konusu bu kamplaşma rezaleti, Kur'an'ı ve sahih sünnetin bile önünü kapatmış, liderleri, neredeyse vahiy alıyormuşçasına başlarına buyruk, Kur'an'sız bir şekilde hareket ve amel etmektedirler.

Söz konusu kamplaşmaların zihin dünyalarında, hayal ve rüya alemlerinde iyilikten, sevgiden, kardeşlikten, ümmet ve millet bütünlüğünden bahsetmek abesle iştiğal olmaktadır. Örneğin;

Menzil müridanı, Cübbeli müridanı ile bir araya geliyor, hasbihal ediyor, ümmete ve millete hizmet ediyorlar mı veya düşman kardeşler mi? Maalesef;

" Mutasavvıflara özgü bir din anlayışı İslam'ın yerine ikame edilmeye çalışılıyor. Tasavvuf terminolojisinin K. Kerim'den bağımsız bir biçimde oluşturulduğunu biliyoruz. Bu terminoloji ilahi vahye değil, ilham ve keşfe daha çok önem veriyor.

Aziz İslam Şeriatı bize insan sezgilerinin, rüyalarının, sözlerinin mutlaklaştırılması kadar büyük bir sapıklık olmadığını öğretir. İslam'ın tarih dışı sayılmak istendiği bir dönemde, tasavvufun sistem tarafından her tür ilgiye mazhar olması üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Kitaplarını Allah'tan aldıkları emir üzerine yazdıklarını iddia eden; kitaplarını, peygamber Efendimizin kendilerine rüyalarında yazdırdıklarını iddia eden/edebilen zevatın bu gün bütün entelektüel çevrelerde büyük bir entelektüel itibarları var.

Bunları konuşmak/tartışmak gerekir. Geçmişte olduğu gibi bu günde , pek çok nevrotik narsist Müslümanların ufkunu kapatıyor. Bir söyleşinin sınırları içerisinde aklıma gelenler bunlar. Ancak, tasavvufun mahiyeti/ dünü/bugünü çatışmacı bir dil yerine eleştirel ve kuşatıcı bir dille daha geniş bir zeminde tartışılabilmelidir." ( a. g. d. say.33)

Netice olarak;

A. Müftüoğlu kardeşimizden, yazılarımda bölüm bölüm istifade etmekteyim. Neden ve niçin? Çünkü, Müftüoğlu bey efendi, korkusuz, korkmayan, lafını eğip bükmeyen bir zatı muhteremdir.

Tüm hayatını Kur'an'a adamış bir yiğittir. Öylesine, hiç bir kimsenin elini, eteğini öpmemiş, himmet beklememiş, mutasavvıf geçinenlerin rüyalarına ihtiyaç duymamıştır.

Zaten, her Müslüman birey, A. Müftüoğlu gibi, mes'eleyi incelese, irdelese, vallahi!.. milletimiz arasında ne Fetö vahşeti olacaktı, nede, Menzil kamburu, nede Efendi hazret (!)leri saçmalığı boy atarak büyümüş olacaktı!..

" İnanmak ve yaşamak" mevzuunun önünde bir hayli hankidap, engel ve mania gibi duran bu tür Rüyacılar, Mesihler, Mehdiler, Deccaliyet fikrinin savunucuları olmuştur. Bunlara dokunulduğu vakit, vallahi, insanların o anda cehenneme atıldıkları müşahade edilmektedir.

Dolayısıyla, vahyedilen dinin karşısında, asırlardan beri bunlar durmuş, durmaya da devam edeceklerdir. Çünkü, bunlar, ha bire din uydurmaktadırlar. Ama, bu dinleri, Kur'an'sız, sahih sünnetsiz bir dindir. Selam ve dua ile..
Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık