ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

İran Şiiliği
  İRAN ŞİİLİĞİNİN İÇ YÜZÜ VE ÇALDIRAN ZAFERİMİZ!.. 5-
 
 
    Son yıllarda yaşanmakta olan Suriye olayları, katliamları, vahşeti, ırza tecavüzleri, evlerin virane oluşu, şehirlerin harabeye dönüşü, taş taş üstünde kalmayışı, insanların toplu toplu oraya-buraya hicretleri, savruluşları, bizlere, İran Şii Müslümanlığını(!) etraflıca tanıtmış, tanıştırmış oldu!..
 
    Hani, senelerden beri, İsrail siyonizmi ; Filistin'li, Gazzeli Müslümanların diri diri, canlı canlı kaburgalarını kırarken, öldürürken, şehid ederken, "Yahudi"dir, " gavur"dur, " İnançsızdır" " Siyonist"tir, ne yapsa yeridir diyorduk.
 
    Oysa, kıblesi Kâbe, Kitabı Kur'ân, bir Allah'ı olan, Peygamber'i Hz. Muhammed olan İran Şia'sı; ne yazık ki, Ruslarla, İsrail'lilerle, zalim Beşşar Esed'le ve benzeri müşriklerle birleşip, Suriye topraklarında, hiç bir vicdanın, hiç bir inancın kabul edemeyeceği  zulmü, acımasızlığı, hainliği, hiyaneti , sapıklığı hiç acıma duymadan dünyanın gözü önünde icra etmektedir!..
 
    Bu noktadan hareketle, diyorum ki;  büyük sultan, cihangir padişah Yavuz Sultan Selim Han; ruhun şad, makamın cennet, arkadaşın ve arkadaşların Resulullah (sav) ve sahabe-i kiram olsun diyorum!..
 
    Çünkü, o büyük ruhu, halen anlamayan, anlayamayan cüceler, cüce beyinliler utansınlar!.. Yavuz; yok şu kadar Alevi katletti, yok bu kadar Bektaşi'yi öldürdü vb. yersiz, temelsiz, çürük iddialarla cihangir padişahı suçlamaktadırlar!..
 
    Hayır!.. Hayır!.. Yavuz Selim; tıpkı günümüzde olduğu gibi, İran Safeviliğinin farkına varmış, insanlık için, Müslümanlık için büyük tehlike arzettiğinden dolayı, önceleri Sünni olan, sonradan sapıklığı tercih eden aslı, nesli Türk olan  Şah İsmail'e karşı gereğini yerine getirmiştir! Makamı cennet olsun!..
 
    Ve Çaldıran zaferimiz!..
    " Yavuz Selim 23 Ağustos 1514 sabahı düşmana hücum etmek üzere ordusunu tepelerden ovaya indirerek şu şekilde harp nizamı almıştı:
    Sağ cenahta Sinan Paşa'nın kumandasında Anadolu ve Zeynel Paşa'nın kumandasında Karaman kuvvetleri. Sol cenahta Rumeli  beylerbeyi Hasan Paşa'nın kumandasında Rumeli kuvvetleri, merkezde de Yeniçeri, cebeci, topçu ve sipahi bölüklerinden oluşturulan kapıkulu askerleri vardı.
 
    Ordunun başkomutanı olan Yavuz Selim, yanında veziriazam Hersek zade Ahmet Paşa, ikinci vezir Dükakinzade Ahmet Paşa ve üçüncü vezir Mustafa Paşalar ile kazaskerler ( ordu kadısı/askeri kadı) bulunduğu halde merkezde süvari, silahtar, ulufeci bölükleri ile birlikte yeniçerilerin arkasında yerlerini almışlardı. Arabalar ile develer yeniçerilerin önünde bir siper teşkil ediyordu.
 
    Muharebenin ilk safhasında savunmada kalmak ve düşman taarruzunu kırdıktan sonra bir karşı taarruzla kati neticeye ulaşmaktı. Bu maksadı elde edebilmek için merkezde bulunan yeniçerilerin sağ ve soluna 200'e yakın yakın top yerleştirilmiş ve bu toplar zincirlerle birbirlerine bağlanmıştı.
 
    Bu topların gizlenmesi ve düşmana silah yönünden bir baskın yapılabilmesi için topların önünde Anadolu ve Rumeli azaplarından bir perde vücuda getirilmişti. İran Ordusu süvari birlikleriyle taarruza geçtiği zaman, mevzilenmiş bulunan topların önündeki azaplar, topların arasındaki aralıklardan süratle geriye çekilecekler. Osmanlı topçusu yaylım ateeşi açarak, bu suretle düşman taarruzu kırılacaktı. Nitekim Çaldıran Muharebesi bu plan dahilinde başlamıştı.
 
    Çaldıran harekatına başlangıçta ( Kayseri-Sivas bölgesine kadar) toplam 140.000 kişi katılmıştı. Burada yapılan yoklamalardan sonra, 40.000 kişi Kayseri-Sivas arasındaki bölgede geri bölgenin güvenliği ile ileriye dönük ikmal ve iaşe faaliyetlerini hafifletmek nedeniyle bırakıldığından, Çaldıran harekâtına ortalama 100.000 kişi katılmıştı.  Çaldıran'da Osmanlı Ordusunda 200 kadar da top mevcuttu. Osmanlı Ordusu sağ cenahı, merkez ve sol cenahı olmak üzere üç grup halinde tertiplenmişti.
 
    Önce TebrizDe toplanmış olan ekseriyeti Ustacalı, Afşar, Varsak, Dul Kadirli, Ruumlu ( Anadolulu), Kaçar ve Karamanlı gibi Türkmenlerden oluşan 80.000 kişilik İran ordusu ise yığınağını Hoy Sahrasında tamamlamıştı. Buradan da Çaldırana yürümüş ve Çaldıran Sahrasında ovanın oldukça hakim tepelerine yerleşerek, Osmanlı Ordusunun gelmesini beklemişti.
 
    İran Ordusunun önemli bir kısmı Azeri Türkleri ve Türkmenlerden Kurulu olduğu için bu askerlerde cengâver ruhlu idi. Şah İsmail, tahta ıktığı tarihten, Çaldıran seferine kadar gelinceye kadar geçen 12-13 yıl zarfında 14 hükümdarı ortadan kaldırmış olduğundan, kendisinin ve İran Ordusunun da morali yüksekti." ( izzettincopur.com)
 
   İşte, bu minval üzere, iki ordu, 23 Ağustos 1514 Çarşamba günü iki ordu birbirine girmiş, savaş başlamış, sabahın seherinde saat 04.00 sularında iki ordu birbirine saldırarak, o gün akşama kadar ölüm-kalım hali aynen devam etmiştir.
 
    Her taraftan kuşatılmış bulunan Şah'ın emrindeki kuvvetleri, çoğunluğu aşağı-yukarı imha edilerek bir kısmı da esir alınmış oldu. Şah; Yavuz'un; gücü karşısında tutanamayarak kaçmak zorunda kalmıştı. Giiyinişi ve teçhizatı aynen Şah İsmail çıfıtına benzeyen Şah'ın erkânından olan Mirza Sultan Ali, şahı kurtarmak için ileri saflara atılmış " Şah benim" demek suretiyle pis canını feda etmişti.,
    Savaş meydanından 15 kişilik maiyetiyle Şah kaçarak canını kurtarmıştı. Türk ordusu mensuplarının, Şahı bir hayli kovalamalarına rağmen ele geçirilememişti. Savaş meydanında, Şah İsmail'in hanımlarından Bağdat Hâkimi Hülefa Bey'in kızı Taçlı Hanım da esir alınmıştı.
 
    Bu zaferin akabinde, Osmanlı ve Türkiye coğrafyasının iç ve dış durumu değişmiş, huzur, rahatlık, emniyet ve güven ortamı tesis edilmiş oldu. Onun içindir ki, Türkiye'mizin, siyasi haritası bu günkü hali, Çaldıran'da dökülen aziz Türk askerlerimizin kanlarıyla çizilmiştir.. Ruhları şad olsun!..
 
    Netice olarak;
    İşte, Hz. Hüseyin (ra) sevdası ve sevdalısı olmak böyle olur dercesine, Yavuz han, kısa süren padişahlığına rağmen, büyük işlere imza atmıştır. Oğlu Süleyman'a, büyük bir hedef, plan çizen Yavuz han, idealist, inanmış, mümince, sade yaşayışıyla bu gün bile dillerden düşmemekte, adı geçtiği zaman insanlar, ister onu sevsinler, isterse sevmesinler bir ürperti, bir heyecan içerisine düşmektedirler..
 
    Yavuz Selim Han'ın ideali, Hz. Hüseyin (ra)'ın davasını yaşatmak, onun kıyamının halifelik, mevki, makam olmadığını ispat etmekti. Hz. Hüseyin (ra)'ın, davasının, İslam'ın; hanedanlığa, krallığa, despotizme dönüşmemesini sağlamaktı. Onun içindir ki,
 
    Yavuz han; sade yaşamı ile, lüksten, konformizmden uzak haliyle tıpkı bir sahabe gibi yaşamış,  o şiddetin, o öfkenin altında munis, sevecen, Kur'an aşıklığı, Allah'la bir olma hali bulunuyordu.
 
    Son döneminde, Lala'nın " bu gün, Allah'la bir olma zamanı" sözüne kızarcasına, " Lala!.. Sen, benim kimle beraber olduğumu zannediyorsun?" diye çıkışması, oğlu Süleyman'ın, bir gün cicili, bicili giyinmesine kızarak; " Oğlum Süleyman!.. Annene giyecek bir şey bırakmamışsın" diye ikap ve azarda bulunması bu olgunluğunun, yliğitliğinin göstergesidir.
 
   Oysa, İran Şahları olsun, Humeyni ve diğerleri olsun, depdebe içerisinde yaşarken, manende, peygamberi geri planda bulundurmak için , peygamber olduğunu ilan edecek kadar zavallılaşmışlardır!..
 
    İslam'a hizmeti geçmiş tüm Türk büyüklerini, Fatih'leri, Yavuz'ları ve II. Abdülhamid Hanları saygı ile, sevgi ile selamlar, makamlarının cennet olmasını niyaz ederim.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 
 
 
   
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık