Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

İslam Dünyası İslamı Nasıl Anlıyor

      " İSLAM DÜNYASI,  İSLÂM'I; NASIL ANLAYACAĞINA HENÜZ KARAR VERMİŞ DEĞİL!"
 
 
    " Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır." ( Bakara sûresi, âyet 208)
 
    " Size ( Kur'an ve Sünnet gibi ) apaçık deliller geldikten sonra, eğer barıştan saparsanız, şunu iyi bilin ki Allah azizdir, hakîmdir." ( Bakara sûresi, âyet 209)
 
    Sanırım; yazı başlığımız mes'eleyi;  izah bakımından, bizlere kolaylık, yol göstericilik sağlamaktadır!.. Şöyle ki, 15 asırlık İslam dünyasına nazar ettiğimiz vakit, ilk 30 seneyi çıkardıktan sonra, ümmet; İslam'ı anlamada, Kur'an'ın emirlerini yaşamakta başka mecralara, başka lüzumsuz ve gereksiz yollara sapmıştır!..
 
    Örneğin; evlad-ı Resul'ün topluca katledilmesi ve imhası, bu asil ve temiz soyun yeryüzünden isimlerinin silinmesi için her türlü çirkinlik yapılmış, hatta evlad-ı resulün kabirlerinde rahat uyumalarına bile imkân tanınmamıştır.
 
    İşte, zikredilen tarihten bu yana da, alemi İslam; İslam'ı nasıl anlayacağına , nasıl yaşayacağına bir türlü karar verememiş, bir o yana, bir bu yana yalpa yaparak, hatta yerlerde yüz üstü sürünerek yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedir!..
 
    Camilere giriyoruz; Kur'an okunuyor, hatimler indiriliyor ama, anlaşılmadan ve emirleri yaşanmadan sadece sayfaları çevrilerek, okuyanın da güzel sesinden istifade, ritmli okuyuşuna kendimizi kaptırarak baş sallayarak dinlemekteyiz!..
 
    Sonra da, okuyan zat-ı muhterem, dirileri düşünmeden, dirilere hitap emirleri anlatmadan sadece ölüleri kurtarmak, ölü ruhlarına okunan Kur'an'ları hibe ve hediye etmektedirler.
 
    Kılmış olduğumuz namazlarımızla dirilemiyoruz!.. Esneye esneye kör-topal kılmış olduğumuz namazlar, Kur'an'dan ve onun İslam'ından bir iz taşımamaktadır!..
 
    Tutmuş olduğumuz oruçlarımız; zengin iftar sofralarına dönüşmüş, zenginlerin, kodamanların, patronların, kapitalistlerin birbirlerini davet ettiği, sofraların birinin inip, birinin kalktığı , fakirin, ezilmişin, züefanın tamamen dışlandığı ballı börekli sofralar haline dönüşmüştür.
 
    Hac da aynıdır!.. İçerikten mahrum, lüks otellerde konaklama, Zam zam Tower'lerde balayı yapma, tatil işlevi görevi  durumuna düşürülmüştür.. Üstün körü hemen bir tavaf, ondan sonra da, ver elini çarşı-pazarlarda " Madein China" mallarını bohçalarına, valizlerine doldurma merasimine dönüştürülmüştür.
 
    Ya zekat emri? Vallahi; zekat emri de, fakirleri kandırma, gariblerin, miskinlerin, dulların, yetimlerin, öksüzlerin, kimsesizlerin gözlerini boyamaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. Onun içindir ki;
 
    Alemi İslam; halen İslam'ı nasıl yaşanması gerektiğine, nasıl anlaşılmasına bir türlü karar vermemiş, mezhepçilik, grupçuluk, hizipçilik, tarikatçılık uydurmalarının içerisinde boca olmuş, öylece bir o yana , bir bu yana savrulup gitmektedir.
 
    Ayrıca, her cemaat, her grup, her fırka, şeyh, üstad, ağabey, gavs , cemaat kendisini İslam ve peygamber kabul etmiş, diğerlerini din dışı, İslam düşmanı görmektedirler!.

 
    Evet, alemi İslam; hali hazır, Emeviyye'den bu yana, Kur'an'ın; Kur'an'ın emrettiği İslam'ı; nasıl anlayacağına, nasıl yaşayacağına bir türlü karar verememiş, perişan, sefil bir şekilde idame-i hayat etmektedir!.. Onun içindir ki;
 
    Tüm İslam ülkeleri perişan, mağdur ve fakirliiği " kader" edinmiştir!.. Yokluk, sefalet, hastalık, cahillik, bağnazlık, taassup, Kur'anî emirleri içlerine sindirememe gibi yanlışları olmazsa olmaz gibi kabul ederek kör topal yuvarlanıp gitmektedir!..
 
    İşte, bundan dolayıdır ki, süper güçler, alemi İslam'ın boşlukta olduğunu, gezindiğini, alık alık zaman kaybettiğini bildiği, aşina olduğu için, ümmetin; yer altı, yer üstü tabii zenginliklerini kendi ülkelerine kaçırmakta, Müslümanları da, yanlış " kader" anlayışları ile baş başa koymuşlardır.
 
    Bölücük, intihar saldırıları, mezhepçilik, grupçuluk, cemaatçilik bir türlü Müslümanların belini doğrultmamakta, gün geçtikçe, ağırlığını, baskısını alabildiğince yoğunlaştırmaktadır.. Bilmem ki, ne zamana kadar?
 
    Ne olurdu, ümmetin, her İslam ülkesinin bilginleri, okumuşları, entelektüelleri, Kur'an insanları bir araya gelmiş olsalar da, yaşanan çirkinliğe, hastalığa, cehle, cehalete, bağnazlığa çözüm yolu bulmuş olsalar!..  İsterseniz, Asr-ı Saadetten bir manzara arzedelim:
 
    " Mekke'nin fethinden sonra Hz. Peygamber (sav) Hevazin ve Sakif kabilelerinin üzerine yürüdü. Yeni katılanlarla birlikte 15 bin civarında hayli kalabalık bir orduyla fatih muzaffer bir edayla, 4 bin civarındaki düşman kuvvetleriyle karşılaştılar.
 
    Müslümanların içinden " Mekke'yi de fethettik, artık kimse bize karşı koyamaz, topu topu dört bin kişiler." sesleri yükselmekteydi. Dağılan düşman ordusuna bakarak ganimet toplamaya dalan Müslümanlar, düşmanın toparlanıp şiddetli bir ok yağmuruna başlamasıyla gerisin geri kaçmaya başladı.
 
    Eline ganimetten bir parça geçiren geri dönüp kaçıyordu. Ordunun dağılmaya yüz tutması üzerine ovada bir ses yankılamaya başladı: " Ben nebiyim, yalan yok, Ben Abdumuttalib'in torunuyum!" diye bağıran bu ses, atını mahmuzlayarak düşmanın üzerine atılıyordu.
 
    Atın hemen yanındaki bir kaç kişiden " Ey Allah'ın kulları! Ey Ashabu'l-Şecere, Ey Ashab-ı Suretu'l-Bakara! Kaçmayın, geri dönün!" sesleri yükseliyordu. Bunun üzerine kaçmakta olanlar gerisin geri dönerek kişneyerek şaha kalkan, elindeki çakıl taşlarını ata ata düşmanın üzerine yürüyen bu cesur sesin etrafında kenetlendi.
 
    Hepsi birden tekrar yekvücud oldular ve son bir hamleyle düşmanı bozguna uğrattılar. Doğruluk ve dürüstlük timsali ( el-emin) olmakla beraber, cesareti ve yiğitliği ile de gerçek bir lider olduğunu gösteren ve orduyu dağılmaktan kurtaran bu atlı Hz. Peygamber (sav)'den başkası değildi.
 
    Demek ki onun dikkat çeken özellikleri, kılık kıyafetinde, din otoritesi olmasında, tapınak rahipliğinde, gizemli, sırlı, büyülü, tütsülü tavır ve edalarında değil; dürüstlük abidesi ( el-emin) karakterinde, benliğini kuşatan yetim yüreğinde , muazzam ahlakında (hulg azim);
 
    Haksızlıklara tahammülü olmayan karakterinde, adalet özleminde, yalnızlığa bürünüşünde ( müddessir); ağır sorumluluklar hissedişinde ( müzzemmil), ufuklara dalarak yaşadığı korku ve titreme ( huşu) ile kalabalıklar içinde kendini gösteren atılgan ve cesur kişiliğinde aranmalıdır.
    Şimdi, böylesi bir kişilik hiç bu günkü " din adamı" profiline benziyor mu?" ( www.erdemyolu.com) Yani, 21 nic asırda Kur'anî emirleri içlerine hazmettirememiş yığınlara, kalabalıklara hiç benziyor mu?
 
    Netice olarak;
 
    Başlığımızdan da anlaşılacağı üzere, " İslam dünyası; İslam'ı nasıl anlayacağına henüz karar vermiş değildir." Eğer, karar verilmiştir, her taraf güllük, gülistanlık diyorsanız, buyurun gösterinde, bizler de memnun olalım!..
 
    Dağılmış, ayrılık, cehil, cehalet, Kur'an kültürsüzlüğü, İslam'ı, mezhebi açılardan değerlendirme, ictihad kapısını bu sebeple kapatma bu sözlerimizi teyid etmektedir.  
 
    Ülkemiz de; bir kısım küçük cemaatler, tarikatlar, şeyhler, gavslar, " Ehl-i Sünnetiz" adı altında, Kur'anî çalışmalara hücum etmekte, her türlü ilmi gelişmeleri, yenilikleri reddetmektedirler!.
 
    Mes'eleyi, sadece kılık kıyafet, gümüş yüzük takmak, misvak kullanmak, cübbe , sarık ve uzun sakal bırakarak İslam'ın bunlardan ibaret olduğunu savunmak gibi..
 
    Hani, Resulullah (sav)'in, fetih anlayışı, cihad emri, dik durun tavsiyesi? Kur'an ve Sünnete yönelme emri?.. Evet, Alemi İslam; İslam'ı, Kur'anî emirleri bihakkın yaşamaya, okumaya, anlamaya başlamış olursa, işte o zaman kurtulduğumuz gün olacaktır!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir      

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık