Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

İslam'ı Yeniden Nasıl Düşünebiliriz?
" Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resul'e gelin" denildiği vakit, " Babalarımızı üzerinde bulduğumuz ( yol) bize yeter" derler. Ataları hiç bir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?" ( Mâide sûresi, âyet 104 )
    Yüce İslâm, Allahü Teala tarafından Resulullah (sav)'e emredildiğinden bu yana, bağrında bir çok müçtehidler, ilim adamları, düşünürler, düşünce insanları yetiştirmiş, söz konusu yetişen İslam kahramanları , gecelerini gündüzlerine katarak, asırlar boyunca Müslümanlara hizmet etmişlerdir.
    Resulullah (sav)'den tevarüs etmiş bulundukları emaneti, Yemen'e, Kûfe'ye, Basra'ya taşımışlar, Türkistan topraklarını ilmin vermiş olduğu nurla aydınlatmışlardır.
    Zaman olmuş, söz konusu ilim sahibi müçtehidler, kralların, sultanların, saltanatçıların baskılarına maruz kalmışlar, zaman olmuş, hapsedilmişler, zaman olmuş şehadet şerbetini içmişlerdir. Yani, Ebu Hanife, Hammad, Ömer bin Abdülaziz, Malik, Ahmed bin Hanbel, Evzai, Süfyanı Sevri, İbni Teymiyye, İbni Kayyim, M. Abduh, C. Efgani, R. Rıza, M. Akif, Ahmet Akseki, Şah Veliyyullah Dehlevi, Fazlurrahman, İkbal vb. isimlerini sayma imkanımız olmayan düşünürler ve aydınlar!.. Ebu Hanife (ra)'in şu muhteşem savunmasını unutmayalım:
     Hz. Osman meselesi.
    " Kûfe'de " Hz. Osman'ın Yahudi" olduğunu iddia eden bir adam vardı. Ebu Hanife (ra) bu şahsa, azim bir hata içerisinde olduğunu göstermek ve hidayetine sebep olabilmek için ziyarete gider ve " Sana dünürlüğe geldim" der. Adam:
    -Kime? - Asil, zengin, hafız, cömert, geceleri ibadetle ihya eden, Allah korkusundan çok ağlayan bir adama. - Daha fazla sayma, yeter, bu meziyetlerin bir kısmı bile söz konusu kişinin kızımla evlenmesi için kafidir.
  -  Fakat damat adayının bir özelliği var. - Nedir o? - Yahudi imiş. - Sübhanallah! Kızımı bir Yahudi ile evlendirmemi mi istiyorsun? - Evlendirmez misin? - Tabii ki hayır.
    - Sen kızını Yahudiye vermezsin de, Efendimiz (sav) iki kızını Yahudi olduğunu iddia ettiğin Hz. Osman ile evlendirir mi? Bu cevap üzerine adam tevbe etti." ( ihsansenocak.com) Konumuza, çok sevmiş olduğum şiirden bir bölümle devam edelim:
    "  Kalk ve uyar
        " Kahrolası yanlış ölçüp biçenleri
        Bunlar eskilerin masallarıdır diyenleri"
        Çağın Velid bin Muğire'lerini
        Mala mülke tamah edenleri
        Uyar ki son bulsun eşyanın uğultusu
        Sessiz, derinden gelen şirk felaketi
        Gecenin bir yarısında böl uykunu acılarla
        Haydi, kalk ayağa
        Ne korku var ne ümitsizlik
        Yola çıksın aşkın kervanı
        Tüm nehirler sana akacak Ya Muhammed
        Uyandır itilmiş, kakılmış, ayağı çıplakları
        Ellerinden tut, bak gözlerinin taa içine
        Topla kanadın altında tüm mazlumları
        Tevhidin ve adaletin gölgesinde." ( B. Doğruer )
    Gönlümüz istiyor ki, şiirde dile getirildiği gibi, her Müslümanın ayağa kalkması, kıyam kıyam yürümesi, hem de İslâm'ı çağın vahşilerine duyurmak için yürümesi!.. Çünkü, azimle, aşkla ve şevkle ayağa kalkmadığımız için, ezilmişliği, rüsvaylığı, asrın çirkinliklerini, emperyal güçlerin üstümüze gelişini yaşamaktayız!..
    Doğru bilgi ihtiyacı:
    " Dinin kendine özgü yapısı, genellikle eleştiriye açık tutulmayan, kaynakları bilinmeyen, herkesin içeriğini kendince doldurduğu kavramlarla örülen, sınırları belirsiz, doğruluğu hakkında ölçüt geliştirilemeyen bir bilgi alanının oluşmasına yol açmıştır.
    Çoğu zaman, bu alanın, sorgulanmaksızın kabul edilmesi gereken bilgilerle dolu olduğu zannedilir. Bu belirsizlik, ölçüsüzlük ve gizem, çarpıklıkların, yanlışların meşrulaştırılmasını, hatta din istismarını kolaylaştırmaktadır. İnsanın her alanda doğru bilgiye ihtiyacı vardır; ancak, din alanında doğru bilgiye olan ihtiyaç, bütün insanlığın geleceğini etkileyebilecek kadar önemlidir.
    Bireyin ve toplumun din anlayışı, din hakkındaki bilgilerle kurulur. Vahye, akla ve gerçeklere aykırı bilgilerle kurulan din anlayışının, bireye ya da topluma herhangi bir fayda sağlayacağını, herhalde kimse iddia etmeye kalkışmaz. Hegel'in dediği gibi; " Tanrı kavramı çarpık olan bir toplumun, devleti de hükümeti de, kanunları da çarpık olur."
    Din, esas itibariyle, soyut bir kavramdır; sadece insan zihninde vardır.  İnsanın dışında Allah vardır; peygamber ve kutsal kitap da vardır.  Ancak, Allah'a inanan bireydir. Allah inancını benliğinin derinliklerinde hisseden, inancı içselleştiren, davranışlarına yansıtan da bireydir.
    Din bireyi, birey de dini biçimlendirmektedir. Din, bireyin ve toplumun gelişmişlik düzeyine, bilgi birikimine göre kendine özgü bir yer edinmektedir. Bazen, bütünüyle paradigma görevi görmekte; bazen de bireyin temel paradigmasının oluşmasında en etkin unsurlardan birisi olmaktadır.
    Din, herkesin bildiğini sandığı, ancak ele avuca sığmayan, kolay kolay tanımlanamayan bir şeydir. Bu durum, dinin dinamik bir olgu olmasını sağlamaktadır. Dini anlayan da yaşayan da insanın ta kendisidir. Din hakkındaki " kurucu" nitelik taşıyan temel bilgiler, akla ve vahye uygun olmadığı zaman, ortaya çıkan anlayış doğal olarak sağlıklı olmayacaktır.
    Örneğin, insanın bilgi boyutu ihmal edilip, iman bir takım ön kabullere körü körüne inanmak olarak anlaşılırsa, iman ve akıl birbirinin alternatifi konumunda olacaktır. Böyle bir durumda ne eleştirel yaklaşımdan ne de doğru bilgiden söz edilebilir. Oysa bilgi olmadan iman olmaz. Eleştirel yaklaşım olmadan da " kurucu" bilgiler tesadüfen doğru olabilir." (www.degbirder.com. H. Onat)
    Evet, " İslâm'ı yeniden nasıl düşünebiliriz?" mevzuu önemli, ciddi, yerinde konuşulması, üzerinde günlerce, aylarca, yıllarca talim yapılması gereken bir konudur. Bilhassa, bizim toplumun avam kesiminden ziyade, kendi çaplarında dini, Kur'ânî, Nebevî tahsil yapmış, kariyer sahibi ilahiyatçı hocalarımızın gündemlerini meşgul edecektir ve etmelidir.
    Maalesef; Başkanlığımız, bu konuda sınıfta kalmıştır.. Mes'elenin, çok çok arkasından gelmekte, birileri dini alanlarda güne göre  fetva vermekte, Başkanlık ilk anda tepkisel bir duruma girmekte ise de, sonun da, "bunlar dinin emridir" diyebilmektedir.
    Halbu ki, güncel mes'eleleri, çözüm ve çare bekleyen hususları ilk önce Başkanlık ele almış olsa da, hal  çaresi bularak, insanlarımızı aydınlığa kavuşturmuş olsaydı!.. Olmadı ve olmuyor!..
    Günümüz dünyasında, Müslümanlar, hâlâ on altı rekat cuma namazı kılıp, üstüne üstlük bir o kadarda tesbih çekmekle, hatim duaları yapmakla,  insanlar, camiden, cemaatten usandırılıyor iseler, vay bizim halimize, demekten başka söz bulmamız mümkün değildir.
    Cuma günleri kadınların camilerden kovulması, her hafta camilerde imamlar tarafından kıyılmakta olan sahte, tek taraflı nikah kıyma merasimleri, devirler, telkinler, anlamsız bin bir hatimler, sakal kıllarını gezdirmeler ne zamana kadar devam edecektir?
    Kadınların, camilerden kovulmasının yanı sıra, onların şahitliklerinin kabul edilemiyeceği, miras hakları, erkek hegemonyasıına körü körüne itaat, dövülmeler, vurulmalar, kırılmalar, canhıraş feryatları neyin nesidir? ne zamana kadar sürmüş olacaktır? 
    Netice olarak;
    " Dinin dinamik yapısı, insan ürünü olan kurumlaşmanın açık uçlu olmasını beraberinde getirmektedir. Toplumsal değişmenin yavaş seyrettiği dönemlerde, dinin dinamikliğinden söz etmenin hiç bir anlamı olmaz; çünkü, değişimi farketmek mümkün değildir.
    İşin ilginç yanı, değişim çok hızlı olduğunda da onu farketmek bir hayli zor olmaktadır. Bu durum, bir yandan geçmişin, bütünüyle din gibi algılanmasına ve kutsallaştırılmasına yol açmakta; diğer yandan da din zırhına bürünen her şeyi insanın anlama menzilinin dışına taşıyarak, eleştiriden uzak tutmaktadır." ( a. g. site)
    Demek ki, Kur'ân; her çağın, bütün zamanların baş ucu kitabı olduğuna göre, ana kaynak, anayasası olduğuna binaen, Müslümanların, değişen şartları, zamanları, medeniyetleri, teknik ve teknolojileri, tıbbî, psikolojik, sosyolojik değişmeleri, fizik, kimya, astronomi vb. gelişmeleri, atılımları, yenilikleri iyice idrak etmesi, algılaması Kur'anî bir çalışma ve emir olacaktır!..
    Aksi halde, mezhep imamları devrine, zamanına takılıp kalırsak, neslimiz, ileri zamanlar da bizlere beddua edecek, onun, bunun kapısında kul olmaktan kurtulamayacaktır!..  Halbu ki, batı insanı, Müslümanların kapısında özengi öpmesi, önünde " eyvallah!" etmesi lazımdı. Ne acı ki, edememektedir, şu anda da etmeye meyilli gibi değildir.
    Rabbimiz!.. Ümmete, Kur'ânî anlayış, fehim nasip eylesin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık